“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” bu yıl 70’inci yaşına bastı!

Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 1948 yılında kabul edilen “İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi” bu yıl 70’inci yaşına bastı. DW Türkçe, her yıl dünya çapında kutlanan “10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü” vesilesiyle Türkiye’nin insan hakları karnesini mercek altına aldı.

Türkiye’de 15 Temmuz 2016 darbe girişimi ile darbe girişimi sonrası ülke genelinde ilan edilen ve iki sene süren Olağanüstü Hâl (OHAL) dönemi insan hakları tablosunu da olumsuz yönde etkiledi. Ceza infaz kurumları, bu durumdan etkilenen yerlerin başında geliyor. OHAL döneminde mahkûm sayısındaki artışla beraber cezaevlerindeki sorunların da arttığı Adalet Bakanlığı tarafından da dile getirilen bir gerçek.

Bakanlık, TBMM Dilekçe Komisyonu’na ulaşan bir talebe verdiği cevapta, “Son zamanlarda ceza infaz kurumlarında aşırı artış nedeniyle kapasite sıkıntısı yaşanmaktadır. Aşırı kalabalıklaşmanın yanı sıra hükümlü ve tutuklu profilinin çeşitliliği ve örgüt sayısındaki fazlalık kapasite sıkıntısının daha fazla hissedilmesine neden olmaktadır” demişti. Adalet Bakanı Abdulhamit Gül geçen ay yaptığı açıklamada, cezaevlerinde 16 Kasım 2018 itibari ile 202 bin 434’ü hükümlü, 57 bin 710’u tutuklu olmak üzere 260 bin 144 kişinin bulunduğunu söyledi.

Cezaevleriyle ile ilgili sıklıkla gündeme gelen diğer konular ise kötü muamele, işkence, şüpheli ölüm ve intihar vakaları. Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) raporuna göre, OHAL döneminde tutuklanan en az 50 kişi intihar ederek hayatına son verdi. Hak ve Adalet Platformu tarafından hazırlanan “OHAL’de Yaşanan Hak İhlalleri ve Sosyal Boyutları” raporunda, cezaevlerindeki tutukluların yüzde 16,7’si intihar etmeyi düşündüğünü, intihar planı yaptığını ya da intihar girişiminde bulunduğunu söyledi. Aynı rapora göre, darbe sonrası OHAL döneminde gözaltına alınan kişilerin yüzde 23,5’i ise kötü muamele ve işkence gördüğünü ifade etti. En sık yaşanan kötü muamele ve işkence iddiaları arasında, psikolojik baskı, sözlü şiddet ve tuvalet-banyo kısıtlamaları yer aldı.

İki yıllık OHAL döneminde 36 Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çıkarıldı. Meclis’te CHP, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Saadet Partisi’nin geçen Ekim ayında yaptığı ortak açıklamaya göre, OHAL döneminde 134 bin 207 kamu personeli ihraç edildi. CHP’nin “OHAL’le Geçen 2 Yıl/Sivil Darbenin Bilançosu” adlı raporuna göre, en fazla ihraç 41 bin 797 kişiyle İçişleri Bakanlığı bünyesinde yaşandı. Ayrıca, OHAL’de çıkarılan KHK’lar, örgütlenme alanındaki faaliyetleri de etkiledi. KHK’lar ile 19 sendika, bin 431 dernek ve 145 vakıf ve 375 sivil toplum kuruluşu kapatıldı.

Türkiye, Avrupa Birliği raporlarında işçi ölümlerinin en fazla yaşandığı ülke sıralamasında ilk sırada yer alıyor. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi verileri, 2018 yılının ilk 11 ayında en az bin 797 işçinin hayatını kaybettiğini gösteriyor. Ölümlü kazalar en çok alışveriş merkezi, otoyol, havalimanı gibi büyük çaplı projelerde yaşanıyor. Son olarak, işçi eylemleri ile gündeme gelen İstanbul Havalimanı için Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi tarafından yapılan açıklamada, sadece söz konusu havalimanı inşaatında 52 işçinin yaşamını kaybettiği belirtildi. Ancak sendika yetkilileri, sayının daha fazla olduğunu savunuyor.

ABD merkezli düşünce kuruluşu “Freedom House” tarafından açıklanan “2018 Dünyada Özgürlükler Raporu”nda, son 10 yılda “özgürlüklerin en çok azaldığı ülke” olarak tanımlanan Türkiye, “kısmen özgür” kategorisinden “özgür olmayan ülkeler” kategorisine geriledi. Raporda, ifade ve basın özgürlüğü alanında yaşanan sıkıntılara özellikle dikkat çekildi. Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI), Türkiye’de halen 162 gazeteci cezaevinde bulunuyor.

OHAL ile getirilen yasaklardan LGBTİ’lerin (lezbiyen, gey, biseksüel, transgender, intersex) düzenlediği etkinlikler de etkilendi. Ankara Valiliği, geçen sene Kasım ayında OHAL Kanunu’na dayandığını iddia ederek kent genelinde LGBTİ etkinliklerini yasakladı. Ancak OHAL’in kaldırılmasına rağmen valilik, “toplumsal hassasiyet ve duyarlılıklar” ile “kamu güvenliği”ni gerekçe göstererek yasakların süreceğini duyurdu. İstanbul Valiliği ise 2015’ten beri her yıl yasakladığı “LGBTİ+ Onur Yürüyüşü”ne bu sene de izin vermedi. Bu kararla Onur Yürüyüşü, üst üste dördüncü kez valilik tarafından yasaklanmış oldu. Yürüyüş için İstiklal Caddesi’ne çıkanlar polis engeliyle karşılaştı, bazı kişiler gözaltına alındı.

Kadına şiddet ve kadın cinayetleri, Türkiye’nin insan hakları karnesinin karanlık yüzünde yer alan can alıcı sorunlardan biri olmaya devam ediyor. Öte yandan, kadın cinayetleriyle ilgili resmi veri uzun süredir açıklanmıyor. Fakat İçişleri Bakanlığı bu sene sessizliğini bozarak ilk kez kadın cinayetlerine ilişkin rakamı kamuoyu ile paylaştı. CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer’in soru önergesine verilen cevapta, ilgili birimlere gelen başvurulara göre, 2017 yılında 133 bin 809, 2018 yılının ilk 7 ayında ise 96 bin 417 kadının şiddete maruz kaldığı açıklandı. Son 19 ayda ise şiddet mağduru kadınlardan 393’ünün hayatını kaybettiği belirtildi.

İnsan Hakları Derneği (İHD), 16 Kasım’da paylaştığı bir raporda, son dönemde başta İstanbul, Ankara, Diyarbakır ve İzmir olmak üzere çeşitli şehirlerde onlarca vatandaşın kayıt dışı ifade vermeye zorlandığını iddia etti. 2018 yılında kaçırılma iddiasıyla 44 başvuru aldıklarını belirten İHD yetkilileri, “Kendisini polis olarak tanıtan kişiler önce ‘sohbet etmek’ için bir araya gelmeye çalıştığı kişileri tehdit ediyor, bazen de gözaltı ve tutuklama ya da ölümle korkutuyor” ifadelerine yer verdi.

DW Türkçe’ye konuşan Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Türkiye’de son dönemde ağır hak ihlalleri yaşandığını ancak bu ihlallerin cezasız kaldığını vurguluyor. “İşkence yapanların korunması için düzenlemeler yapılan bir Türkiye’deyiz. Cezasızlık yasal hale getiriliyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları tanınmıyor” diyor. Prof. Fincancı, ifade özgürlüğünü kullananların “terörist” ya da “terörle iltisaklı” addedilerek gözaltına alındığına ve haklarında dava açıldığına dikkati çekiyor. Cezaevlerinde çok ciddi hak ihlalleri yaşandığını ifade eden Fincancı, “Temel gereksinimlerin karşılanması konusunda önemli sorunlar var. Ağır tecrit koşulları var. Bağımsız insan hakları örgütlerinin cezaevlerinde izleme çalışmaları sınırlanıyor, tehdit altında bırakılıyorlar” diyor.

Burcu Karakaş // ©Deutsche Welle Türkçe

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.