12 dernekten siyasilere çağrı, ‘Türkiye iklim için somut adım atılmalı’

İklim değişikliğinin etkilerine en hassas bölgelerden Akdeniz Havzası’nda yer alan Türkiye, hâlihazırda iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine maruz kalıyor; düzensiz ve aşırı yağışlardan, fırtınalardan, sellerden ve kuraklıklardan önemli ölçüde etkileniyor. İklim değişikliği ile mücadelede bazı adımlar atılıyor olsa da, Türkiye son yıllarda iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarını en hızlı arttıran ülkelerden biri.

Türkiye Paris Anlaşması’nı acilen onaylamalı

İklimi korumak ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlamak için atılması gereken önemli adımlardan biri Paris Anlaşması’nın Meclis’te onaylanmasıdır. Fakat Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne taraf 197 ülkeden 177’si Paris Anlaşması’nı onaylamışken, Türkiye henüz Anlaşma’ya taraf değildir. İklim değişikliğinin artık dış politika, uluslararası ticaret gibi konuların temel belirleyicisi konumunda olduğu belirtilen açıklamada, Türkiye’nin, kalkınma vizyonu, programı ve uygulamalarında iklim değişikliğini göz ardı ettiği takdirde, hem iklimi korumanın yarattığı yan faydalardan mahrum kalacağı hem de uluslararası süreçlerde belirleyici rol oynama şansını yitireceği vurgusu yapılıyor.

Türkiye’nin kararlı bir şekilde sera gazı emisyonu azaltım hedeflerini ortaya koyması, iklim dostu politikaları savunarak çevresindeki ülkelere liderlik etmesi ve diğer ülkelere örnek teşkil eden bir azaltım katkı niyeti açıklaması çağrısının yapıldığı basın bildirisinin devamında aşağıdaki konulara ayrıca dikkat çekiliyor:

Düşük karbonlu kalkınma politikası, ekonomik ve sosyal gelişmemize yardımcı olacak

Azaltım ve uyum çalışmaları Türkiye’nin kalkınması için engel değil, aksine kalkınmayı hızlandırıcı araçlardır. Öncelikle yapılması gereken, altyapı yatırımlarının iklim dostu biçimde ve iklim değişikliğine direnci artırarak gerçekleştirilmesidir. Bu şekilde yatırım sürerken ülkemiz kalkınmaya devam edecek, ayrıca iklim değişikliğinin olumsuz etkileri nedeniyle gelecekte görülecek ekonomik kayıplar en aza indirilecektir. Gelecekteki ekonomik büyüme, geçmişin yüksek karbonlu modelini kopyalamak anlamına gelmemelidir. Düşük karbonlu ekonomi ile büyümek ve kalkınmak mümkündür.

İklim değişikliğinden en fazla dezavantajlı gruplar etkileniyor

İklim değişikliğinden toplumun farklı kesimlerinin farklı biçimlerde etkileneceği göz önünde bulundurularak, yüksek risklere daha açık kesimlere (çiftçiler, kadınlar, dar gelirliler gibi) yönelik koruyucu politikalar geliştirilmelidir. İklim değişikliğinin derinleştireceği gelir eşitsizliğine karşı sosyal politikalar oluşturularak iklim adaleti sağlanmalıdır.

İklim dostu su politikaları kuraklığa karşı yarınımızın garantisi

Artan kuraklık riskleri nedeniyle baskı altına giren tatlı su varlıklarını korumak için var olan su kullanım politikaları gözden geçirilmeli; yer üstü ve yer altı su rezervlerini kirleten veya sürdürülemez şekilde tüketen üretim biçimlerinden vazgeçilip daha temiz üretim biçimlerine yatırım yapılmalıdır. Yatırımlar, kuraklığa dayanıklı yerel tohumlar ile karbon emisyonunu azaltarak, suyu ve toprağı iyileştiren tarımsal yöntem ve teknolojileri geliştirmek için yönlendirilmelidir.

Kentlerimizi değişen iklimin etkilerine karşı hazırlamalıyız

Düzensiz, aşırı yağışlar ve yükselen deniz seviyesi nedeniyle oluşabilecek sel ve taşkınları engellemek için özellikle alçak kesimler ile kıyı bölgelerinde gerekli altyapı yatırımlarına öncelik verilmelidir. İklim değişikliği kaynaklı doğal afetler için DASK kapsamında zorunlu deprem sigortası benzeri bir sigorta fonu oluşturulmalıdır. Kentleri de bir aktör olarak tanımlayan Paris Anlaşması’nda da olduğu gibi, ülkemizde de STK’lar, üniversiteler ve özel sektörün önemli çözüm ortakları olarak tanınması önemlidir.

İklim değişikliği bir kalkınma meselesidir ve katılımcı yaklaşımla ele alınmalıdır

İklim değişikliği politikalarının katılımcı, demokratik ve şeffaf şekilde hayata geçirilmesi için çaba harcanmalıdır. Büyümenin hızı kadar niteliği de önemlidir. Düşük karbonlu politikalar daha fazla enerji güvenliği, daha az trafik sorunu, daha yüksek yaşam kalitesi, iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılık, fosil yakıt ithalatından tasarruf, yerel yenilenebilir enerji alanında istihdam yaratılması, insan sağlığının iyileştirilmesi ve hava kirliliğine bağlı erken ölümlerin azalması gibi çok sayıda yan fayda sağlayacaktır. Bu faydaların yaratacağı ekonomik değer yukarıdaki politikaların yürütülmesi için gerekli olan maliyetlerden daha fazla olacaktır.

Bu politikaların başarıya ulaşması için Paris Anlaşması’na taraf olmak ve Anlaşma’nın gerekliliklerini yerine getirmek aciliyet taşımaktadır. Türkiye’nin, “Ulusal Katkı Niyet Beyanı”nı güncellemesi, azaltım hedefini yeniden belirlemesi, iklim değişikliğine uyumu hedeflerine dâhil etmesi ve Paris Anlaşması’nı Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde onaylaması gerekmektedir. Türkiye’nin iklim hareketinde söz sahibi olması, ancak azaltım ve uyum alanında birbirini tamamlayan ulusal-yerel politikaların eş zamanlı gerçekleştirilmesi ile mümkün olacaktır.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği, Doğa Derneği, Doğa Koruma Merkezi, EUROSOLAR Türkiye Yenilenebilir Enerji Birliği, Greenpeace Akdeniz, Kadıköyü Bilim Kültür Ve Sanat Dostları Derneği (KADOS), TEMA Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Yeşilist, Yeşil Düşünce Derneği, Yeryüzü Derneği”

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir