Farkında olmadan yapılan, acımasız bir kuş katliamı

Atila Alpöge, Ekogazete

Son 15 yıl içinde kuşların %30’u yok olmuş gitmiş.  Görüntülerine, seslerine hayran olduğumuz… haklarında şarkılar döktürdüğümüz bu canlıların üçte birini insan denen yaratık (canavar diye mi adlandırmalı?) yeryüzünden silivermiş.  Fransa’nın önde gelen iki saygın kurumunun yargısı böyle.  Gerçi bulguları sadece Fransa’yı kapsıyor, ama başka ülkelerden de benzeri çığlıklar yükseliyor.  Acaba bizde bu kırım yaşanmıyor mu?

Böylesine bir kırımın arılarda yaşandığını biliyorduk.  Bu güzelim canlılar durmadan telef oluyorlardı.  Ülkemizde de.  Tanıdığınız bal üreticilerine bir danışın.  Arıların azalmasından ne kadar ıstırap çektiklerini göreceksiniz.  Bu gelişme bazı cambazlara yeni bir oyun alanı sundu: sahte bal yapmak.  İpsiz sapsız şeyleri şekerleyip, bal diye piyasaya sürmek.  Tonlarca satmak.

Demek ki, kırım sırası şimdi kuşlara gelmiş.  Onları yok etme telaşı içindeyiz.

Yukarıda sözünü ettiğimiz iki saygın kurum 20 Mart’ta bu konuda ortak bir rapor yayımlamışlar.  Bir uyarı bildirisi.  Kurumları tanıtarak başlayalım.  Biri Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS).  Öteki ise Ulusal Doğal Tarih Müzesi (MNHN).  Bunlar birbirinden ayrı olarak ve uzun yıllar boyunca araştırmalar yürütmüşler; sonra da bulgularını ortaklaşa sunmuşlar.  Kırımın son iki yıl içinde hız kazanmış olduğunu vurguluyorlar.  “Adeta bir afetle karşı karşıyayız!” diyorlar.

Peki ama, niye?  Durup dururken niçin bir kırım yaşanıyor?  Bu olayın geri planında ne var?  Açıklamalara göre hayli karmaşık ve zincirleme işleyen bir durumla karşı karşıyayız.  Bunu ana çizgileriyle şöyle özetleyebiliriz.

 

Kuşlar genelde dayanıklı canlılar.  Hayli geniş, sınır tanımayan bir yaşam alanları var; orası olmazsa buraya uçuveriyorlar.  Çok değişik türde beslenebiliyor, farklı yiyeceklere ayak uydurabiliyorlar.  Ancak sözünü ettiğimiz zincirin en sonunda geliyorlar.  Başlangıç noktasında tarım var; ekip biçmeyi nasıl yaptığımız ve neyi nasıl ektiğimiz var.  Şimdiki yaygın tarım sistemi söz konusu.  Yani kimyasal ilaçlama.

Özellikle “neonikotinoid” diye adlandırılan zehirli ilaçların çok etkili olduğu biliniyor.  Bu yüzden de bol miktarda kullanılıyorlar.  Bunlar tarım ürünlerine, örneğin buğdaya, mısıra dadanan böcekleri zehirliyor; böylece daha fazla ürün elde edilmesini sağlıyor.  Hele buğday ve benzeri ürünlerde yakın zamanlarda görülen büyük fiyat artışları olabildiğince bol mahsul elde etme, yani bu zehirleri daha fazla kullanma telaşını tetiklemiş.  Bol üretip çok atmak için.

Başka bir boyut: Avrupa Birliği bir zamanlar ortak tarım politikası çerçevesinde titizlikle uyguladığı nadasa bırakma zorunluğunu yakın zamanlarda kaldırmış.  Bu da toprağın daha fazla işlenmesini ve daha fazla ilaçlama yapılmasını getirmiş.  Sonuçta ortaya böcek telefatı çıkmış.  Toprağı mesken tutmuş binlerce böceği yok ederek.  Ancak kuşların bazıları böcekle besleniyor.  Diğer tür kuşların da (en azında yaşamlarının ilk dönemlerinde) böcekle beslendikleri dönemler oluyor.

Öte yandan bazı kuşların yiyecek kaynağı tohumlar.  Özellikle yabani bitkiler.  İlaçlama bunları da yok ediyor.  Ama kuş orada burada tohum bulmuşsa bunu yuttuğu zaman ilaçlamanın zehrini de içine çekmiş oluyor.  Zavallı kuş ölmese bile ilaçların etkisiyle bazı yeteneklerini, alışkanlıklarını yitiriyor ve kendine saldıran diğer canlılardan kaçabilmesi ya da savaşması zorlaşıyor.

Sonuçta ilaçlama ve böcek telefatı kuşlarda ciddi beslenme sorunları yaratıyor.  Ömürleri hayli kısalıyor; ya da büyüyüp gelişemiyorlar.  Bu sorun bir kuş türünden ötekini çok farklı biçimde etkiliyor.  Fransız uzmanlar bazı türlerdeki kaybın %85’e vardığını saptamışlar.  Almanya’da ve İngiltere’de yapılmış benzeri araştırmalarda da böylesine yüksek kayıplar görülmüş.  .  Bir örnek: İngiltere’nin resmi kaynakları son 35 yıl içinde tarım alanlarında yaşayan kuş sayısında %56’lık azalma olduğunu belirtiyor.  Bu olgu 44 milyon kuşun yok olup gitmiş olduğu anlamına geliyor.  Bir uzman geniş ekim alanlarının artık yaşam taşımayan yemyeşil manzaralara dönüştüğünü söylüyor.

 

Ciddi bir soru söz konusu: bu gidişi tersine çevirmek mümkün mü?  İsveç, Hollanda ve İngiltere’de yapılmış büyük kapsamlı çabalar umut verici sonuçlar üretmemiş.  Şimdilik.  Ülkeler daha köklü önlemler almak ve tarım politikasını kökten değiştirmek şıkkı ile karşı karşıya.

Ülkemize de böyle bir endişe zamanı gelir mi dersiniz?

Atila Alpöge, Ekogazete, 27.3.2018 / Yararlanılan kaynaklar: Stéphane Foucart, Le Monde, 21.3.2018 – Audrey Garric, Le Monde, 21.3.2018 – Michael McCarthy, The Guardian, 26.3.2018 – The Guardian, 21.3.2018

Yorumlar

yorumlar

Post source : https://ekogazete.wordpress.com/

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.