İranlı kadınlar hak mücadelesi için birlik olmalı

Leila Arikarami

İran’da zorunlu başörtüsüne karşı ortaya çıkan yeni bir protesto şekli, geçtiğimiz haftalarda basın organlarında ve sosyal medyada yer buldu. Başörtülerini sopalara takıp sallayan cesur kadınların herhangi bir siyasi oluşum ile bağlantısı yok gibi görünüyordu. Siyasetçilerin akıllarında soru işaretleri oluştu ve bazıları gelişmeleri yanıtsız bırakmadı. Bazı kadın aktivistler ise protestolara dair görüş beyan etmek zorunda kaldı. Eylemler, kadın hakları aktivistlerinin, özellikle de mücadeleye yıllarını vermiş olanların, desteğini görmedi. Hak savunucuları çeşitli endişelere sahip.

Bazıları, eylemlerin kadınların yaşadığı diğer güçlükleri gündemin dışına iteceğinden endişe ediyor. Kimi ise 1979 İslam Devrimi’nden bu yana süren örtünme karşıtı mücadelenin başka amaçlar için suistimal edileceğinden korkuyor. Kimisi endişelerini açık açık dile getiriyor ve Amerika’da yaşayan aktivist Masih Alinejad’ın güdümünde ilerleyen başörtüsü karşıtı “Benim Gizli Özgürlüğüm” ve “Beyaz Çarşamba” kampanyaları ile özdeşleştirilmek istemediklerini söylüyor. Alinejad, Amerika’nın Sesi programının İran kanalında sunuculuk yapıyor ve kanal, halihazırda İran’da yasaklanmış bulunuyor.

İranlı birçok aktivist zorunlu başörtüsünün çoğu kadına rahatsızlık verdiğinin altını çizse de, İslam Cumhuriyeti var oldukça yasanın yürürlükten kaldırılmasının gerçekçi bir beklenti olmadığından söz ediyor. Bu yüzden sahip oldukları enerjiyi, kaynakları ve zamanı kadınlara yönelik ayrımcılığı körükleyen diğer yasalar (boşanma, veraset ve şahitlik yasaları gibi) ile mücadele etmeye adamak üzere “bilinçli bir kararı” uzun zaman önce aldılar.

Ayrımcılığa karşı en önemli hareketin 2006’da oluşturulan Bir Milyon İmza kampanyası olduğunu söylemek mümkün. Bu kampanya vatandaşlık, velayet, şahitlik, evlilik, boşanma ve veraset alanlarına yoğunlaşıyor ve başörtüsü konusunu faaliyetleri dışında tutmasının belirli bir sebebi var.

Kampanyanın kuruculuğunu yapan kadın aktivistler, dönemin siyasi iklimini ve Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın sahip olduğu gücü göz önünde bulundurmuş, zorunlu başörtüsüne karşı etkili bir muhalefet yürütmenin mümkün olmayacağına kanaat getirmişlerdi. Yasa değişikliği için herhangi bir umut yoktu. Bu yüzden, ayrımcılığı körükleyen diğer alanlara yöneldiler; siyasi ve yasal çerçevedeki boşlukları aramaya koyuldular. Diğer yandan zorunlu giyim kurallarını hedefe koyan bu yeni hareket, yöntem itibarıyla pek sofistike olmasa da başörtüsü zorunluluğunun İranlı kadınlar için önemli bir sorun olduğunu kanıtlar nitelikte.

Ancak İran’da kadın hareketinin “tek tip” insanlardan oluşmadığını hatırlamak önemli. Hareket büyük çeşitlilik arz ediyor ve farklı bileşenler kadınların sorunlarını çözmek için farklı stratejiler kullanıyor. Farklılıklar aktivistler arasında zaman zaman kökten kırılmalara yol açıyor, kadının özgürleşmesi ve cinsiyet eşitliği yolunda hedeflerin tamamen ıskalanması ihtimalini doğuruyor.

Gelinen aşamada zorunlu kıyafet yasasına karşı mücadelede bayrağı hangi grupların ya da kampanyaların taşıdığı önemli değil. Aslına bakarsanız, kadın haklarındaki iyileşmelerin kimler sayesinde yaşandığını uzun uzadıya tartışma zamanı değil; görüş ayrılıkları ve stratejik farklılıklar sebebiyle bayrağın yere düşmesine engel olma zamanı. İranlı kadınların ortak çatı altında toplanması, her zamankinden daha önemli.

Al Monitor’den çeviren: Fatih Kıyman

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir