Kadir Has Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması|’Terör, İşsizlik, Hayat Pahalılığı En Önemli Sorunlar Arasında”

Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi tarafından her yıl gerçekleştirilen, “Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması” 2017 yılı sonuçları açıklandı. Türkiye’de mevcut ve olası sorunlar ile toplumun gündeme bakışını tespit eden araştırmaya göre, Türk halkının en önemli sorunu, ağırlığı geçen yıla göre azalsa da, yine ‘terör’. Terörün yanı sıra FETÖ de hala ciddi bir sorun olarak görülüyor. Terör ve FETÖ’yü sırasıyla işsizlik ve hayat pahalılığı takip ediyor.

Veriler Kadir Has Üniversitesi 2017 Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması’ndan. 11 Aralık 2017-7 Ocak 2018 tarihleri arasında Türkiye nüfusunun genel temsiliyetine sahip 26 kent merkezinde ikamet eden, 18 yaş ve üzeri bin kişi ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilen “Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması” siyaset, ekonomik gelişmeler, toplumsal ilişkiler, Türkiye ve uluslararası gündem konularına odaklanıyor.

Kadir Has Üniversitesi Türkiye Çalışmaları Merkezi adına Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman ile Prof. Dr. Osman Zaim, İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölüm Başkanı Prof. Dr. Banu Baybars Hawks ve Türkiye Çalışmaları Merkezi Müdürü Dr. Cihan Dizdaroğlu’ndan oluşan bir ekibin denetiminde gerçekleştirilen “Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması 2017 yılı sonuçları” çarpıcı veriler sunuyor.

Kadir Has Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Aydın’a göre akademik açıdan “Türkiye Sosyal-Siyasal Eğilimler Araştırması”nın değeri çok yüksek. Prof. Aydın, Türkiye sosyolojisini ve siyasetini, Türkiye’nin nereden nereye evrildiğini anlamak isteyenler açısından yıllara yayılan bu çalışmanın önemine değiniyor:

Kadir Has Cibali Postası’nda yer alan haberde, Türkiye’nin siyasal ve sosyal eğilimlerini bu anketler vasıtasıyla görmek mümkün oluyor; eğer yıllarca aynı grupla, aynı sayıda denekle yapılıyorsa akademik açıdan çok değerli. Örneğin düzenli olarak sorduğumuz sorulardan bir tanesi insanların siyasi olarak kendilerini nasıl tanımladıkları. Bu veri setine baktığımızda kendisini muhafazakar olarak tanımlayanların giderek arttığını görüyoruz. Son üç yılda muhafazakarlığı biz siyasi anlamda muhafazakarlık ve İslamcılık olarak ikiye böldük. Böyle bölünce ikisinin toplamı daha da artmaya başladı. Çünkü kendisini İslamcı olarak tanımlayan ciddi bir kitle ortaya çıktı.

Araştırma sonuçlarına göre, Türk halkı 2017 yılında terör ve ardından FETÖ ile mücadeleyi Türkiye’nin en önemli sorunları olarak görüyor. 2016’da yüzde 35’lik oranla en önemli sorun olarak görülen terör, bu yıl yüzde 29’a gerilese de, halen ülke gündeminde birinci sıradaki yerini korudu. 2015 yılında sadece yüzde 1,3’lük bir kesimin sorun olarak nitelendirdiği FETÖ ise, 2016 yılında 15 Temmuz darbe girişiminin etkisiyle radikal bir artış göstermiş ve yüzde 25,2’lik oranla ülkenin en önemli ikinci sorunu haline gelmişti. Bu yıl da yüzde 18,1’lik oranıyla FETÖ halen ikinci en önemli sorun olmaya devam ediyor.

“Türkiye’nin en önemli sorunu nedir?” sorusuna “işsizlik” yanıtını verenler yüzde 10,5’ten bu sene yüzde 17’ye; “hayat pahalılığı” yanıtını verenler ise yüzde 9,8’den yüzde 13,2’ye yükseldi. Öte yandan, coğrafi olarak bakıldığında Marmara, Karadeniz ve İç Anadolu’da en önemli sorun olarak terör görülürken, Ege, Akdeniz, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde işsizlik en önemli sorun.

 

Kadir Has Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Hasan Bülent Kahraman, Türk kökenliler arasında terör ve Fethullahçı Terör Örgütü’nin (FETÖ) en önemli sorun olarak görüldüğünü, Kürt kökenliler arasında ise birinci sırada işsizliğin geldiğini söylüyor. Kürtler arasında da ikinci en büyük sorun FETÖ olarak ortaya çıkıyor. Prof. Kahraman, “Bu bizim araştırmamızdaki en önemli göstergelerden birisidir araştırmanın doğruluğu açısından. Çünkü dönemsel toplumsal değişimlere en duyarlı sonuçlardan birisi burada oluşturulur. Nitekim terörün ve terör örgütlerinin birinci öncelikli sorun olarak ortaya çıkması bunu ortaya koyuyor” diyor.

Araştırma Türkiye’nin politik duyarlılığının yüksek olduğunu da bir kez daha gösteriyor. Hasan Bülent Kahraman’a göre Türkiye gereğinden fazla politize olmuş bir toplum, hatta bu politizasyon artık “apolitik” denecek bir noktaya kadar erişmiş durumda:

“Türkiye 1950’den beri politik duyarlılığı çok yüksek bir toplumdur. Çeşitli olaylara derhal politik düzeyde cevaplar verir. Bu bazen çok sert bölünmelere yol açar, 1970’li yıllarda olduğu gibi sağ – sol çatışmasına dönüşüp 5 bin kişinin ölümüne yol açtığı da görülmüştür. Bugün de çok politik bir toplum ve bu genellikle bizde sosyal ayrışmaya yol açacak kadar büyüyor.”

Ankete katılanlara “Sizce şu anda Türkiye ekonomisinin en önemli sorunu nedir?” diye sorulduğunda yüzde 16,9’luk kesim ‘işsizlik’, yüzde 14,1’lik kesim ise ‘Türk Lirasının değer kaybetmesi’ yanıtını verdi. Ekonominin diğer önemli sorunları ise sırasıyla gıda ürünleri fiyatlarındaki artış, enflasyon ve faizlerin yüksekliği oldu.

Buna karşın hükümetin ekonomi politikalarını ‘başarılı’ bulanların dikkat çekici şekilde arttığı gözlemlendi. 2016’da ekonomi politikalarını başarılı bulanlar yüzde 38,7 iken, oran bu yıl yüzde 47,7’ye yükseldi. Özellikle AK Parti’ye oy verenler arasında hükümetin ekonomi politikalarını başarılı bulanların oranında önemli bir artış gözlenirken, diğer partilere oy verenlerin başarılı bulma oranındaki düşüklük ise dikkat çekici oldu. En az başarılı bulanlar yüzde 58,3’lük oranla HDP’yi destekleyenler. Geçtiğimiz yıl ekonomik açıdan bir önceki yıla göre daha kötü durumda olduğunu belirten yüzde 55,7’lik kesim ise, bu yıl yüzde 48,8’e geriledi.

Araştırma sadece ekonomik ve siyasi düzlemi değil aynı zamanda kültürel açıdan da yeni veriler sunuyor. Rektör Mustafa Aydın, araştırmanın Türk halkının sosyal olarak boş vaktini değerlendirmek açısından hiçbir şey yapmadığını gösterdiğini hatırlatıyor:

Sinemaya, konsere, tiyatroya gitme oranları yok denecek kadar düşük. Yılda hiç kitap okumuyorum diyenlerin oranları çok yüksek. Hiç sinemaya gitmem diyenler de öyle. Türk toplumu maça, futbol izlemeye gider diye bir algı var, o da doğru çıkmıyor. Buralarda bile çok düşük oranlar var. İnsanların iş ve ev dışında hemen hiçbir sosyal faaliyete vakit ayırmadıkları anlaşılıyor. Ülkenin sosyal yaşamı açısından üzüntü verici bir sonuç diye düşünüyorum.

Kitap okuma konusuna ilişkin son durumu Prof. Hasan Bülent Kahraman hazin olarak tanımlıyor. Zira veriler iç açıcı değil:

Hiç okumam, elimi sürmem diyenlerin oranı yüzde 53. Ayda bir, iki üç haftada bir diyenleri de katarak rakamlar şöyle diyor: Türkiye’nin yüzde 75’inin kitapla ilgisi yok. Bu korkunç bir şey, bütün meselelerin altında bu yatıyor demem ama bu ciddi bir durum. Yılda okunan kitap sayısı da hazin; toplumun yüzde 10’u 10 ya da üzeri sayıda kitap okuyor. 6 ile 10 arası yüzde 25, yılda 4-5 kitap okurum diyen yüzde 25, 2-3 kitap okurum diyen yüzde 20. Toplumun yüzde 85’i 2 ila 10 kitap okuyor. Bunların üzerinde düşünmemiz gerekir.

Kültür ve sanat etkinliklerine katılım da çok düşük. Tiyatroya hiç gitmem diyenler yüzde 70. Yılda bir iki kez giderim diyenler bu istatistiğe eklendiğinde rakam yüzde 80’i geçiyor. Sinemaya hiç gitmem diyenler yüzde 40. Yılda 1-2 kere sinemaya giderim diyenleri de ekleyince yüzde 25 gibi bir rakam çıkıyor. Ülkenin yüzde 65’i sinemaya da gitmiyor.

 

Araştırma hem 2016’da hem de 2017’de aynı soru soruldu: OHAL gerekli mi? 2015’teki darbe girişimi sonrasında toplumun yüzde 58 gibi bir kesimi kalkışma ertesinde toplumun OHAL’i gerekli gördüğünü, fakat toplumun oransal çoğunluğunun mevcut OHAL’in artık uzatılmamasını talep ettiğini gösteriyor. KHAS Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Osman Zaim, geçen sene de “Mevcut OHAL’in uzatılmasını gerekli görüyor musunuz? Şeklindeki soruya yüzde 48 buçuk oranında “Hayır” yanıtı verildiğini hatırlatıyor. Nitekim katılanlar bu yıl da OHAL’in uzatılmasına yüzde 47 buçuk “hayır gerekli değil” diyor. Prof. Zaim, “Partilerin seçmenlerine baktığımız zaman ‘Uzatılmaması gerek’ diyenler en fazla CHP ve HDP seçmenleri. MHP ve AKP seçmeninde ise OHAL’in uzatılması konusunda herhangi bir beis gözükmüyor. OHAL’in demokratik hakları zedeleyip zedelemediğini soran bir sorumuz vardı. Burada da toplumun yüzde 50’lere yakın bir çoğunluğu OHAL’in demokratik hakları zedeleyeceği görüşünde. Ak Partililer’in yüzde 36’sı da OHAL’in demokratik hakları zedelediği görüşünde. HDP’de ise bu oran yüzde 90”.

 

Sorulan önemli bir soru da Türkiye’de siyasi boşluk olup olmadığı. Zira eğer bir boşluk varsa bunun nasıl ve kim tarafından dolduracağı da ayrı bir tartışmayı başlatabilir. Nitekim yeni kurulan İyi Parti ortada bir siyasi boşluk olduğu ve bu boşluğu kendilerinin dolduracağı iddiasıyla siyaset sahnesine çıktı.

Prof. Dr. Osman Zaim, “İyi Parti siyasal boşluğu dolduracak mı?”şeklinde bir soru sorduklarını, katılımcıların İyi Parti’nin siyasal yelpazade nereye oturacağı gibi sorular sorduklarını söylüyor ve sonuçları anlatıyor:

Toplumun oransal olarak büyük bir kısmı İyi Parti’yi milliyetçi, sağ bir parti olarak tanımlıyor. Öncesinde de “bir siyasal boşluk var mı?” şeklinde bir soru vardı. Buna AKP’li seçmenin oransal çoğunluğu olmadığını söylüyor. Ancak MHP ve HDP siyasal boşluk olduğu konusunda hemfikir. İyi Parti’nin siyasal boşluğu doldurup doldurmayacağı konusunda da çeşitli partilerin farklı görüşleri var. Örneğin AKP’nin oransal çoğunluğu İyi Parti’nin bu boşluğu dolduramayacağını söylerken, CHP’li ve MHP’li milliyetçi seçmen doldurabileceğine inanıyor. HDP’liler ise ise dolduramayacağını düşünüyor.

Türk ordusunun Suriye’de sürdürdüğü operasyon da son iki haftadır ülkenin gündeminde. Peki hükümetin dış politikasına, özellikle de Suriye’deki faaliyetlerine toplum nasıl bakıyor? KHAS Rektörü Mustafa Aydın Türk halkının yarısından biraz fazlasının Türkiye’nin sınır ötesi operasyonlarını, hükümetin bu konudaki politikalarını desteklediğini, fakat yurtdışında düzenli ve uzun dönemli asker bulundurma meselesine gelince bu desteğin yüzde 50’nin altına düştüğünün görüldüğünü anlatıyor. Aydın, “Bu durumda da yüzde 40’ların üzerinde bir destek var ama daha genel tercihin, bir güvenlik operasyonu varsa sınır ötesinde bunu halledip geri dönmek, orada asker tutmamak şeklinde olduğunu söylemek mümkün” diyor. Yine araştırma hükümetin dış politikasını desteklemek konusunda desteğin son birkaç yıldır giderek arttığını gösteriyor.

2019 ve seçimler

Araştırmanın sonuçları, Ak Parti’nin seçmeninin yüzde 78’inin hükümet ne yaparsa desteklediğini ortaya koyuyor; bu ekonomide ve dış siyasette de böyle. Prof. Dr. Zaim bu durumu konsolidasyon ile açıklıyor:

Seçmen konsolide olmuş vaziyette, hükümet ne yapsa destek veriyor. Bu bir liderliğin sonucudur. Recep Tayyip Erdoğan’ın seçmene nasıl liderlik ettiğinin göstergesi. Zaman içerisinde tüm parti liderlerinin popülaritesinin arttığını görüyoruz. Araştırmaya katılanlar nezdinde CHP ve MHP olumlu bulunmuş. MHP siyaseti AKP’lilerden takdir alıyor 2017’de. Hatta ve hatta Demirtaş olağanüstü bir destek almış, yüzde 10’lardan yüzde yüzde 75’e çıkıyor başarılı bulunma oranı kendi seçmeni nezdinde.

Ankete katılanlara “İdeal bir Cumhurbaşkanının özellikleri neler olmalı?” sorusu yöneltildiğinde en çok dürüst ve ahlaklı olması, başarılı bir siyasi ve/veya iş yaşamı geçmişi olması gerektiği yanıtları alındı. Halihazırda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “destekleyenlerin” oranı ise 49,7 olarak tespit edildi. Öte yandan, her 5 kişiden 2’si Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda partilerin ittifak adayı çıkarmasına gerek olmadığını belirtti. Partilerin ittifak kurarak genel seçimlere beraber girmesini destekleyenlerin oranı ise yüzde 30 olarak tespit edildi.

Zaim’e göre CHP için de benzer bir durum söz konusu. Hem toplum tarafından daha başarılı bulunuyor hem de kendi seçmeni nezdindeki popülaritesi çok daha artmış görünüyor. Prof. Zaim, “Adalet yürüyüşünün, Man Adası muhalefetinin bir miktar karşılığı olmuş gibi görünüyor” diyor.

 

Rektör Mustafa Aydın Aydın da genel tercih olarak Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda bir ittifak ve partiler üstü aday arayışına sıcak bakılmadığının ortaya çıktığını söylüyor. Aydın’a göre genel seçimler açısından ittifakın olabilirliği ile ilgili çok büyük bir tercih yok, ikisi de yüzde 30’ların üzerinde. Araştırma, Milletvekili genel seçimlerde ittifaka olumlu bakılacağı şeklinde bir sonuç ortaya çıkarıyor. Kamuoyunda AKP-MHP ittifakının yüzde 46 oranında başarılı olacağı düşünülüyor.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir