KHK ile Mahkeme Kararına İtiraz Hakkı Kısıtlandı

Son çıkan Kanun Hükmündeki Kararname ile yargılama pratiklerinde ve hapishane kurallarında birçok değişikliğe gidildi. 696 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’de, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen temyiz hakkı, avukat bulundurma ve savunma hakkı, kanun önünde eşitlik ilkesi gibi hakları düzenleyen maddelerde değişiklikler yapıldı.

Bu değişikliklerin en çarpıcısı tek tip kıyafet oldu ancak adil yargılanma hakkı başta olmak üzere Anayasal hakların yeniden yorumlanmasına yol açacak tek değişiklik bu değil.

Yargılama pratiklerini ve dolayısıyla adil yargılamayı etkileyecek, gözden kaçan diğer CMK değişiklikleri şöyle: KHK’nın 93. maddesiyle, CMK’nın 104/2 maddesindeki “Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir” ifadesindeki “ret kararına” ibaresi, “bu kararlara” olarak değiştirildi.

Yani, bir sanığın tahliye edilmesi durumunda şikayetçi taraf bu tahliyeye itiraz edebilecek ya da bir sanığın tutukluluk halinin devam etmesi kararına, savcının itiraz edebilmesinin yolu açıldı.

CMK’nın 129. maddesiyle düzenlenen posta yoluyla gönderilen malzemeye erişimde değişikliğe gidildi.

Maddenin ikinci fıkrası şöyleydi: “ (2) Hâkim kararının veya Cumhuriyet savcısının emrinin kendilerine bildirilmesi üzerine el koyma işlemini yerine getiren kolluk memurları, birinci fıkrada belirtilen gönderilerin içinde bulunduğu zarfları veya paketleri açamazlar. El konulan gönderiler, ilgili posta görevlilerinin huzuru ile mühür altına alınıp derhâl el koyma kararını veya emrini veren hâkim veya Cumhuriyet savcısına teslim edilir.”

KHK’nın 94. maddesi ile şu fıkralar eklendi:

“Elkoyma kararı veya emrinin aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak verilmesi halinde gönderilerin bulunduğu zarf veya paketler Cumhuriyet savcısının talimatıyla kolluk memurları tarafından açılabilir.

“Soruşturma ve kovuşturmanın amacına zarar vermek olasılığı bulunmadıkça, alınmış tedbirler ilgililere bildirilir.

“Açılmamasına veya açılıp da içeriği bakımından adliyenin eli altında tutulmasına gerek bulunmadığına karar verilen gönderiler, hemen ilgililerine teslim olunur.”

CMK’nın 135 – 140. maddelerinde düzenlenen telefon dinleme, telefon sinyalinden yer tespiti, telefonlara el konması, servis sağlayıcıdan iletişimin tespiti veya dinleme cihazı yerleştirilmesi izni, arama ve el koyma, izleme, dinleme, görüntü alma gibi eylemler, KHK’nın 95. maddesiyle yönetmeliğe bağlandı:

“Bu kanunun [CMK] 135 ila 140’ıncı maddelerinde düzenlenen koruma tedbirlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.”

KHK’nın 96 maddesiyle, CMK’da avukat bulundurma hakkını düzenleyen 188/1 maddesi de değiştirildi:

“Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır. Müdafiin mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi halinde duruşmaya devam edilebilir.”

KHK ile “mazeretsiz olarak” ibaresinden sonra “duruşmaya gelmemesi veya” ifadesi eklendi. Son haliyle, avukatın mazeretsiz olarak duruşmaya gelmemesi halinde yargılama edebilecek.

CMK’nın 209. maddesinin başlığındaki “Duruşmada okunması zorunlu belge ve tutanaklar” ibaresinde, “okunması” kısmı, KHK’nın 97. maddesi ile “anlatılması” olarak değiştirildi.

Kanunun 209/1. maddesindeki “Naip veya istinabe yoluyla sorgusu yapılan sanığa ait sorgu tutanakları, naip veya istinabe yoluyla dinlenen tanığın ifade tutanakları ile muayene ve keşif tutanakları gibi delil olarak kullanılacak belgeler ve diğer yazılar, adlî sicil özetleri ve sanığın kişisel ve ekonomik durumuna ilişkin bilgilerin yer aldığı belgeler, duruşmada okunur” maddesindeki aynı kelime de yine “anlatılır” olarak değiştirildi.

Bu değişiklikle, sanığa hakkındaki suçlama veya delillerin aynen okunması zorunluluğu kaldırılmış oldu.

Aynı şekilde, KHK’nın 99. maddesi ile, CMK’nın 282. maddesindeki “İlk derece mahkemesinin gerekçeli hükmü okunur” ifadesi de “anlatılır” olarak değiştirildi.

KHK’nın 98. maddesiyle, CMK’nın 280/1 maddesinin (d) bendinde yer alan “maddede” ibaresi, “maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde” şeklinde değiştirildi.

Maddenin yeni hali şöyle oldu:

“İlk derece mahkemesinin kararında 289’uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine…”

Maddede geçen (g) ve (h) bentleri, “mahkeme kararının (hükmün) gerekçe içermesi” ve “mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” yer alıyor.

Yani, bu değişiklikle, istinaf mahkemesinde kararın hukuka aykırı olarak bozulabilmesine ve yargılamaya sanık lehine itiraz yapılabilmesine olanak sağlayan “karar gerekçesi” ve “savunma hakkının sınırlanması” artık itiraza gerekçe yapılamayacak. Bu şartlar yerine getirilmeden yapılan yargılama, hükmün bozulmasına gerekçe olmayacak.

KHK’nın 100. maddesiyle, CMK’nın 299/1. maddesindeki “On yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerde, Yargıtay, sanığın veya katılanın temyiz başvurusundaki istemi üzerine veya re’sen duruşma yoluyla yapar” ibaresi, “uygun görmesi halinde duruşma yoluyla yapabilir” şeklinde değiştirildi.

Yani, 10 yılın üzerindeki hapis cezalarında Yargıtay’da duruşma açılması, hakimin kararına bağlandı. Duruşma açılmadığı takdirde Yargıtay kararını, yerel mahkemedeki dısya ve savunmalar üzerinden verecek.

KHK’nın 101. maddesiyle, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 43. Maddesindeki “Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasını gerektiren eylemlere” şu bent eklendi:

“Ceza infaz kurumu idaresince verilen kıyafetleri giymemek veya verilen kıyafetlere kasten zarar vermek.”

Yine aynı kanunun “Tutukluların yükümlülükleri” başlıklı 116. Maddesine de KHK ile değişiklik getirildi.

Ancak KHK’nın 102. maddesinde bahsedilen maddeler, 116. değil 114. maddede düzenleniyor.

“Tutukluların hakları” başlıklı 114/1 ve 114/2 fıkralarındaki “soruşturma evresinde soruşturmayı yapan Cumhuriyet savcısı, kovuşturma evresinde kovuşturmayı yürüten hakim veya mahkeme tarafından” ibareleri, “ceza infaz kurumu en üst amirinin önerisi ve Cumhuriyet başsavcılığının onayı ile” şeklinde değiştirildi.

Yani, bu maddelerde düzenlenen “ziyaretçi kabulü” ve “yazılı haberleşme (mektup) ile telefon görüşmelerine” getirilecek kısıtlamalarda artık sadece yargı mensubu değil, hapishane idaresi de söz sahibi oldu.

KHK’nın 103 maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’a “tek tip kıyafeti” düzenleyen şu ek madde eklendi:

“(1) 3713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar nedeniyle tutuklu veya hükümlü bulunanlar, duruşmaya sevk nedeniyle ceza infaz kurumu dışına çıkarılmaları durumunda, ceza infaz kurumu idaresince verilen giysileri giymek zorundadır. 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 309 ila 312’nci maddelerinde düzenlenen suçlardan tutuklu ve hükümlü olanlar badem kurusu; bu maddede belirtilen diğer suçlardan tutuklu ve hükümlü olanlar ise gri renginde göğüs ve pantolon bölümü bitişik (tulum) giysiler giyer. Ancak kadın tutuklu ve hükümlülerin giysileri bitişik şekilde (tulum) olmayabilir. Bu madde hükümleri çocuklar ile hamile kadınlar hakkında uygulanmaz. Kadın tutuklu ve hükümlülerin giysileri ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer hususlar yönetmelikle belirlenir.

(2) Bu maddede öngörülen yönetmelik bir ay içinde yürürlüğe konulur. Bu madde hükümleri söz konusu yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanır. 

Yorumlar

yorumlar

Post source : bianet, dağ medya, resmi gazete

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.