Akademisyenlerden Davalar Öncesi Dayanışma Paneli

Barış Akademisyenlerinin yarın görülmeye başlanacak davası öncesinde eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Sağlık ve Sosyal hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) çağrısıyla bir araya gelen eğitimciler İstanbul Tabip Odası’nda “Akademi Biat Etmez” başlığıyla panel düzenledi. Açılış konuşmasını Prof. Dr. Raşit Tükel’in yaptığı panele konuşmacı olarak Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Prof. Dr. Taner Timur ve Prof. Dr. Fatma Gök katıldı.

Panel konuşmaların ardından yarın görülecek dava için dayanışma çağrısıyla sona erdi.

Tükel konuşmasına Barış Bildirisi’nin imzalandığı günden bugüne yaşanan süreci anlatarak başladı. Akademinin baskılar karşısında biat etmediğini söyledi:

“Ne KHK’larla ihraçlar ne de yargılanmak bizleri yolumuzdan alıkoyamayacak. Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da barışın tesisi için taleplerimizi dillendirmeye, gerçekleri söylemeye devam edeceğiz.”

Akademi için 12 Mart ve 12 Eylül’den daha ağır bir dönemin yaşandığını belirten Timur Türkiye’de üniversitelerin dini vesayetten kurtulamadığını anlattı:

“Modern üniversiteler ise feodalizm tasfiye edilirken devrimci burjuvazinin atağıyla 19. yüzyılda Almanya’da kuruldu. Bunların temelinde de özgür tartışma ortamı vardı. Üniversiteler sosyal kavganın da içinde mevzilenmek zorunda ve Almanya’da bu kavga yaşanmıştı.

“Osmanlı’da üniversiteler medreselerdi. En önemli ders tefsir ve kelamdı ve bu da İslami ilahiyat demekti. Bizde hiçbir zaman Batı’da 19. yüzyılda olduğu gibi devrimci bir burjuvazi atağı yaşanmadı, aksine radikalleşen burjuvazi veya din vardı. Türkiye’deki bütün gelişmelerin siyasi temelinde orta sınıfın okumuş kesimlerinin etkisi oldu. Oysa üniversiteler her şeyin tartışılabildiği yerler olmalıdır.”

Gök ise duruşmalar öncesinde dayanışmanın önemini vurgulayarak akademinin biat etmediğini örneklerle anlattı:

“Son 10 yıldır biat etmediğimiz için mahkemelerde çok fazla buluşuyoruz. Hakikati aramak akademiyi ve akademisyeni belirler. Biz hakikati ararken bilimi geliştirmek ve ürettiğimizi toplumla paylaşmak zorundayız.

“Hakikat arayıcılığı özgür bir yapı ve iklimi getirir. Fakat bunlar olmadığı için herkes tehdit altında hissediyor. Hakim sınıfların ve devletin çıkarlarıyla çakışmayan, bu eğitim ve üniversite mekanizmasını sorgulayan ve buna karşı direnç geliştiren akademiye karşı suç işleniyor. Resmi ve egemen ideolojinin otoriter aklı özgürlükçü akıldan bambaşka bir yerde duruyor.”

Panelde son sözü alan Kaboğlu Kanun Hükmünde Kararnamelerin (KHK) işleyiş tarzının hem Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası belgelere hem de anayasadaki hükümlere doğrudan doğruya aykırı olduğunu hep dile getirdiğini söyledi.

“Hepimizin yaşamı tehdit altındadır. Devletin en üst yetkilisinin bizi hedef göstermesi suç teşkil etmektedir.

“Biz bilimin öznesiyiz, biat etmiyoruz. Ben akademik görevim gereği senin suçunu teşhir ettim. Ben sadece anayasanın bana getirdiği görevlerin asgarisini yerine getirdim. Bizim sadıklığımız her zaman hukuka olmuştur. Türkiye’yi seri cinayetler ülkesi haline getirenlerin mahkeme önüne çıkması dileğiyle.”

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir