“Usul usul” ağlamak, açıkça ve bağıra bağıra ağlamaktan daha etkili’

Nerede, niçin ve nasıl ağlanacağını bilenler için gözyaşları, oynayan taşları yerine oturtan en etkili yöntemlerden biridir. Andy Murray ünlü bir İngiliz tenis oyuncusu. Profesyonel oyunculuğunun ilk başlarında, kortlarda kimseyi takmayan ve uzak tavırlarıyla izleyici üzerinde pek de olumlu bir izlenim bıraktığı söylenemez. Derken 2012’deki Wimbleton’da, 6 kez şampiyonluğu kimseye kaptırmayan Roger Federer’e karşı oynadığı zorlu final karşılaşmasında, oyunu kaybetti. Mikrofonu eline alan Murray, hayranlarına teşekkür etmeyi denedi ama sesi titremeye başladı; konuşmasına devam edemedi ve gözyaşlarına boğuldu. İşte, o an Murray hayranlarının kalbini kazandı. Daha sonra bir konuşmasında, “Wimbledon’ı raketimle değil, gözyaşlarımla kazandım” diyecekti.

Ne var ki gözyaşları bazen olumsuz tepkilere de yol açabilir. 1972’deki ABD başkanlığı seçiminde Demokratik Parti adayı Edmund Muskie yarışı hep ilk sıralarda götürüyordu. Ancak bir basın toplantısında karısının adını temize çıkartmaya çalışırken gözyaşlarını tutamadı. Amerikan kamuoyu bunu bir zayıflık olarak algıladı ve Muskie’nin üzerini çizdi.

Gözyaşları insanların kaderini değiştirebiliyor

Hiç kuşkusuz gözyaşları insanların kaderini değiştirecek bir güce sahip. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Ancak gözyaşlarının niçin bu kadar etkili olduğu konusu hala belirsizliğini koruyor. “Gözyaşlarıyla ağlamayı diğer duygusal ifade şekilleriyle karşılaştırdığınız zaman çok az şey bildiğinizi fark edeceksiniz” diye konuşan Rijeka Üniversitesi’nden psikolog Asmir Gracanin, “Bildiğimiz tek şey duygusal bir ağlamanın çok tuhaf bir şey olduğu. Pek çok hayvan gözlerini korumak için gözyaşı döker; ancak yalnızca insanlar duygulandıkları için ağlar. Ve insanlar yalnızca üzgün olduklarında değil, mutlu olduklarında, sevinçlerini kontrol edemediklerinde veya acı çektiklerinde de ağlar. Peki, bunu niçin yaparlar? Veya soruyu daha basite indirgersek, insanlar ne zaman kendilerini tutar, ne zaman gözyaşlarını koyuverir?” diye soruyor.

Yalnızca bir vücut salgısı mı?

İnsanlar uzun zamandır ağlamanın ne anlama geldiği konusunda kafa yoruyor. Aristo’nun, gözyaşlarını idrar gibi bir salgı olarak değerlendirdiği söyleniyor. 1940’larda Aristo’nun bu yaklaşımından yola çıkan Amerikalı psikoanalist Phyllis Greenacre, kadınların gözyaşlarını penis kıskançlığına bağlıyor. Başka bir deyişle Greenacre, kadınların erkeğin idrar yapmasını gözyaşı dökerek taklit etmeye çalıştığını iddia ediyor.  Darwin ise ortaya biraz daha kabul edilebilir bir sav atarak söyle diyordu: “Gözyaşları gözü kaygan hale getirmekten başka çekilen acıları hafifleten bir etkiye sahiptir.” Ancak Darwin gözyaşlarının bunu nasıl yapabildiğini açıklamamıştır.

Temizleyici bir salgı   

Ağlamanın temizleyici, biriken tortuları söküp atıcı bir etkisi olduğu görüşü bugün de geçerlidir. Ancak bu ne anlama geliyor? Freudcu bakış açısına göre baskı altında tutulan duyguların dışavurumudur. Başka bir yoruma göre de ağlamak, vücudu stresle oluşan zararlı kimyasallardan temizler. Bu kuramın ortaya çıkışı 1980’lere dayanır. O yıllarda biyokimyacı William Frey duygusal gözyaşlarının, duygusal olmayan gözyaşlarına göre protein açısından daha zengin olduğunu ileri sürüyordu. Ne var ki Tilburg Üniversitesi’nden Ad Vingerhoets, bu bulguyu defalarca test ettiyse de aynı sonuca ulaşamadı.

Gözyaşlarının gerçekten arındırıcı bir işlevi var mı?

Diğer vücut salgıları gibi gözyaşları da Vingerhoets’e göre kanın içeriğini yansıtır. Ancak bu, gözyaşlarının kanı bazı maddelerden temizlemek gibi bir işleve sahip olduğu anlamına gelmiyor.

O halde niçin bazı insanlar gözyaşı dökmenin kendilerini rahatlattığını söylüyor? Gracanin’e göre nedenlerden biri, insanların kendilerini sürekli olarak mutsuz hissetmemeleri. Büyük bir olasılıkla duygu durumumuz gözyaşlarımız dindiğinde düzelmiş olabilir. Bir başka gözleme göre de ağlamak parasempatik sinir sistemini faal hale getirerek veya oksitosin düzeyini yükselterek vücudu rahatlatabiliyor.

Gözyaşların diğer işlevleri

Ağlamanın başka yararları da olabilir mi? Son yıllarda bilim insanları ağlamanın işlevinin fizyolojik değil, sosyal olduğunu söylüyor. Gracanin, “Ağlıyorsanız, dışarıya yardıma ihtiyaç duyduğunuz sinyali gönderiyor olabilirsiniz” diyor.

İlk bakışta gözlerden dökülen sıvının çaresizlik sinyali olarak algılanması çok tuhaf görünebilir. Ancak Maryland Üniversitesi’nden sinirbilimci Robert Provine, bunun nasıl evrilmiş olduğunu şöyle açıklıyor: Pek çok hayvan gözyaşı kesesinden salgılanan yaşlarla gözlerini temizler. İnsanlar evrildikçe gözyaşları ikinci bir işlev daha edindi. Eğer bir insan gözünü incittiyse veya herhangi bir hastalığa bağlı olarak acı çekiyorsa diğer insanlar onu rahatlatır veya yardımcı olur. Bundan sonra gözyaşlarının ortaya çıkışı birine yardımcı olmanın işareti haline gelir. Başka bir deyişle yardıma ihtiyacınızın olduğunu belli etmek için gözyaşı döküyorsanız, fiziksel veya zihinsel başka yaralanmalarda da gözyaşı dökmeyi alışkanlık haline getirmiş olabilirsiniz.

Niçin en belirgin sinyal gözlerden geliyor?

Peki, rahatsızlık durumunda sinyal vermek için niçin gözleri kullanıyoruz? Örneğin, niçin terli avuç içleri veya solgun dudaklar aynı işi yapamıyor? Gracanin gözlerin en belirgin organ olduğunu ve herkesin avuç içlerine veya dudaklara değil, öncelikle gözlere baktığını söylüyor.

Ve bu sinyaller çok güçlü. Tiburg Üniversitesi’nden Martjin Balsters yaptığı bir deneyde, üzüntülü bir yüzdeki gözyaşlarının 50 milisaniyede sempati, destek verme ve dostluk duygularını uyandırdığını ortaya çıkarttı. Bremen’deki Jacobs Üniversitesi’nden Dennis Kuester gözyaşlarının şu duyguları yarattığını ileri sürüyor: “Gözyaşları gerçekte bir insanın yardıma, desteğe, empatiye ihtiyacı olduğunu gösteriyor.”

Cinsiyetin rolü

Ağlamanın bu kadar etkili olmasının bir nedeni de, pek çok aktörün bildiği gibi, taklit edilmesinin zor olmasıdır. “Gözyaşlarını güçlendiren en önemli unsur içten ve dürüst bir davranış olarak kabul edilmesidir” diye konuşan Vingerhoets, “Empatinin evriminde, gözyaşı dökme ve gözyaşlarından etkilenme becerisi çok önemli bir rol oynar” diyor.

Ağlayan bir kişiye gösterilen tepki pek çok faktöre bağlı olarak değişir. Örneğin ağlayan kişinin cinsiyeti önemli bir faktördür. Dişilik ve sulu gözlülük arasında var olduğuna inanılan klişeleşmiş ilişkinin aksine bilim insanları çok farklı bir gerçeğin geçerli olduğunu su yüzüne çıkartıyor. Bir erkeğin ağlaması erkeksi imajını zedeleyen bir davranış olarak algılanmıyor.

Kuester, bilgisayar üzerinden yürüttüğü bir deneyde gözyaşlarının kadınları erkeklerin uygunsuz yaklaşımlarından ve saldırganlıklarından koruduğunu ortaya çıkartmış. Kuester sonuçları şöyle açıklıyor: “Bir kadının ağlaması erkeğe şu mesajı iletiyor: Tamam, bu kadın cinsel bir nesne değil; tam tersi yardıma ihtiyaç duyan bir insan.”

Gözyaşları için güvenli ortam

Erkekler ağladığı zaman aynı sinyali göndermezler. Pek çok kültürde erkekler duygularını belli etmemek üzere koşullandırılmışlardır. Ancak bu kurallar sandığımız kadar güçlü ve yaygın değildir. Pennsylvania Eyalet Üniversitesi’nden psikolog Heather MacArthur ve Stephanie Shields erkeklerin hegemonyasındaki spor karşılaşmalarında, erkeklerin ağlamasının olumsuz bir tepki yaratmadığına dikkat çekiyor; sporun ağlama, kucaklaşma, sevinç çığlıkları atma konusunda erkeklere güvenli bir alan sunduğunu ileri sürüyor.

Dahası bir erkeğin ağlaması yalnızca kabul edilebilir değil, aynı zamanda beklenilen bir davranış. Shields’in yürüttüğü bir deneyde,  üzücü bir ortamda yoğun ancak kontrollü bir duygusallık sergileyen erkeklerin, en ufak bir duygusallık belirtisi göstermeyen erkeklere göre daha “mert” bir görüntü verdiğini belirtmişler. Shields’e göre bu tür dışavurumlar erkekleri daha insani ve duygusal varlıklar olarak resmediyor.

Bu sonuç Queen Mary Üniversitesi’ndeki Duygusallığın Tarihi Merkezi başkanı Thomas Dixon’ı hiç şaşırtmamış. Dixon, “Gözyaşları insana yalnızca güçlü ve mantıklı bir görüntü kazandırmaz; aynı zamanda erkeksiliğin en üst sınırlarında olduğunuz izlenimini yaratır” diyor.

Niçin ve nasıl ağladığınız önemli   

Ağlama eylemi içinde daha pek çok gizemi barındırmakla birlikte çok sayıda yararı olduğu da yadsınamaz. “İncinebilir, duygulanabilir insan görüntüsü bazen çok olumlu bir izlenim yaratır” diye konuşan Vingerhoets, “Ancak gözyaşlarının büyük bir titizlikle ve akıllıca kullanılması gerekir.

Gözyaşlarının nasıl algılandığı, ne için ağladığınıza bağlı olarak değişir. Bunun önemli bir nedene bağlı olması ve olayın sizin bir yanlışınızdan kaynaklanmaması gerekir” diyor.

Nasıl ağladığınız da kritik bir rol oynuyor. “Usul usul” ağlamak, açıkça ve bağıra bağıra ağlamaktan daha etkilidir. İronik bir şekilde güçlü insanların ağlaması zayıf insanların ağlamasından daha etkilidir. Statüleri yüksek bazı insanlar ağladıklarında daha sempatik bir izlenim yaratırlar.

Murray gibi bir kişi işte bu nedenle iki yıl üst üste BBC tarafından Yılın Sporcusu seçilebilmiştir…

Reyhan Oksay

New Scientist, 27 Şubat 2016

Kaynaklar:

http://www.independent.co.uk/life-style/health-and-families/features/why-do-we-cry-the-science-of-tears-9741287.html
http://www.livescience.com/32476-why-do-we-cry.html
http://time.com/4254089/science-crying/
https://www.sciencedaily.com/releases/2008/12/081217123831.htm
https://www.psychologytoday.com/blog/media-spotlight/201311/crying-shame
http://www.herkesebilimteknoloji.com/haberler/toplum/kullanmayi-bilenler-icin-en-etkin-silah-gozyaslari

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir