Temel sorun: Hayvan refahcılığına odaklanmak

Zülal Kalkandelen*

Lüksemburg’da 7-10 Eylül tarihlerinde yedinci kez gerçekleştirilen Uluslararası Hayvan Hakları Konferansı’na (IARC), bu yıl ben de Sivil Düşün Avrupa Birliği Programı’nın desteğiyle katıldım. Gazeteci ve vegan aktivist kimliğimle yer aldığım konferans, dünyada hayvan hakları alanındaki yaklaşımları daha net görmemi sağladı.

Böyle geniş çaplı bir organizasyonun yapılmasını sağlayan 6 ana sponsor var: ALPA (Lüksemburg Hayvan Hakları Derneği), ARIWA (Animal Rights Watch – Almanya merkezli aktivist grup ), Bite Back (Belçika merkezli hayvan hakları örgütü), VegFund (Veganlığın yayılması için eğitim odaklı çalışmalar yapan Amerika merkezli STK), A Well-Fed World (Dünyada açlıkla mücadele, insanların iyi beslenmesi ve hayvanların korunması için çalışan Amerika merkezli STK), Die Tierbefreier e.V. (Hayvan haklarını savunmak için doğrudan eylemler gerçekleştiren Almanya merkezli aktivist grup). Bunun dışında vegan üretim yapan 8 adet yeme/içme ve ürün sponsoru katkı sağlıyor.

Türkiye ilgi odağı oldu

Lüksemburg’un yaklaşık 33 bin nüfuslu ikinci büyük kenti Esch-sur-Alzette’de, ironik bir şekilde 19. yüzyıldan kalma bir mezbahada yapılan konferansa katılanlar ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerindendi ama Amerika, Brezilya, Ermenistan, Türkiye gibi farklı bölgelerden katılımcılar da vardı. Vize alamayan Pakistan ve Kenya aktivistleri gelemeyince konferansta ana ilgi odağı, Türkiye oldu.

Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) Başkanı Fatma Biltekin ve HAKİM Koordinatörü Burak Özgüner, çocuklara yönelik yaptıkları çalışmayı “Genç insanlara ulaşmak” başlıklı bir kampanya tartışmasında anlattılar. “Türkiye’de Hayvan Haklarının Durumu” konulu ülke sunumuna, onların isteğiyle ben de katıldım. Sunum için bize verilen zaman 15-20 dakika ile sınırlıydı ama HAKİM’in hazırladığı hayvan hakları ihlalleri görselleri, Türkiye’nin siyasi durumuyla ilişkili olarak aktarılınca büyük ilgi gördü. Sokak hayvanlarına uygulanan şiddetin artışından hayvanları korumayan ‘Hayvan Koruma Yasası’na kadar hepsine değinildi.

Temel sorun: Hayvan refahcılığına odaklanmak

 

Yaptığım kısa konuşmada, insan haklarını rafa kaldıran bir ülkede hayvan haklarını savunmanın zorluğundan söz ettim. Siyasi iktidar ve yasal durumdan kaynaklanan sorunların yanı sıra, Türkiye’de hayvan haklarını savunanların “hayvan haklarının ne olduğuna dair” ortak bir anlayışa sahip olmamalarının ve sürekli hayvan refahcılığına odaklanılmasının temel sorun olduğunu söyledim. Hayvan hakları aktivistleri ve dernekleri arasındaki işbirliğini geliştirerek, yaşam hakkı odaklı bir mücadelenin güçlendirilmesi gerektiğini ve ne olursa olsun yılmayacağımızı da ekledim. Sunumdan sonra konferans boyunca bize gösterilen ilginin dozu, kuşkusuz Türkiye’nin uluslararası kamuoyunda yarattığı endişe verici görüntü ile ilgiliydi. Hatta, “Sizi takdir ediyoruz. Biz sizinki gibi bir ülkede yaşasak, hayvan hakları mücadelemizi sürdüremez ve bırakırdık,” diyenler oldu. Oysa insan hakları ve hayvan hakları mücadeleleri, ancak bütüncül bir yaklaşımla verilebilir; hayvan özgürlükçüsü birini diğerinden ayrı tutmaz.

İki farklı yaklaşım

Çeşitli atölyelerin ve panellerin düzenlendiği konferansta hayvan hakları alanında ün kazanmış isimler de konuşma yaptı. İnsan olmayan hayvanların yasal statüsü ve birey olma hakkı konusunda çok başarılı çalışmalar yapan avukat, Nonhuman Rights Project’in kurucusu Steven Wise’ın ufuk açıcı konuşmasını bu alanda çalışan tüm avukatların dinlemesini isterdim.

Karnizm kuramına dair “Neden Köpekleri Seviyoruz, Domuzları Yiyoruz ve İnekleri Giyiyoruz” adlı kitabıyla tanınan sosyal psikolog Melanie Joy ise bu kez veganlar, vejetaryenler ve et yiyenler arasındaki iletişimin geliştirilmesi üzerine yazdığı yeni kitabını tanıtan bir konuşma yaptı. Kendi uzmanlık alanı olduğu için, “karşınızdakini anlamaya çalışın, sabırlı olun” tavsiyesini teorik bir anlatımla aktardı. Joy’un konuşması, konferans boyunca karşımıza çıkan iki farklı yaklaşımdan birini temsil ediyordu. Ben, hayvan haklarını bir toplumsal adalet mücadelesi olarak gördügüm için, “Sadece ikna ile olmaz, sokağa çıkın, eylem yapın, hayvan kurtarın” diyen diğer yaklaşımın tarafındayım.

Aynı durum, her yıl milyonlarca hayvanın katledilmesine yol açan hayvan deneyleri konusunda da oldu. Brezilya’da Santa Catarina Üniversitesi’nde görev yapan Profesör Paula Brügger, bilimsel verileri kullanarak toplumu hayvan deneylerinin işe yaramadığı ve alternatif yöntemlerin kullanılabileceği konusunda ikna etmeyi önerdi. 90‘lardan bu yana İngiltere’deki hayvan hakları hareketinin içinde yer alan, London Action Resources Centre’ın kurucusu Jimmy Lester ise, ALF eylemlerinin hayvanların hayatını kurtarmada ne kadar etkili olduğunu anlattı.

Marksizmin vegan eleştirisi

Dinlediğim ilginç konuşmalardan bir diğeri de, Basel Üniversitesi’nde sosyal teori dalında doktora öğrencisi olan Tobias Rein’a aitti. Karl Marx’ın felsefesini etik ve hayvan hakları açısından eleştirdiği sözlerinin benzerlerini Can Başkent ile yazdığımız “Veganizm: Ahlakı, Siyaseti ve Mücadelesi” adlı kitapta sol siyaset için biz de söylemiştik. Solun sadece insan odaklı çözüm önerileri, 21. yüzyıl dünyasında yeterli değil; diğer duyarlı canlıları sömürmeyi sürdürürken sadece insanı kapsayan özgürlük, eşitlik mesajları verildiğinde tutarsız oluyor. Rein’a konuşmasından sonra Kulturfabrik’te rastlayınca espri ile karışık, “Marx günümüzde yaşasaydı vegan olur muydu?” diye sordum. “Hayır, olmazdı; çünkü o insanların mutluluğuna odaklı olduğu için bunu yine onların hakkı olarak görürdü. Ama tabii tam olarak bilemeyiz,” dedi gülerek…

Zulümsüz bir dünya için…

Konferansta dikkatimi çeken bir eksiği de belirtmem gerekli. Lüksemburg’a gitmeden önce programa baktığımda heyecan verici konuşma ve panellerin daha çok olacağını düşünmüştüm. Fakat konuşmacıların çoğu, hayvan hakları ve veganizm alanında teorik bilgileri vermekle yetindi. Oysa katılımcıların çoğu, zaten bu konularda gerekli kişisel gelişimini gerkçekleştirmiş deneyimli aktivistlerdi. O nedenle kampanyaların gerçekleştirilmesi ve taban örgütlenmeleri hakkında pratik bilgiler içeren sunumlar yapılsaydı, çok daha faydalı olabilirdi.

Yine de Lüksemburg’daki konferans, birçok farklı ülkeden aktivistle tanışıp iletişim kurmak ve görüş alışverişinde bulunmak için bir platform işlevi görüyor. Önümüzdeki yıllarda katılmayı düşünüyorsanız, Kulturfabrik’e ücretsiz otobüslerle ulaşım sağlanan bir kampta kalabilir ya da trenle 23 dakika uzaklıktaki Lüksemburg kentinde bir otelde konaklayabilirsiniz. Ayrıca etkinlik alanında her gün uygun fiyata kahvaltı yapıp, öğlen ve akşam yemeklerini yiyebilir; bir gece ücretsiz verilen konsere katılabilir ve çeşitli hayvan hakları belgesellerini izleyebilirsiniz. Ama en önemlisi, zulümsüz bir dünya için mücadele eden, bu ideale gönül vermiş hayvan hakları aktivistleriyle bir arada olmanın huzurunu yaşayabilirsiniz! Orada geçirdiğim dört gün boyunca duyduğum huzur hissini daha önce hiç duymadım.

*https://journo.com.tr/marx-vegan-olur-muydu

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir