KHK ile 3 Basın Kurumu Kapatıldı

693 sayılı KHK ile kapatılan dihaber, Gazete Şûjin ve Rojeva Medya’dan yapılan açıklamalarda gerçekleri halka ulaştırma mücadelesinin güçlenerek süreceği vurgulandı.

Dihaber’den konuya dair yapılan açıklama şöyle:

“Olağanüstü Hal (OHAL) ve Kanun Hükmünde Kararname (KHK) karanlığına karşı 14 Kasım 2016 tarihinde “Gerçekler karanlıkta kalmayacak” şiarıyla yayın hayatına başlayan dihaber, gecenin en karanlık saatinde yayınlanan, 25 Ağustos 2017 tarihli 693 sayılı KHK ile kapatıldı. OHAL ve KHK rejimiyle varlığını sürdürmeye çalışan iktidar, dihaber’in hakikati ortaya çıkarma çabasına ancak 9 buçuk ay dayanabildi. Bu süre boyunca da 15 kez internet sitesine yayın yasağı getirilen, çalışanları saldırıya uğrayan, gözaltına alınan ve tutuklanan dihaber, bütün KHK ve OHAL karanlığına karşı kararlı bir şekilde Özgür Basın geleneğini sürdürdü ve bundan taviz vermedi.

İktidar eliyle gazeteciliğin, “itirafçılık-iftiracılık, tetikçilik ve racon kesme” mesleği haline getirildiği bir ortamda gerçek gazeteciliğin nasıl yapılması gerektiğini ortaya koyan dihaber’in gece saat 05.00’te kapatılmasının mesajını aldık. “Sizin gerçekleri yazmanızdan, hakikat peşinden koşmanızdan, toplumun sesi olmanızdan rahatsızız, bunu istemiyoruz…” denildi.

Bunun için elbette iktidarın fazlasıyla gerekçesi de var. dihaber, kurulduğu günden beri gündem yaratan, kimsenin yazmaya cesaret edemediği gerçekleri yazdı ve dünya kamuoyuna duyurdu.

21 Mart 2017 tarihinde yüzbinlerce insanın OHAL korkusunu yerle bir ederek Newroz alanlarına aktığı Diyarbakır’da “Canlı bomba” denilerek öldürülen 23 yaşındaki Kemal Kurkut’un çıplak bedenini ve “İnfaz edildim” diyen gözlerini dihaber’in objektifi dünyaya duyurdu. Emniyet ve Valiliğin “Dur ihtarına uymadığı, sırtındaki çantada bomba olduğunu söyleyerek polisten kaçtığı” gerekçesiyle öldürüldüğünü ve “bıçak çektiği” yönündeki haberler dihaber’in çektiği ve yayınladığı 8 kare fotoğrafla çürütüldü. Çekilen fotoğraflarda, Kemal Kurkut’un çantasız, yarı çıplak bir şekilde polis tarafından hedef gözetilerek öldürüldüğü ortaya çıktı. Ayrıca fotoğrafları çeken muhabirimizin evi basıldı.

Yine dihaber bu dönem boyunca, sınır hattında Suriye’deki silahlı grupların rahat hareketliliğini, bölgedeki askeri gruplarla ortaklaşmasını, AFAD’daki fuhuş gerçeğini yaptığı haberlerle bir bir ortaya koydu. Bunun üzerine haberi yapan dihaber muhabiri Erdoğan Alayumat hedef haline getirildi ve sonunda “devletin gizli bilgilerini ifşa ettiği” gerekçesiyle tutuklandı.

Mardin’in Nusaybin ilçesine bağlı Xerabê Bava ve Talatê köylerinde günlerce süren sokağa çıkma yasağı sırasında evlerine hapsedilen köylülerin gördüğü işkenceyi an an dünyaya duyan da dihaber oldu.

100’ü aşkın köylünün köy meydanında işkenceye uğradığı Şapatan’daki olayla Gevaş’ta “Emniyet müdürlüğüne saldırı hazırlığındaki teröristler yakalandı” denilerek gözaltına alınıp ağır işkencelere maruz bırakılan yurttaşların da aslında çobanlık yapan, mantar toplayan köylüler olduğunu yine ilk kez dihaber kamuoyuna duyurdu. Yerel mülki amirlerin, “İşkence yapılmadı, birbirlerini dövdüler” şeklindeki beyanları çekilen fotoğraf ve görüntüler ile bir bir boşa çıkarıldı.

Yine 4 Mayıs tarihinde Şırnak’ın Silopi ilçesinde panzerin bir eve girerek iki çocuğu katletmesi olayını da ilk dihaber yayınladı.

Yüzde 90 oy oranlarıyla seçilen belediye başkanlarının görevden alınarak yerlerine atanan kayyumların Kürtçeye ve Kürt değerlerine yönelik saldırılarını da dihaber bir bir ifşa etti. Ehmedê Xanî’nin heykeli, Roboskî anıtı, Orhan Doğan’ın heykelinin kaldırılması, Tahir Elçi’nin isminin sökülmesi, Kürtçe tabelaların değiştirilmesi, Ermeni mezarlığının üzerine tuvalet yapılması, sarı kırmızı yeşil lalelerin sökülmesi gibi birçok uygulamayı yine dihaber servis etti.

dihaber, kurulduğu ilk günden beri Nuriye Gülmen’in başlattığı ve ardından büyüyerek devam eden “İşimi geri istiyorum” eylemleriyle açlık grevlerini de kesintisiz bir şekilde takip eden bir kaç basın kurumundan biri oldu. dihaber, Semih Özakça ve Nuriye Gülmen’in sesi oldu.

Dünyanın en uzun sokağa çıkma yasağının sürdüğü Diyarbakır’ın tarihi Sur ilçesinde polis ablukası ve baskısı altında evleri yıkılan yurttaşların sesine ilk ulaşan da dihaber oldu ve her anını kamuoyuyla paylaştı.

Türkiye’nin baş sorunlarından olan Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümüne dönük tüm çabaları, girişimleri gündemine almış ve Kürt ulusal birliği için yapılan çalışmaları kamuoyuna yansıtmıştır.

Suriye iç savaşına ve mülteci sorununa dikkat çeken, dünyanın yakından izlediği DAİŞ’in başkentti Rakka’ya yönelik operasyonu an an takip eden sayılı basın yayın kuruluşlarından biri olan dihaber, savaşı tüm çıplak gerçekliğiyle yazdı, fotoğrafladı, görüntüledi.

dihaber en son Manisa’da ev baskınında hırsızlık yapan polislerin kameraya yansıyan hırsızlık olayını kamuoyuna duyurdu. dihaber’in görüntüleri yayınlamasının ardından, Emniyet Müdürlüğü açıklama yaparak söz konusu kişi hakkında işlem yapıldığını açıklamak zorunda kaldı.

Tarihi Hasankeyf kentinin dinamitlenmesini, Kürt kentlerinde askeri operasyonlar sonucu çıkan orman yangınlarını, iş cinayetlerini, çocuklara yönelik cinsel istismarı, kadına yönelik şiddeti ve kültürel soykırımı gündeminden hiç düşürmedi.

Buna benzer yüzlerce hakikati kamuoyuna duyuran dihaber, iktidarın şimşeklerini de kurulduktan kısa süre sonra üzerine çekti. Aynı zamanda toplumdaki “ortak mücadele, alternatif sistem arayışlarını” da gündeme taşıyan dihaber, kısa süre önce yargılanan bir Kürt gazeteciye mahkeme başkanının dile getirdiği, “o zaman ajans değiştirin” itirafıyla neden hedef seçildiği ortaya çıktı.

Yayına başladığı ilk günden itibaren “gerçekleri açığa çıkarmak” için OHAL kuralları yerine, “gazeteciliğin evrensel ilkelerini” esas alan dihaber kapatıldı. Ancak gazetecilik ilkelerini kendi özgür basın deneyimleriyle buluşturan ve gazetecilik ilkelerine bağlı gazetecilerin “Gerçekler karanlıkta kalmayacak” ısrarı daha büyük bir kararlılıkla sürecek.”

Gazete Şûjin’den yapılan açıklama ise şöyle:

“Aralık 2016 tarihinde “Medyanın diline, çuvaldız niyetine” şiarıyla yayın hayatına başlayan Gazete Şûjin, sabah karşı yayımlanan 25 Ağustos 2017 tarihli 693 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatıldı.

“Bir kadın olarak susun” diyenlerin dünyasında, çuvaldız haberciliğimizle kurulduğumuz günden itibaren medyada kadının sözünü ve sesini büyüttük. Devletinden medyasına kadar kadınlara çizilen ‘makbul kadınlık’ sınırlarını tanımayan gazetemiz, kadın odaklı haberciliğinde “özel olan politiktir” şiarıyla öz savunmaya geçerek, kadın bedenine ve yaşamına saldıran ataerkiyi ve erkek basını ifşa etmeye devam etti.

Bu sebeple doğrudan gazetemize ve arkadaşlarımıza yönelik birçok tehdit aldık. Yayın alanlarımızdan biri olan web sitemize çok kez siber saldırı gerçekleşti. Özellikle kamuoyu oluşturulmasına engel olunan ve halkın haber alma hakkının kısıtlandığı olaylarda ilk ve güvenilir haberleri veren gazetemiz, çuvaldızı batırdığı egemenler tarafından bugün susturulmak istendi.

Şûjin Batman’da, Çınar’da, Ensar’da, okullarda, evde, sokakta, metroda, özel ve kamusal her alanda cinsel istismara ve saldırıya maruz bırakılan çocuklar ile kadınların sesi oldu. Çoğu en yakınındaki erkekler tarafından olmak üzere her gün katledilen kadınların; ‘dört duvar arasına’ sıkıştırılacağı düşünülen kadın iradesinin ve kadın temsiliyetinin sesi oldu.

Şûjin Sur’da, Cizre’de, Hasankeyf’te ve Nusaybin’de evleri, yaşam alanları yıkılan yurttaşların ve toplumsal belleğin; Dersim’de, Lice’de ve Mardin’de yakılan ormanların ve yok edilmek istenen canlı yaşamının sesi oldu.

Şûjin Şapatan’da ve Xerabê Bava’da işkenceden geçirilen yurttaşların; panzerlerle ezilen ve kurşunlarla katledilen Muhammet, Furkan, Pakize Hazar ve Kemal Kurkut ile onlarca yurttaşın sesi oldu.

Şûjin Nuriye Gülmen’in 290 gün önce “İşimi geri istiyorum” diyerek Yüksel Caddesi’ne çıktığı ilk andan bugüne Yüksel’de, Kalkedon’da ve onlarca yerde direnen ve açlık grevine giren ihraç edilen emekçilerin sesi oldu.

Şûjin Sincan’da, Şakran’da, Van’da, Tarsus’ta ve onca cezaevinde işkenceden geçirilen ve bedenini açlığa yatıran tutsakların; emeği sömürülen ve görünmez kılınan işçilerin; yaşam alanlarına saldırılan, katledilen ve sömürülen hayvanlar ile doğanın sesi oldu.

SUSMAYACAĞIZ
Kadın yazınını, kadın sözünü ve gazeteciliğini kalıcı kılmak isteyen Rosa Lüksemburg, Gurbetelli Ersöz, Emma Goldman, Virginia Woolf, Ayfer Serçe, Ulrike Meinhof ve Deniz Fırat gibi kadınlardan devraldığımız birikim, inanç ve inatla, bizden önceki kadınların “Erkekler ne hüküm verir demeden yazmaya devam edeceğiz” sözünü yineliyoruz.

Özgür basın susmayacak, kadın haberciliği susmayacak.

Vardık, varız, var olacağız!”

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir