“İnsanlar inekleri acı çekmemeleri için değil, kendi çıkarları için sağar.”

Abolisyonist Vegan Hareket*

Çok sık aldığımız bir soru, çok yaygın bir şehir efsanesi:

“İyi ama, inekler sürekli olarak süt verir ve biz onları sağmazsak acı çekerler.”

İnsanlar inekleri acı çekmemeleri için sağmaz, kendi çıkarları için sağar.

Normal şartlar altında inekler de tıpkı diğer memeli hayvan dişileri gibi yavruladıktan sonra belli bir süre boyunca ve sınırlı miktarda süt verirler. Bu sütün amacı buzağının beslenmesidir.

İnekler süt elde etmek niyetiyle insanlar tarafından sürekli olarak hamile bırakılır. Süt ineği olmak üzere yetiştirilecek olan inekler için bu işlem özellikle kültür ırkı olarak adlandırılan ve nesiller boyu “süt verimleri” yükseltilmiş ırkların erkeklerinin spermleriyle yapay yollarla/müdahale edilerek gerçekleştirilir. Böylece dünyaya “daha çok süt veren” inekler gelir. Bunlar en baştan genetik hastalığa sahip olarak dünyaya getirilen ineklerdir. Yani insanların “verimi arttırma” dediği şey, ineklerin genetikleriyle oynanarak hastalandırılmalarıdır.

İnekler 9 ay 10 gün süren hamileliklerinin ardından yavrularından hızlıca ayrılırlar. Şuradaki gibi: 

Ayrılan yavruların erkek olanları öldürülüp “dana eti” olarak satılır, dişi olanların bir çoğu ise süt ineği olarak kullanılmak üzere yetiştirilirler. Dana etinin kaynağı budur.

Yetiştirilen buzağıların kısa bir süre boyunca sınırlı miktarda süt emmesine izin verilir, ayrı bir yerde tutulur ya da ağızları kelepçelenir. Yavrular inekten ayrıldıktan sonra inekler sürekli olarak sağılır.

4-5 yıl sonra inek artık eskisi kadar süt veremeyecek hale geldiklerinde, yani acıya sebep olduğu iddia edilen o “verim” azaldığında ise inek öldürülür ya da bir mezbahaya satılır (bir inek öldürülmediği normal şartlarda ortalama 25 yıl yaşar). Böylece ineğin ölü bedeni et olarak “değerlendirilirken”, yerini “süt ineği” olarak yetiştirilen “yüksek verimli” yavrularından biri alır.

İnekler sağılmadıklarında herhangi bir acı hissediyorlarsa bile bunun sebebi insanlardır; onları melezlememiz, genleriyle oynamamız, sürekli gebe bırakmamız ve yavrularından ayırmamızdır. Onların bu şekilde üremesine, böyle hastalıklı bir bedenle dünyaya gelmesine sebep olan biziz. Böyle bir durumda ineğin sütünün bedeninden müdahale edilerek alınması gerekebilir. Tıpkı doğumun hemen ardından yavruları ölmüş bir kedinin ya da köpeğin sütünün alınması gerekebileceği gibi. Kedi ve köpekte bu süte tüketim malzemesi olarak bakmaz, vücuttan çıkan diğer hastalıklı salgılar gibi değerlendiririz. İnekte de durum bu olmalı ve süt salınımının sürmemesi için müdahale minimumda tutulmalıdır. Tabii asıl yapılması gereken en baştan ineklerin bu şekilde dünyaya gelmesine sebep olmamak, bu şekilde gebe bırakmamak, dünyaya daha fazla tutsak getirmemektir. Hayvanların “çektiği acı” umurumuzdaysa yapacağımız bu olur.

İneklere yaptığımız bu değil. İneklerin modifiye edilmiş bedenlerle doğmasını sağlıyor, inekleri sürekli olarak gebe bırakıyor, yavruların beslenmesini engelliyoruz.

İneklerin sürekli olarak süt verdiği, sütlerini sağarak onlara yardım ettiğimiz vs. bütün bunlar iyi hissetmek için kendimize anlattığımız birer hikayeden başka bir şey değil. Gerçekte olan, kendi amaçlarımız için bir hayvanın genetik bir rahatsızlıkla, tutsak olarak, birinin malı olarak dünyaya gelmesine sebep olmak, boynuzlarını kesmek, üremesini kendimiz için manipüle etmek, yavrusunu elinden almak, bir süre kullanıp birkaç yıl içinde de öldürmek…

Bütün bunların sebebi hayvanların birer mal olması.

İnek, çiftçinin iyilik olsun diye baktığı, acısını dindirmek için sağdığı bir hayvan değil, onun önce bedeninden çıkan sıvıları ve yavruları arkasından da ölü bedenini satacağı bir mal ve kaynak. İşine yaradığı müddetçe “iyi davranacağı”, işine geldiği müddetçe de acı çekmesini umursamayacağı, yeri gelince de kendi elleriyle öldüreceği ya da öldürülecek birine satacağı bir hayvan.

Hayvanların bu mülk statüsünü değiştirmek için vegan olmamız ve veganlığı yaygınlaştırmamız gerekiyor.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir