Domates sevgimiz “Kırmızı Altın” mafyasına hizmet ediyor

Atila Alpöge

Domatesi kim sevmez?  Ama hangi domatesi?  Tabii ki, mevsimi dışında karşımıza çıkan kıpkırmızı görünüşlü, ama kalın kabuklu, içi sert olan domatesi değil.  Çoğunlukla bunlar tatsız tuzsuz, yavan oluyor.  Niye acaba?  Domateslere ne oldu?  Bir kitap yayımlanmış Fransa’da, “Kırmızı Altın İmparatorluğu” diye.  İki yıl boyu sürmüş kapsamlı bir araştırmaya dayanan kitap bu soruların arka planını sergiliyor.

 

Araştırmayı yürütmüş olan kişi genç bir Fransız gazeteci.  Adı Jean-Baptiste Malet.  Kitabın orijinal adı da “L’empire de l’or rouge”.  Mayıs 2017’de çıkmış kitapçı vitrinlerine.  İki ay önce yayımlandığı halde İnternet’te yedi milyona yakın gönderme almış.

Karmaşık öyküyü özetlemeye çalışalım.  Karşımızda iki tür domates var.  Biri, bahçelerden, tarlalardan zamanında, mevsiminde elle koparılmış domates.  Öteki ise endüstriyel domates.  Bu sonuncuların yüz binlercesi bir arada makinelerle toplanıyor.  Bu yüzden de kendilerinin tok, derilerinin sert olması gerekiyor.  Koparırken bozulmamışlar diye.  Bunlar makinelerle eziliyor.  İçlerine birtakım maddeler katılıyor.  Aseptik, mikrop tutmaz varillere konuluyor ve durmadan sevk ediliyor.  Nereden, nereye, niçin?

Öykünün başlangıcında İtalya var.  İtalyanlar domatese düşkün.  Özellikle pizzada, garnitürlerde çok kullanıyorlar.  Daha da önemlisi sos yapıyorlar, domates suyu yapıyorlar, ketçap yapıyorlar ve başka ülkelere satıyorlar.  Başka halklar da seviyor bunları.  Resmi rakamlara göre bir yılda dünya nüfusu kişi başına 5 kilo endüstriyel domates tüketiyor.  10 milyar dolarlık bir faaliyet, bu.  Son elli yılda tüketim altı katına çıkmış.

1990’larda İtalyan girişimciler Çin’e el atmışlar.  Ne de olsa orada hudutsuz arazi var; çok ucuz da iş gücü.  Hatta çocukları, hapishanelerdekileri çalıştırma olanağı.  Çin mutfağında domatesin fazla yeri yok.  Ama bugün Çin çok büyük bir domates üreticisi.  İtalyanların teşvik ettiği ya da kurduğu fabrikalar bunları konsantre yapıp varilliyor.  Sonra da sevk ediyor.

Bunlar özellikle İtalya’da ya da Afrika’da işlenip dünya piyasasına sürülüyor.  Ancak etiketlerde ne malın esas çıkış yeri belirtiliyor, ne de katkı malzemeleri açıklanıyor.  Örneğin aldığınız sosun etiketine baktığınızda bunun İtalya malı olduğunu sanıyorsunuz.  Ya da kendi ülkenizin.  Ne de olsa uzaklardan gelen bu variller geldiği yerde de ayrı bir işlemden geçiyor.  Soya, nişasta, glikoz gibi katkı maddeleriyle.  Sonuçta piyasaya sürülen ketçabın, sosun içinde yalnızca %31 oranında domates konsantresi oluyor.  Kitabın yazarı dünya çapında bir katakulli döndüğünü, mafya türü bir oluşumun yaşandığını ileri sürüyor.  Devletlerinde gereken önlemleri almadığını, kontroller yürütmediğini ve sıra dışı bir uygunsuzluğa adeta göz yumduklarını.

Bu durumda acaba bazı ev hanımlarının yaptığını mı yapmalı?  Onlar bahçeden, tarladan gelme domatesi mevsiminde satın alıyorlar, büyük miktarda.  Soyuyorlar, ikiye üçe bölüyorlar.  Birtakım kapların içine koyup buzdolabının buzluk kısmına yerleştiriyorlar.  Sonra da kış aylarında gerçek, tertemiz, tadı yerinde domatesi istedikleri miktarda yemeklerinde kullanıyorlar.

Kitapla ilgili tam bilgi şöyle: “L’Empire de l’or rouge. Enquête mondiale sur la tomate d’industrie, Jean-Baptiste Malet, Fayard, 2017.”  288 sayfa.  19 avro.

İsterseniz, yazarla bu konuda yapılmış bir televizyon haberi görüşmesini 3,5 dakikalık bir video olarak da izleyebilirsiniz.  Buraya tıklayarak.

Atila Alpöge, Ekogazete, 11.7.2017 / Yararlanılan kaynaklar: Rémi Barroux, Le Monde, 8.7.2017 – Fabrice Pouliquen, 20 Minutes, 22.5.2017 – Le Point, 17.5.2017

Yorumlar

yorumlar

Post source : https://ekogazete.wordpress.com/2017/07/11/domates-sevgimiz-kirmizi-altin-mafyasina-hizmet-ediyor/

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir