Nuriye Gülmen’de kalp yetmezliği başladı

Tutuklu eğitimciler Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın ihraç edildikleri görevlerine dönmek için başlattıkları ve cezaevinde devam ettikleri açlık grevi 100. güne girdi. Hekimler açlık grevinde 100’üncü günün ‘ölümcül eşik’ olduğunu söylüyor.

KHK’yla kaybettikleri işlerine geri dönmek için açlık grevi başlatan öğretim görevlisi Nuriye Gülmen ile öğretmen Semih Özakça grevde ‘ölümcül eşik’ olarak bilinen 100’üncü güne bugün giriyor. Gülmen ve Özakça tutuklu olduğundan onların Ankara Yüksel Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önündeki eylemlerini açlık grevindeki yakınları sürdürüyor. Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumu çok kritik aşamada.

Nuriye Gülmen, açlık grevine başladığında 58 kiloydu, grevle birlikte 46 kiloya düştü. Bacaklar, kollar, kasıklar, boyun ve sırtta şiddetli kas ağrıları yaşıyor. Ayak ve bacakta seğirme ve istemsiz hareketler, uyuşma ve karıncalanma var. Kollar ve bacaklarda iğne batması hissi var. Çok ciddi gaz sıkışması ve bunun verdiği sancı yaşıyor. Nuriye Gülmen’in yaşadığı sağlık sorunlarınının benzerini Semih Özakça da yaşıyor.

 

Peki, 100’üncü gün Gülmen ve Özakça için tıbben ve hukuken ne anlama geliyor? Tıp doktorları, açlık grevinde en kritik seviye olarak bilinen ve grevin 60’ıncı günün sonunda başlayan süreçte, eylemcilerin her an Wernicke-Korsakoff sendromuna yakalanabileceği mesajını daha önce vermişti. Genel beslenme bozukluğuyla ortaya çıkan nörolojik ve bilişsel sorunların ortaya çıktığı bu durumda, grevciler sadece şekerli su ile beslendikleri için özellikle beyin hücrelerini kaybediyorlar. Hafıza, dikkat ve konsantrasyon bozuklukları yaşıyorlar.

Avukatlardan gelen bilgiler ışığında 100’üncü gün için Gülmen ve Özakça’nın sağlık durum ve açlık grevi sürecinin nereye doğru evrildiği konusunda DW Türkçe’ye konuşan Uzman Doktor ve Psikiyatrist Semih Dikkatli, “100’üncü günden sonra açlık grevindeki insanları sağlıklı olarak hayata döndürmek çok zor. Grevcilerin yeniden eski hayatlarını kazanmaları çok zor. Tıpta, ölümcül süreç deniyor bu zaman dilimine. Hem grevcileri hem de toplumu çok zor bir süreç bekliyor” diyor. Tıp doktorlarının grevcilerin zihni açık olduğu, yani şuurları yerinde olduğu sürece grevcilere müdahale edemeyeceğini, tartışmalı olsa da dünyanın tüm demokratik ülkelerinde genel uygulamanın bu yönde olduğunu anlatan Dikkatli, “Eğer bir doktor tayin edilir, grevcilerle iletişim kurulur ve bu iletişim sonrasında da grevcilerin şuurları konusunda sıkıntılı olduğu yönünde karar verilirse, grevciye ancak vasi tayin edilen bir aile bireyinin onayıyla müdahale edilebilir. Aksi takdirde müdahale söz konusu değildir” diyor.

“Devlet yaşatmakla sorumludur ve vatandaşını korumak için vardır” diyen Dikkatli, KHK’yla işten atılan ve sonrasında işine dönmek için açlık grevi başlatan eğitimcilerin durumunun hükümet tarafından bu denli politize edilmemesi gerektiğini savunuyor. Dikkatli, “İnsan kaybetmek, terörist demek kolay. İnsan haklarını unutmadan konuyu ele almak gerekiyor. Hukuk da, devlet de, tıp da bunu emreder. Hükümet, acil diyalog sürecini bir an önce başlatmalı” uyarısında bulunuyor.

BBC’den Selim Giritli’ye konuşan, ATO Başkanı Dr. Vedat Bulut, edindikleri bilgiler ışığında, açlık grevinde 100’üncü gün itibarıyla durumun hayli kritik olduğunu söylüyor: “Özellikle Nuriye’nin durumu daha ağır. Şu anda kalp yetmezlik bulguları var, yataktan kalkamıyor. Semih’in solunum yolu enfeksiyonu vardı, antibiyotik kullanmıyor. Bunların hepsi yaşam süresini kısaltıcı faktörlerdir. Şu anda nörolojik bulgular başlamış durumda. Kalp yetmezliği başlamış durumda. Çünkü protein harcandığı ve elektrolit dengesi bozulduğu zaman, sodyum-potasyum dengeleri bozulduğu zaman kalp kasları yeterince fonksiyon görmüyor. Onlar bozulmuş durumda. Bir de enfeksiyona, bulaşıcı hastalıklara yatkınlık var. Diğer büyük tehlike de o. Bir hastane enfeksiyonu ne kadar tehlikeliyse bir hapishane enfeksiyonu da o kadar tehlikelidir. Hapishanede bulunmaları, tutuklu olmaları yaşam süresini kısaltıcı bir etki yapıyor.”

Dr. Bulut, Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın Wernicke-Korsakoff sendromuna girmelerinin de an meselesi olduğunu söylüyor. Bu duruma sürüklenen vakaların ise yüzde 17’sinin hayatlarını kaybettiğini, yüzde 75’inin de ya enfeksiyonlarla yaşamlarını yitirdiklerini ya da kalıcı hasarla yaşamak zorunda kaldıklarını belirtiyor.

 

Türkiye İnsan Hakları Vakfı Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, tutuklu Gülmen ile Özakça’nın açlık grevinde 100’üncü güne girmeleri konusunda “Sivil ölüme karşı bir yaşam çığlığı” değerlendirmesini yapıyor. Bakkalcı, DW Türkçe’ye bu görüşünü “OHAL sürecinde çıkarılan ve hukuki, vicdani, insani açıdan kabul edilemez KHK’larla 110 binin üstünde kamu çalışanı hakkında işlem yapıldı. Etkin soruşturma yok, sadece keyfi uygulamalar var. Sivil ölüm anlamına gelebilecek uygulamalar. Gülmen ve Özakça’nın açlık grevi tıbbi bir konu değildir. Sivil ölümlere karşı yaşamak için başka bir yol bulunmadığından bir çeşit yaşam çığlıdır. Çözümü de, istenirse bir saat içinde gerçekleşebilir” sözleriyle açıklıyor.

“100 gün meselesi son derece trajiktir” diyen Bakkalcı, Gülmen ve Özakça’nın yaşam çığlığının aslında tüm toplumun meselesi olduğuna dikkat çekiyor. Toplumun tüm kesimlerinden Gülmen ve Özakça’ya verilen desteğin daha da artacağına inanan Bakkalcı, “Konunun insan hakları ve demokrasi açısından konuşacak bir yönü kalmamıştır. Gülmen ve Özakça’nın yaşam çığlığına derhal yanıt verilmeli ve sorun hemen çözülmelidir. Devlet, görevini yapmalıdır” çağrısında bulunuyor. (DW Türkçe, BBC Türkçe)

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir