Mimesis’in Mimesis’i


Meltem Tüzün
Sanat Tarihi Yazarı

Mimesis terimi sanatta ilk olarak Platon ile birlikte kullanılmıştır. Platon’un İdealar Dünyası kuramının sanata yansıması ile ilgili olarak ortaya atılmış ve Platon sonrası filozoflar tarafından da tartışılmıştır. Etimolojik olarak Antik Yunanca “mimeisthai” kelimesinden türemiş ve imitasyon ya da taklit anlamına gelmektedir.

Platon’a göre İdealar Dünyası’nın bir yansıması olan yaşadığımız dünyada var olan sanatçılar, duyularımızla algıladığımız dünyanın birer taklidini eserlerine yansıtmaktadırlar. Yani sanatçılar yalnızca mimetik ürünler veren ve insanları yanılgıya düşürerek aldatan kişilerdir. Platon bu nedenle yazdığı Devlet kitabında da sanatçıları kendi devletinden kovması ile bilinmektedir. Ancak Platon’un devletinden kovduklarının, aklın ürünü dışında üretim yapan ve sanatı sadece duyumsanabilir dünyanın bir kopyası olarak gören sanatçılar olduğu atlanmamalıdır.

Kopya ya da taklidin ise yüzyıllardır sanatçılar için bir problem olarak devam ettiği görülmektedir.  Ancak günümüzde sosyal medyanın da gücü ile birlikte bu sanatçılar gizlenememekteler.  Özellikle günceli çok iyi takip eden ve sanat camiasında adeta bir fenomen olan twitter kullanıcısı sanatberbat cesur yorumları ile güncel sanatçıların ipliğini pazara çıkarıyor.

Son bir aydır sanat camiasında Mamutart ile ayyuka çıkan intihal olayları ile Türkiye’de Çağdaş sanatçıların birçoğunun çekinmeden kopyalama yapıyor olması daha çok göze batar oldu. Aslında bir önceki yazımda Genco Gülan sergisi üzerinden günümüz camiasını ve yapmaya çalıştıklarını okumaya çalıştığımda da değinmek istediğim nokta tam olarak buydu.

Aşağıda Pablo Picasso’dan bir seramik ve Ai Weiwei’ den bir seramik görmektesiniz. Peki bu iki çalışma sizlere Türkiye’den de tanıdık gelmiyor mu? Mükerrem Baki intihal yaptı ve fark edildi. Ancak Genco Gülan atıfta bulunarak kopya ediyor diye büyük sanatçı mı oluyor? Sonuçta her iki sanatçının da üretimleri bize bu sanatçıların kendi aklıyla üretimlerini yapamayan ya da yapmayan ve buna rağmen kopya ederek yaptıklarını koleksiyonerlere satabilen kişiler olduklarını göstermiyor mu? Peki bu durumda bu tarz üretimleri yapan ve satan kişiler iyi birer sanatçı mı oluyor yoksa iyi birer pazarlamacı mı oluyor?

Ai Weiwei -Coca cola vise

 

Pablo Picasso, Ceramic, profiles

Sanat eserinin biricikliği kuralı zaten Sanayi Devrimi ile birlikte başlayan süreçle kiç’in ve kültür endüstrisinin etkileriyle yitip gitti.  Ancak referanslarla ya da intihallerle dolu bir sanat yaşamının sanat tarihinde nasıl bir yeri olabilir?

Bugün koleksiyonerin evine, iş yerine giren bu eserler yarın hangi depolarda çürümeye kalacak bilemiyoruz. Ancak son zamanlarda oldukça sık duyduğum bir şey var ki bu tip sanatçılar ve daha birçoğu galericiler ile ortaklaşa koleksiyonerleri de sanata küstürmekteler. Bilinçsizce ya da yanlış yönlendirmeler ile eser alan koleksiyoner bir süre sonra elindeki eserin değer kaybı ile baş başa kalıyor.

Koleksiyonerin en korkması gereken sanatçı tipi tam da bu nedenle talebe göre üretim yapan ya da özgün olamayan sanatçı tipi olmalıdır. Çünkü bu tip bir sanatçı aslında sanatı ve sanat yapmayı değil yalnızca en çabuk hali ile zengin ve popüler olmayı amaçlıyor. Koleksiyonerin kısa sürede parlayan bir sanatçıya, ortaya çıktığı gibi aniden yok olabileceğini düşünmeden, bilinçsizce yaptığı yatırımlar ise üç beş sene sonra değer etmeyen bir yığına dönüşüyor. Bu yığını görmek için ise bitpazarını gidip gezmek yeterli oluyor.

Peki ya en başa dönecek olursak, Platon’un doğanın taklidi olarak açıkladığı sanat eserlerinin yerini günümüzde sanat eserinin de taklidine bırakması nasıl açıklanacaktır? Mimesis’in mimesis’i olarak mı? Peki ya bizler kopya eden sanatçıları camiadan kovmayı becerebilecek miyiz?

KAYNAK: Platon, Aristoteles ve Plotinus’ta Mimesis Teorisi, Muharrem Hafız

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Meltem Tüzün

15.12.1988 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Liseyi, Kemal Hasoğlu Lisesinde bitirdiğimde, ardıma bıraktığım yazı geçmişim lisede çıkartmış olduğum tek sayılık bir sanat ve sosyal konulu dergi ile ardımda bıraktığım günlüklerden ibaretti. Lise ardından 3 yıllık bir aradan sonra Anadolu Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nü kazandım. İlk sene İngilizce hazırlık sınıfı okumayı özellikle bölümü tanımak amaçlı tercih ettim. Ve iyi ki de yaptım diyorum. Üniversitede geçirdiğim 5 senenin sonunda, mezun olduğumda, artık büyümüş bir aşk ile bağlıydım bölümüme. Okul sonrası her şeyden biraz uzaklaşmak, okuduğum alanla ilgili ne yapmak istediğime daha sağlıklı kararlar verebilmek adına yurtdışına gitme kararı aldım. Avrupa Birliğinin desteklediği projelerin birinden kabul alarak İtalya'nın Palermo şehrine gittim. Ve 8 ay bir Afrika yardım kuruluşunda gönüllü olarak çalıştım. Bu 8 ay farklı kültürleri, insanları tanımam, Avrupa'yı elimden geldiğince gezebilmem, okuduğum bölümün hakkını gezerek ve görerek de vermem için çok iyi bir deneyim oldu. Öğrenim gördüğüm 4 sene boyunca hangi alanda uzmanlaşacağım konusunda kararsızlıklar yaşasam da geç olup güç olmamakla birlikte kararımı verdim. İçerisinde siyaseti, sosyolojiyi, felsefeyi ve sanatı bir arada barındıran bir dönem seçmeliydim.Ben de Çağdaş Sanat üzerine yoğunlaşmayı tercih ettim. Henüz bir üniversitede yüksek lisans programına başlamamış olsam da bu konuya odaklanmış bulunmakla birlikte aynı zamanda şu an bir sanat galerisinde çalışmaktayım. Ayrıca zaman zaman Businessweek Türkiye dergisinde gezi ve sanat etkinlikleri yazıları yazmaktayım. Bu nedenle sizlere elimden geldiğince, kalemimden geldiğince bir çok insana anlamsız gibi görünen Çağdaş ve Modern Sanat üzerine ve sanatçılar, eserleri hakkında yazılar yazacağım ve zaman zaman Avrupa da gezip gördüğüm yerlerle ilgili yazılar sunacağım.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir