Yalnızca Hissedebilirlik Önemlidir

abolisyonistveganhareket.org*

Neredeyse İnsan Olan Hayvanlar’ projesi, hissedebilirlik veya öznel farkındalık yerine sadece insana benzer bilişsel kapasitelere sahip olmanın etik olarak önem taşıdığı yönündeki ciddi anlamda sorunlu düşüncenin bir ürünü olan çevrim içi bir psikoloji projesi.

Hayvanların etik statüsünü hissedebilirliğin ötesinde bir bilişsel kapasiteyle bağdaştırırsak, insanmerkezci bir kibri sürdürmeye devam ederiz ve bunun adı da türcülüktür. “Bize benzeyen” hayvanların daha önemli olduğunu söylemek, açık renk tene sahip insanların siyah renk tene sahip insanlardan daha önemli olduğunu söylemeye benziyor.

Mesele hayvanların ne kadar “zeki” oldukları ya da sahip oldukları zihinsel kapasitelerin bizim zihinsel kapasitelerimize benzerlikleri değildir. Eğer hissedebilirlikleri varsa, bu onları kaynak olarak kullanmamak üzere bir etik görevimiz olması için gerekli olan tek ayırt edici özelliktir.
“Hayvan hareketi”, bir yandan “mutlu” sömürüyü savunmaya devam ederken, bir yandan da insan harici büyük maymunlar, deniz memeleri, filler gibi hayvanlar hakkındaki takıntılarını sürdürülebilirlik türcülük tuzağına düşüyor. Bu yaklaşımları en az iki sebepten sorunludur:

1. Bir varlığı kaynak olarak kullanmak konusunda karar verirken hissedebilirlik haricindeki bilişsel özelliklerin herhangi bir önem taşımadığını göz ardı ederler. İnsanlar söz konusu olduğunda bu çok açıktır. “Daha zeki” olmak bazı durumlarda önemli olabilir, söz gelimi bir yere burs için başvuruda bulunduysanız göz önünde bulundurulabilecek bir kriterdir, ancak bir kişiden organlarını almaya ya da biyomedikal bir deneyde rızası haricinde kullanmaya karar verirken zekayı bir kriter olarak gösteremezsiniz. Bu durumu hayvanlar söz konusu olduğunda da aynı şekilde görmeliyiz.

2. Hayvanlar için koyduğumuz ölçüt “bize benzemeleri” olduğunda, bu ölçüt hayvanların yararına olamaz. Örneğin, uzun zamandır büyük maymunların “bize” pek çok açıdan fazlasıyla “benzediğini” biliyoruz ama onları sömürmeye devam ediyoruz. Hayvanlar ne kadar “bizim gibi” olurlarsa olsunlar, onları sömürmemenin gerekliliğini hissetmek için yeterli dönüşümü getirecek kadar “bizim gibi” olmayacaklar.

“Benzer Zihinler” yaklaşımı diye adlandırdığım bu yaklaşım hayvanları asla kazanamayacakları bir yarışa sokmak anlamına geliyor. Hiçbir zaman yeterince “bizim gibi” olmayacaklar.

Son bir mesele: Hissedebilirliğe odaklanıyor olmak, hissedebilir olanların hissedebilir olmayanların üzerinde konumlandığı bir hiyerarşi yaratıyor mu? Hayır, çünkü hissedebilir olmak menfaatlere (yani tercihlere, arzulara ve isteklere) sahip olmak için zorunlu ayırt edici özelliktir. Bir kaya hissedebilir değildir; herhangi bir tercihi, arzuyu ya da isteği barındıran bir zihni yoktur. Bitkiler canlıdır ancak tercihleri, arzuları ya da istekleri barındıran bir zihinleri yoktur.

Dünyadaki sayı olarak en fazla sömürülen hayvan olan tavuklar olduğu halde, söz konusu “özel” bilişsel kapasitelere sahip olmadıkları için, insanlar tarafından “insani” şekillerde olduğu müddetçe kullanılmalarında “hayvan hareketinin” bir sorun görmemesi enteresandır. Ve söz konusu projede ismi geçen yedi hayvan arasında hayvan savunucuları tarafından fetişleştirilenler haricinde hayvanlar olsa da, bu durum hala tavukları ve en fazla kaynak olarak kullanılan hayvan olan inekleri dışarıda bırakmaktadır. Ne kadar da uygun.

Gary L. Francione
Rutgers Üniversitesi, Profesör

(Çeviri: Berk Efe Altınal)

Kaynak: http://www.abolitionistapproach.com/only-sentience-matters/
http://abolisyonistveganhareket.org/post/75482260595/yaln%C4%B1zca-hissedebilirlik-%C3%B6nemlidir

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir