Türkiye, AB’den 90 bin ton buğday almak üzere ihale açtı

Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), AB’den toplam 90 bin ton buğday alımı için bir dizi uluslararası ihale açtı.

Avrupalı işlemcilerin açıklamalarına göre ihaleler 13 Ocak’ta sona erecek.

 

Öte yandan geçtiğimiz günlerde Buğday Çeşitliliğinin  Tehlike Altında olduğu duyurumuştu:

“Dünyada en fazla üretimi yapılan ve tüketilen buğday, milyarlarca insanın gıda güvenliği için en temel kaynaklardan biri. Ancak Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki Göbeklitepe’de doğup dünyaya yayılan buğdayın çeşitliliği tehlike altında.”

“Doğal kaynakların azalması, dünya nüfusunun artması ve iklim değişikliği gibi tehlikeler tarım alanlarını, tarımsal üretimi, dolayısıyla gıda güvencesini tehdit ediyor.”

“WWF-Türkiye ve ETİ Burçak, hazırladıkları Buğday Atlası projesiyle, gıda güvenliği açısından Türkiye’nin buğday çeşitliliğini öne çıkarmayı, yerel buğday çeşitlerinin karşı karşıya bulunduğu tehlikelere dikkat çekerek çözüm önerileri sunmayı amaçlıyor.

“Özellikle siyez, kavılca ve gernik gibi yok olma riski altındaki buğday çeşitlerini Türkiye’nin gündemine taşımak istiyor.

Anadolu’da 400’den fazla buğday çeşidi var

“Buğday Atlası’na göre, “Tahıl ambarı” olarak bilinen Anadolu toprakları bugün 23 yabani buğday türüne ve 400’den fazla kültüre alınmış buğday çeşidine ev sahipliği yapıyor.

“Ancak maalesef Türkiye’de buğdayın üretiminde son 30 yılda herhangi bir artış yaşanmadı. Üstelik yaşamsal öneme sahip buğdayın yerel çeşitleri kaybolma tehlikesiyle karşı karşıya.

“Yerel buğday çeşitlerinin ekim alanları, yüksek verimli modern çeşitlerin yaygınlaşmasından sonra büyük bir hızla azalıyor ve kayboluyor. Örneğin siyez buğdayının üretimi yalnızca Kastamonu’daki dağlık alanlarda çok az sayıda çiftçi tarafından yapılan 3.500 tonla sınırlı.

Siyez buğdayı

Buğdayın en eski çeşitleri Siyez, Kavılca, Gernik ya da Einkorn; ‘nesilden
nesile geçen değer’ anlamında heirloom çeşitler adıyla tanımlanır. Bunlar, tüm
dünyada ve Türkiye’de yaygın üretimi yapılan buğday çeşitlerinin atalarıdır.
Hititler ve Frigler tarafından da tarımı yapılan Siyez buğdayının Hititçe ilk ismi ‘Zız’dır.

Siyez buğdayı; sıkı kavuz yapısıyla hastalık ve zararlılara karşı dayanıklı, kurak ya da
besin maddelerince elverişsiz alanlarda yetişebilen rekabet gücü yüksek özel
bir türdür. Siyez buğdayı Kastamonu’nun İhsangazi ilçesinde yalnızca 3.500 ton yetiştirilir.

Sıcak suda kaynatılan Siyez buğdayı doğal koşullarda kurutulur ve suyla çalışan
değirmenlerde kabuklarından ayrılır. İnsanlar Siyez buğdayından bulgur
olarak yararlanırken; buğday sapları da hayvanlar için besin kaynağı.

Siyez, İtalya’da Slow Food Vakfı tarafından yok olma riski taşıyan ürünleri destekleyen Presidia Projesi kapsamına alındı.

Konya havzası tehlike altında

Öte yandan Türkiye’nin en çok buğday üretilen bölgesi olan Konya Havzası’nı, iklim değişikliği ile ortaya çıkan kuraklaşma ve yer altı suyu seviyelerinde yaşanan hızlı düşüş ile önümüzdeki 50 yıl içinde daha ciddi tehlikeler bekleniyor.

WWF-Türkiye Genel Müdürü Tolga Baştak, “Arazi kullanımında yapılan hatalar ve doğal habitatların tahrip edilmesi nedeniyle buğdayın yabani akrabaları ve doğal yaşam alanları büyük bir hızla azalıyor. Oysa genetik çeşitliliğin korunması hem günümüzün sigortası hem de gelecek nesillerin güvencesi” diyor.

205 ekmek buğday çeşidi

Buğday Atlası’na göre, Türkiye’de 2016 yılı itibarıyla tescilli ekmeklik buğday çeşidi 205, makarnalık çeşidi 67’ye ulaştı. Atlasta buğdayın yabani akrabaları, ilkel kültür formları, yerel çeşitleri ve modern kültür çeşitlerine ait örnekler listelendi. (NV)

Hangi önlemler alınmalı?

Buğday Atlası’nda Türkiye’de de buğday biyoçeşitliliğinin korunması için sürdürülebilir tarım ilkelerine ve uygulamalarına uyulması gerektiği belirtiliyor.

I) Öncelikle Yerinde Koruma: Modern buğdayın yabani akrabaları ve yerel çeşitleri, dolayısıyla genetik kaynakları, doğal yaşam alanlarında koruma altına alınmalı. Bu yönde uygulanacak koruma tedbirleri bütün doğal bitki örtüsüne de yarar sağlar.

II) Küresel İklim Değişikliği: Küresel iklim değişikliği tehlikesine karşı alınması gereken önlemlerin başında, buğday üretim sistemlerinde gerekli değişikliklerin yapılması ve kuraklığa, soğuğa, yüksek sıcaklıklara dayanıklı buğday çeşitlerinin geliştirilmesi gelir.

III) Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO): GDO’lu tarım ürünlerinin patent alması ve dağıtımı kontrol altında tutulmalı, tüketiciler bilgilendirilmeli ve bilinçlendirilmeli. Bu bakımdan yerel buğday çeşitlerinin korunması ve geleneksel tarım ve organik tarım çalışmalarının desteklenmesi çok daha önemli.

IV) Sürdürülebilir Tarım: Sürdürülebilir tarım ilkeleri ve uygulamaları benimsenmeli. Tüm üretim aşamalarında yenilenebilir enerji kaynakları kullanılmalı; tarımsal faaliyetlerin yeraltı su kaynaklarını kirletmesi ve/veya yok etmesine izin verilmemeli; tarım alanlarında erozyon, toprak kayması ve yangın gibi riskler için gerekli tedbirler alınmalı; toprak yapısı ve toprak verimliliği doğal yollarla iyileştirilmeli; kimyasal tarım ilaçları ve gübre kullanımı azaltılmalı; karbondioksit ve azot oksitler gibi sera etkisi yapan gazlar ve ozonu incelten kimyasal madde kullanımı en aza indirgenmeli; yoğun hayvancılık faaliyetleri ve doğaya atılan her türlü tarımsal atığın biyolojik ve kimyasal içeriği kontrol altına alınmalı.

Rakamlarla buğday

* Doğu Karadeniz kıyı şeridi dışında ülkemizin hemen her yerinde yetiştirilen buğday, toplam tarım alanlarının yüzde 26,5’ini oluşturuyor.

* 2006’da 8.49 milyon hektar olan buğday alanı, 2014’te 7.91 milyon hektara gerilemiştir, (%6.7 azalma).

* 2006’da 20.01 milyon ton olan üretim ise, 2014’te 19.0 milyon tona düştü (%5 azalma).

* Buğday Türkiye’de 15 milyon kişinin geçim kaynağı.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir