Aleviler: Kimdi bunlar, kimdi? – Ali Duran Topuz

Sessizce değişen bir paradigma: Alevi tarihyazımı

Ali Duran Topuz /DuvaR

Ayfer Karakaya-Stump: Tek yapmaya çalıştığım iyi tarihçilik. Yani idealize edilmiş tarih dışı objeler olarak değil, sahici insanlar olarak Aleviler kimdi? Baskılara rağmen neden ve nasıl Alevi kaldılar? Aynen Ahmet Kaya’nın şarkısında dediği gibi, ‘kimdi bunlar, kimdi?’ Alevifobi, toplumun en yakıcı sorunu. Medyada Aleviler kör noktada. 

Tarihçi Ayfer Karakaya-Stump ile konuştuk. Söyleşinin kendisinin, niçin konuştuğumuz sorusunun cevabı olduğuna inanıyorum, o yüzden girizgâhı fazla uzatmadan başlıyorum. 

Aleviliği, belgelerle anlamaya ve anlatmaya çalışan çok nadir isimlerden birisiniz. Çalışmalarınız, Alevilere dair yaygın ya da yaygınlaştırılmak istenen söylemlere doğrudan cevap değilse bile bunlara bakışı kökten değiştirme kabiliyetine sahip. Umduğunuz ya da ummadığınız etkileri oldu mu çalışmalarınızın? Örneğin ben hak ettiği ilgi ve tartışmayı bulmadığı kanısındayım, sanki… Ne dersiniz?

Alevi-Bektaşi tarihiyle ilgili mevcut literatürü ve sorunlarını bilen ve belli bir siyasal gündemi paket olarak sahiplenmemiş okuyucular tarafından kitabım aslında oldukça iyi karşılandı ve ilgi gördü diyebilirim. En azından bana ulaşan tepkiler bu yönde; ayrıca altı ay içinde ikinci baskıyı yapmış olması da belli bir ilginin işareti. Ama Türkiye’deki ana akım medya ve akademik tarihçiler açısından derseniz, dediğiniz doğru tabii. Buna da şaşırmıyorum aslında, çünkü bugün -bence önemli oranda ortaya konan kötü tarihçilik örnekleri nedeniyle- adeta bir muamma haline getirilmiş Alevi-Bektaşi tarihine dair kökleşmiş ezberlerin ve kalıpların dışında, ama kimsenin reddedemeyeceği, dede ocaklarının aile arşivlerindeki belgelere ve yazmalara dayanarak yeni, daha sağlam ve daha sahici bir tarihsel okuma geliştirmeye çalışıyorsunuz ve bunu İslam ve Osmanlı tarihi eğitimi almış bir tarihçi olarak yapıyorsunuz. Diğerlerini “metot bilmez, amatör tarihçiler” diyerek bir kenara atabiliyorlar, ama size aynı tavırla yaklaşamayacakları için görmezden gelmeyi tercih ediyorlar herhalde.

“SİYAH BEYAZ BAKMA…”

Bu arada bir de genel okuyucu açısından kitabın dilinin biraz akademik kaçması durumu var galiba. Ummadığınız tepkiler dediniz ya, mesela kitabı okuyan üniversite mezunu okuyuculardan bazıları bile dilini akademik bulduklarını söylediler ki bu beni biraz şaşırttı. Burada iki nokta var; biri, gerçekten de ben bu kitabı genel okuyucudan çok, meselelere hâkim okuyucuları, araştırmacıları ve akademik tarihçileri düşünerek yazmıştım. Ama bir diğer nokta da insanların tek bir kitapta bütün Aleviliğin mümkünse bir, en fazla birkaç cümleyle özetlenebilir bir meta-tezle açıklanması yönündeki beklentileri. Yani kolay, kısa ve kesin cevaplar bekleniyor. Oysa iyi tarihçilik, mesela bir belgeyi tartışırken mümkün olduğunca saydam olmayı, neye dayanarak hangi sonuçlara varıldığı, hangi noktalarda ne tür tereddütlerin ve belirsizliklerin mevcut olduğu, hangisi somut veri, hangisi çıkarım veya tahmin, bütün bu konularda sistemli ve açık olmayı gerektirir. Ben de bunu yapmaya çalışıyorum. Bunu yapınca kolay ve kesin cevaplar bekleyen okuyucuların kafası karışabiliyor. Tabii bu biraz da tüm Türkiye toplumundaki yaygın, tarihe siyah-beyaz kategorilerle ve anakronistik yaklaşımlarla bakma eğiliminin bir ürünü. Oysa tarih hemen her zaman düşündüğümüzden daha karmaşıktır ve iyi tarihçilik, o grilerle dolu karmaşıklığı ve zenginliği mümkün olduğunca güncel kaygı ve düşünüş kalıplarıyla deforme etmeden ortaya koymak, her veriyi kendi tarihsel bağlamında bir puzzle gibi yerli yerine oturtup, aralarındaki bağlantıyı en makul ve ikna edici şekilde anlamaya ve anlatmaya çalışmaktır. Bu doğru yapıldığında ulaştığınız sonuç sadece daha iyi bir tarihçilik olmuyor, aynı zamanda romantik meta-anlatılardan çok daha ilginç ve heyecan verici bir nitelik kazanıyor diye düşünüyorum.

Birçok bilimsel ya da bilim dışı söylem ve perspektifin ve oralarda kullanılan kavramlaştırmaların eleştirisini yapıyorsunuz. Heterodoksluk-ortodoksluk.. Yüksek İslam-halk İslamı… Yerleşik kültür-göçebe kültür… Yazılı kültür-sözlü kültür… Etnik köken meselesi… Orta Asya Türk kökeni ya da işte Zerdüşti Kürt köken gibi vurguları kast ediyorum… Köprülü gibi etkileyici bir ismin eleştirisi bir yanıyla da çalışmalarınız. Bu kavramlaştırmaların, sadece bilim dünyasında kalmayan, yaygınlaşıp toplumsallaşan, yani ideolojik, siyasal, hatta güncel hayatı etkileyen yanları bulunuyor değil mi? Hatta bu kavramlaştırmaları birçok okur yazar Alevi’nin sıklıkla kullandığını da görüyoruz. Bu nasıl mümkün oluyor? Aleviliği kuşatan söylemlerin Aleviler tarafından da benimsenebilmesi nasıl mümkün oluyor?

alevi

Ayfer Karakaya – Stump’ın “Vefailik, Bektaşilik, Kızılbaşlık – Alevi Kaynaklarını, Tarihini ve Tarihyazımını Yeniden Düşünmek” kitabı İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları arasından çıktı.

Hiç şüphesiz Köprülü ile paradigmalaşan Aleviliğe yönelik bu tip kavramsallaştırmaların hiçbiri masum veya nötr değil. Köprülü paradigmasının Alevi tarihine dair kurgusu biliyorsunuz esas itibarıyla şöyle: Alevilik, eski Türk/Şaman inançlarından kopamayan, dolayısıyla otantik Türklüğün taşıyıcısı, ama neticede göçebe ve yüksek İslamı anlayamacak kadar cahil halk kesimlerinin farklı inançları gayri ihtiyari bir araya getirmesiyle ortaya çıkmış bir amorf kimlik ve altkültürdür. Yani karadan değil, beyazdan okursak şu mesaj veriliyor: Aleviler, daha önce düşündüğümüz gibi İslamı içten bölmek isteyen sinsi bir taife değil, esasında saf, iyi insanlardır, lakin cahillerdir ve cahil oldukları için Alevi olmuş veya kalmışlardır, dolayısıyla eğitilirlerse doğru, saf ve yüksek İslama kazandırılabilirler.

KÖPRÜLÜ PARADİGMASININ TERS YANSIMALARI

İlginçtir ki görünürde Köprülü’yü Türkçülük üzerinden eleştiren birçok araştırmacı da benzeri kavramları tarihselleştirmeden ve sorunsallaştırmadan kullanarak aslında bu hâkim paradigmanın ve mevcut sosyopolitik güç ilişkilerinin yeniden üretilmesine ve doğallaştırılmasına katkı yapıyor. Aleviliği mesela Türklüğün/Şamanlığın değil de Kürtlüğün/Zerdüştlüğün özü olarak sunanlar veya Aleviliği “senkretizm,” “heterodoksi” gibi esasında hiçbir açıklayıcı gücü olmayan terimlerle tanımlama iddiasındaki tüm teoriler bu anlamda Köprülü paradigmasının ters ayna yansımasından başka bir şey değil ve tabii -bilmem söylemeye gerek var mı- bu tezlerin her biri belli bir siyasi gündemin promosyonuyla yakından alakalı.

Devamını okumak için tıklayını: http://www.gazeteduvar.com.tr/yazarlar/2016/11/03/sessizce-degisen-bir-paradigma-alevi-tarihyazimi/

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir