Contemporary İstanbul  11. Yılında Türkiye Sanat Piyasasını Kurtarabilecek Mi?

    Meltem Tüzün 
Sanat Tarihi Yazarı

        Contemporary İstanbul Sanat Fuarı geçtiğimiz yıl büyük coşkularla 10. Yılını kutlamıştı. Hatta öyle ki bundan 10 yıl önce Türkiye’de ki sanat ortamının yoksunluğundan dem vurup, uluslararası katılımlı bu fuarın Türkiye ve İstanbul için ne denli önemli olduğunu anlatmışlardı. Bu açıklama Türkiye’deki sanat ortamına, 10 yılı aşkın süredir var olan galerilere, İstanbul Bienali’ne ve sanatçılarımıza büyük haksızlıktı. Nitekim bu haksız, talihsiz ve bilinçsiz söyleme Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Fen –  Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nden Doç. Dr. Burcu Pelvanoğlu “Bundan 10 yıl önce… Çağdaş sanat alanı ‘dutluk’tu!” adlı yazısı ile yanıt vermiştir. Burcu Pelvanoğlu’nun bu yazısı, reklam kampanyası çok iyi yürütülen bu sanat fuarının, bilinçsiz söylemine bir yanıt olması açısından önemlidir. Çünkü söz konusu bu kadar büyük bir organizasyon olunca genellikle eleştirmenler elini taşın altına koymaktan ürker ve büyük balıklardan uzak durmayı tercih ederler.

Geçtiğimiz yıllarda fuarı ziyaret eden ve Sanat Tarihi üzerine bir şeyler okumuş, gözünü bu anlamda eğitmiş herkesin kolayca farkedebileceği şey; fuarın giderek  (istisnalara rağmen) sanattan uzaklaşıp, insanların ev dekorasyonlarına katkıda bulunabileceği bir alana dönmesiydi.  Nitekim Cİ( Contemporary İstanbul)  bu yıl fuarla eş zamanlı görülecek bir DESİGN bölümü yapacaklarını ilan etti.  Tüm bu gelişmeler sonucunda ise Cİ’un aslında, yıllardır insanların evlerde ya da otellerde görebileceği dizayn/ dekorasyon amaçlı kullanıma hizmet ettiği açıkça bellidir. Elbette fuarı ziyaret eden ve benim check-in’ciler adını verdiğim ziyaretçi grubunu saymazsak. Fuarın bu kalabalık grubu da göz önünde bulundurarak hareket ettiğini düşünürsek geçen yıl 25 TL olan fuar giriş ücretleri bu yıl 40TL’ye fırlamış durumda. Elbette Türkiye’de 10 yıl önce olmayan sanat ortamını görebilmek için bu ciddi fiyat artışını da sorgulamadan kabul etmeniz gerekiyor. Çünkü içeride yüksek sanat düzeyi var ve Stendhal Sendromu’na  yakalanabilirsiniz.

Geçtiğimiz yıldan bu yana konuşulan, galerilerin ve sanatçıların satışlarda ciddi düşüşler yaşaması ve bunun sanat piyasasına olumsuz etkilerini göz önünde bulundurursak her yıl Cİ bitiminde açıklanan cirosu ile, galerileri ve sanatçıları bu ekonomik krizden kurtulmuş sayabiliriz belki. Yani Cİ son 10 yıldır hem Türkiye’de ki Çağdaş Sanatı hem de sanat piyasasını ihya ediyor olmalı. Ancak geçtiğimiz yıl dünyanın en bilinen müzayede evlerinden Sotheby’s ve Christie’s’in açıklamalarındaki yıllık hacme bakılacak olursa şu an yalnızca Türkiye değil tüm Dünya’da gözlenen ciddi bir satış düşüklüğü yaşanmaktadır. Dünya Sanat Piyasası’nın bir krize girmesinin sebepleri ise farklı bir tartışma konusudur ancak son bir yıldır sonuçlar gösteriyor ki ünlü müzayede evlerinin bile kısmen tıkandığı noktada Cİ sanat piyasasına omuz vermek için varolmuştur.

Türkiye’de sanat galerileri ve sanatçılar  için Eylül itibari ile başlayacak olan sezon bizlere ne getirir, ne gösterir bilinmez ancak Cİ’un 2015 sezonu için söylediği iddialı ifadeleri hatırda tutarak fuarın 11.yılında Türkiye Sanat Piyasası’nı canlandırmasını diliyorum.

*Stendhal Sendromu:  Stendhal Sendromu,bir diğer adıyla Florence Sendromu bireylerin sanat eserleri karşısında hızlı kalp atışı,sersemlik,bayılma,kafa karışıklığı ve halüsinasyon gibi semptomlar sergilemesine sebep olan bir rahatsızlıktır. İlk kez 1979 yılında Graziella Magherini tarafından tanımlanmıştır.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Meltem Tüzün

15.12.1988 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Liseyi, Kemal Hasoğlu Lisesinde bitirdiğimde, ardıma bıraktığım yazı geçmişim lisede çıkartmış olduğum tek sayılık bir sanat ve sosyal konulu dergi ile ardımda bıraktığım günlüklerden ibaretti. Lise ardından 3 yıllık bir aradan sonra Anadolu Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nü kazandım. İlk sene İngilizce hazırlık sınıfı okumayı özellikle bölümü tanımak amaçlı tercih ettim. Ve iyi ki de yaptım diyorum. Üniversitede geçirdiğim 5 senenin sonunda, mezun olduğumda, artık büyümüş bir aşk ile bağlıydım bölümüme. Okul sonrası her şeyden biraz uzaklaşmak, okuduğum alanla ilgili ne yapmak istediğime daha sağlıklı kararlar verebilmek adına yurtdışına gitme kararı aldım. Avrupa Birliğinin desteklediği projelerin birinden kabul alarak İtalya'nın Palermo şehrine gittim. Ve 8 ay bir Afrika yardım kuruluşunda gönüllü olarak çalıştım. Bu 8 ay farklı kültürleri, insanları tanımam, Avrupa'yı elimden geldiğince gezebilmem, okuduğum bölümün hakkını gezerek ve görerek de vermem için çok iyi bir deneyim oldu. Öğrenim gördüğüm 4 sene boyunca hangi alanda uzmanlaşacağım konusunda kararsızlıklar yaşasam da geç olup güç olmamakla birlikte kararımı verdim. İçerisinde siyaseti, sosyolojiyi, felsefeyi ve sanatı bir arada barındıran bir dönem seçmeliydim.Ben de Çağdaş Sanat üzerine yoğunlaşmayı tercih ettim. Henüz bir üniversitede yüksek lisans programına başlamamış olsam da bu konuya odaklanmış bulunmakla birlikte aynı zamanda şu an bir sanat galerisinde çalışmaktayım. Ayrıca zaman zaman Businessweek Türkiye dergisinde gezi ve sanat etkinlikleri yazıları yazmaktayım. Bu nedenle sizlere elimden geldiğince, kalemimden geldiğince bir çok insana anlamsız gibi görünen Çağdaş ve Modern Sanat üzerine ve sanatçılar, eserleri hakkında yazılar yazacağım ve zaman zaman Avrupa da gezip gördüğüm yerlerle ilgili yazılar sunacağım.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir