Ankara Katliamı’yla İlgili Yayın Yasağına Tepki

Ankara katliamına Türkiye’nin en kapsamlı yayın yasağı getirildi.

Ankara 6. Sulh Ceza Hakimliği, “saldırıyla ilgili soruşturma tamamlanıncaya kadar uygulanmak üzere” açıkladığı kararda, “soruşturma dosyası kapsamı hakkında yazılı, görsel, sosyal medya ile İnternet ortamında faaliyet gösteren her türlü medyada her türlü haber, röportaj, eleştiri ve benzeri yayınların yapılmasına yasaklanmasına karar verildiğinden, söz konusu kararın infaz edilmesi için gereği rica olunur” dedi.

Karar, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından 14 Ekim’de medya kuruluşlarına “ivedi” ibaresiyle bildirildi.

Bazı gazeteler ve haber portalları yasağı tanımayacaklarını açıkladı. Basın meslek örgütleri, gazeteciler ve hukukçular kararın “kabul edilemez” olduğunu belirterek, uyulmaması çağrısı yaptılar. Evrensel’de yer alan haberde tepkiler şöyle:

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) bileşeni örgütlerin temsilcileri dün katliamın yaşandığı Ankara Garı önüne karanfiller bıraktı. Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Uğur Güç, yaptığı konuşmada, yayın yasağını eleştirdi. Güç, “Geçici saray hükümeti dün getirdiği yasaklarla sözlerimizi, kelimelerimizi, cümlelerimizi elimizden almak istiyor. İstiyorlar ki bedenlerini barışa siper eden insanların nasıl katledildiğini konuşmayalım, dinlemeyelim, görmeyelim, yazmayalım. Bu sebeple biz gazeteci meslek örgütlerinin oluşturduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu olarak getirilen yasakları tanımıyoruz. Bu yasaklar bizim için yok hükmündedir. Ne kadar yasak getirirseniz getirin, vicdanlarımız haykıracak” diye konuştu. Toplumu derinden sarsan katliamın faillerinin ortaya çıkartılması görevinin Meclis’te olduğunu belirten Güç, “Barış için ölenlerimizin hatırasını, yayınlanan görüntüleri, fotoğrafları bu toplum unutmayacak. Ne kadar yasak getirirseniz getirin vicdanlarımız haykıracak” dedi.

 

Uğur Güç (TGS Genel Başkanı): Geçici Saray hükümetinin yasak getirme yetkisi yoktur. Bunun hiçbir hukuki dayanağı da yok. Gazeteciler ve meslek örgütleri olarak yasakları tanımıyoruz, yok hükmündedir. Bizler bildiğimizi, gördüğümüzü, duyduğumuzu yazmaya devam edeceğiz. Gazeteciler ve meslek örgütleri olarak yasağın kaldırılması için gereken hukuki yollara başvuracağız.
Erol Önderoğlu (Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye Temsilcisi): Hiçbir ülkede halkın haber alma hakkının söz konusu olduğu veya kamu yararı bulunan mesleklerde yayın yasaklarının kayda ve dikkate alınmasını tavsiye etmeyiz. Üstelik Türkiye’de rutin bir yargı işlemi haline getirilen yayın yasakları, hukuk devletinin sistematik bir parçası oldu. Türkiye’de ulusal gündemi etkileyecek her olayla ilgili yayın yasakları otomatik şekilde getirilir hale geldi. Bu yasakların işlevi, soruşturmaların etkili şekilde aydınlatılması ve kamu kazancı açısından son derece tartışmalıdır. Ve baki kalan, medyanın yaptırım tehdidiyle susturulmasıdır.
Turgay Olcayto (TGC Başkanı): Yayın yasakları kamuoyunun haber alma hakkını kısıtlayan kararlar. Katliam olayı gerçekten ürkütücü ama halk da bilmek istiyor. Kimdir ölenler, kimlikleri belirlendi mi? Muhtemelen bu yasağın kaldırılması için mahkemeye başvuracağız. Bu yasaklamaların Türkiye’ye bir şey getirmediği açık. Tam tersi fısıltı gazetesi daha çok yaygınlaşacak. Duyuyoruz, bazı telefonlar geliyor insanlara. Sokağa çıkmayın, metroya binmeyin diye. Bir korku iklimi yaratılıyor. İnsanlar bu korku ikliminde nasıl yaşar?
Basın Konseyi: Daha önce Suruç Katliamı, Diyarbakır, Bingöl, MİT TIR’ları gibi daha birçok konuya yayın yasakları getirildiği halde, kamuoyu vicdanlarında derin izler bırakan olayların tam anlamıyla aydınlığa kavuşturulduğuna tanık olmadık. Eğer; kamuoyu aydınlatılsaydı, gazetecileri izlemek yerine istihbarat başarılı şekilde yapılabilseydi, failler yakalanabilseydi, durum farklı olur muydu? Şu gerçeği kabul etmek zorundayız; yayın yasaklarıyla bir yere varmak mümkün değildir.
Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu (Anayasa Hukukçusu): Süresi belli olmayan yayın yasağı var. Ankara’daki katliam, genel terörist saldırılarla bir tutuluyor, oysa Ankara’daki miting önceden bildirildi. Ankara’da gerekli güvenlik önlemi alınmadığı için bu katliam meydana geldi. Ankara’daki makamların ihmali ya da kastı sonucu ortaya çıkan bir vahşet. Bu yurttaşların gerçekleri öğrenmesini engellemeye yönelik bir sansürdür. Bu sansürün anayasada yerinin olmadığını görüyorum. Aynı zamanda Türkiye’nin taraf olduğu başta İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinde de yerinin bulunmadığını söylemek durumundayım. Eleştirinin yasaklanması konusunda ise, Ceza Kanunu Madde 301’de eleştiri mahiyetinde olmayan eleştirileri, düşünceleri suç kabul ediyor. Bu madde bile eleştiri niteliğindeki düşünceleri, açıklamaları suç olarak nitelendirmiyor. Böyle bir yasak 82 Anayasa’nın olağanüstü hallerinde bile yani Türkiye olağanüstü hal ve sıkıyönetim oratamındayken dahi böyle bir genel yasağın eleştiriler de dahil olmak üzere anayasaya aykırı olduğunu söylemek durumunda kalacaktım. Kaldı ki şu anda Türkiye’de olağan yönetim var. Böyle bir yasak konamaz.

Doç. Dr. Ceren Sözeri (Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi): Bu kadar kapsamlı bir yasak hatırlamıyorum. Yasağın hukuka aykırı olması dolayısıyla medya yasaklara uymak zorunda değil. Hâlâ, özellikle ana akım yasağa uyuyor. Doğan Grubunun yasağa uyma konusundaki ısrarını da sindirilmiş olmalarına bağlıyorum. Taşlarla, sopalarla kapılarına gelinmişken, hükümetin istemediği bir şeyi yazmamak, korkmuşluğu ve sinmişliği gösteriyor. Hürriyet sür manşetine bugün (dün) Finlandiya Cumhurbaşkanının THY’nin tarifeli seferiyle uçtuğunu çıkararak mesaj vermek istiyor. Şu durumda yapılması gereken demokrasinin işlediği ülkeleri göstermek değil, demokratik ülke olmak için medyanın gerekeni yapmasıdır. Sansür dönemleri ilk kez yaşanmadı ancak bu kadar gönüllü teslimiyet görülmedi. Seçimin geçmesini bekleyerek, sıkıştığınızda duyarlı olmaya çağırarak değil, bütün gazetecilerin birlikte mücadelesiyle olur.
Celal Başlangıç (Gazeteci-Yazar): Türkiye’de çok partili siyasi hayata geçilmesinden bu yana ilk kez bu kadar kapsamlı bir yasakla karşı karşıyayız. Öyle kapsamlı bir yasak ki haber yapmanın yanı sıra röportaj yapmak, eleştirmek dahi yasak. Burası artık sözün bittiği yerdir. Türkiye yıllardır basın özgürlüğünün olduğu ülkeler ile basın özgürlüğünün az olduğu ülkeler arasındaki listede gidip gelmiştir. Ancak bu son yasakla basın özgürlüğü sıralamasında en sona düşerek basın özgürlüğünün olmadığı ülkeler listesine girmiştir. Bugünkü havuz medyasının manşetleri şunu gösteriyor; medyayı böylesine kontrol eden iktidar gerçek anlamda korkuyor. Basın özgürlüğünü kısıtlayarak, basını susturarak iktidarlarını sürdürmeyi amaçlıyorlar. Gazetecilerin yasağı tanımamaları ve bu kara tarihe adlarını bu şekilde yazdırmamaları gerektiğini düşünüyorum.
Aydın Engin (Gazeteci-Yazar): Diyarbakır’da patlayan bombalardan sonra da, Suruç cankırımından sonra da yayın yasağı konmuştu. Yani yabancısı olduğumuz bir uygulama değil. Ancak 10 Ekim Ankara cankırımı için konan yayın yasağının kapsamı alışılmadık ölçüde geniş. Yani hemen hemen “hiçbir şey” yazabiliriz, gösterebiliriz, konuşabiliriz… Kural olarak nerede ve ne zaman yayın yasağı konsa, iktidarların bir şeyler saklamak ihtiyacı olduğunu düşünürüm ve meslek yaşamımda bugüne kadar bu düşüncelerimin hiçbiri yanlış çıkmadı. Bu defaki yasağın kapsamının alışılmadık ölçüde geniş olduğunu belirttim. Demek saklanacak olanlar da alışılmadık ölçüde büyük ve önemli. Çıkış yolu yok mu? Olmaz olur mu? “Bu yasağı tanımıyoruz” dersiniz, olur biter. Ne yapabilirler ki?

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Geri İzleme: Ankara Katliamı’na İlişkin Yayın Yasağı Kaldırıldı | Dağ Medya

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir