Et Yiyen Biri, Vegan Birinden 7 Kat Daha Fazla Sera Gazı Üretiyor

Dicle Ürünay*

Sınai hayvan çiftlikleri; et, süt, yumurta gibi hayvansal ürünlerin kaynağını ve yetiştirildikleri alanları betimler. Peki siz et yedikçe, süt içtikçe neler oluyor bilmek ister misiniz? Öncelikle söylemeye gerek yok belki ama yediğiniz et sizin için kafası uçurulmuş bir canlının muhtelif yerlerinden ibaret. Daha önce nefes alan bir canlının ölmüş beden parçaları… Süt ise sömürünün, hırsızlığın ve tecavüzün pastörize şekli. Bu işleyiş buzağının hakkını çalıyor, ineğin iradesi dışında ineği demir çubuklarla dölleyip hamile bırakıyor, bebeğini emzirmesine müsade etmeyip bebeğini ondan ayırıyor, buzağısı için ürettiği süt ise son damlasına kadar metal makinelerce alınıyor. Tüm bu şiddet ve sömürünün arkasında gezegenin geleceğini ve aynı gemide olan bizlerin kaderini belirleyecek ayrıntılar var, yaşamın gizlendiği ayrıntılar… Hayvan yemeye dair insan merkeziyetçi argümanları “hayvanlar biz onları yiyelim diye var”, “proteine ihtiyacımız var”, “et çok lezzetli, et yemeden yaşayamam”ları çürüten argümanlar.

Dünyadaki verimli tarım alanlarının çoğu hayvan yemi olarak kullanılan mısır ve soya gibi ve dahası et verimini, süt verimini arttırmak için genetiği değiştirilmiş tahıl, mısır ve soya ekimi için kullanılıyor. Bu şu demek: “Ekinleri hayvanlara yedirip sonra hayvanları yemek, suyu lağımdan geçirip içmeye benzer” –Bruce Friedrich.

Ete dayalı beslenme ile artan dünya nüfusu ve daha fazla hayvan yetişitiriciliği ve katletmeciliği daha fazla metan gazı, daha fazla temiz su kullanımı, daha fazla ormansızlaştırma demek. Peki tüm bunlar ne demek? İnekler mideleri dört bölmeden oluşan geviş getiren canlılardır. Selülozu sindirebilen sindirim sistemlerinde mutualist yaşayan bakteriler, bu özel sindirim işlemi sonucunda metan gazı üretirler. Üretilen bu metan gazı, üretildiği yerde durmaz ve osurmak eylemiyle atmosfere karışır. Küresel ısınma olayına baktığımızda karşımıza “sera gazları” kavramı çıkar. Sera gazları su buharı, karbondoksit, metan ve ozondur. Sera gazlarının olması gerekenden fazla olan yoğunluğunun sebep olduğu küresel ısınma; atmosferin ışığı geçirme ve ısıyı tutma özelliğinin etkilenmesiyle ortaya çıkmış bir sorundur. Karbondioksite oranla 4 kat daha kuvvetli bir sera gazı olan metanın büyük bir kısmı sınai hayvan çiftliklerinden osuruk formunda salınır. Ve sınai hayvan çiftliklerindeki her geçen gün nüfusu artan hayvanlar için daha fazla mısır, daha fazla soya gereklidir. Bu mısır ve soyalar bir zamanların balta girmemiş ormanlarına balta sokmuş ve balta girmiş ormalara daha fazla balta sokacak ormansızlaştırma eylemlerinin devam etmesi demektir. Ta ki kesecek ağaç kalmayana dek.

Endüstriyel hayvancılık ormansızlaştırma ile biyolojik tür çeşitliliğin azalmasına hatta yok olmasına, toprağın bozulmasına, iklim değişikliğine, hava kirliliğine, su kirliliğine ve geleceğin su savaşlarına öncülük etmektedir. Hala et yemeye, süt içmeye devam mı?

Şimdi verilere bakalım:

*Ormansızlaştırma: Greenpeace’in “Slaughtering the Amazon” adlı raporu, dünyadaki yıllık ormansızlaşmanın %14’lük bir oranla en büyük sorumlusunun, Brezilya’daki Amazon ormanlarının, hayvancılık için katledilmesi olduğunu ortaya koyuyor. 2003 yılından bu yana 70.000 kilometrekare alan yakıldı. Buna diğer hayvancılık yapılan bölgelerdeki daha ufak çaplı orman yakmalar/kesimler de eklenince, rakamlar daha da büyüyor. Ormanların yakılmasıyla açılan tarım alanlarının %80’inde hayvancılıkta yem olarak kullanılmak üzere soya yetiştirildiği ve bu sektörün köle ticaretini hala sürdürdüğü “Eating up the Amazon” adlı bir başka raporda açıklanmıştı.

Yağmur ormanlarının yok edilmesi sonucunda her yıl 1.000 hayvan türünün soyu tükeniyor.

*Su, Ekilebilir Alanlar ve Açlık: Dünya’da yapılan toplam tahıl ticaretinin yüzde ellisi hayvan besini ya da biyolojik yakıtlar için gerçekleştiriliyor. Bu konuyla ilgili olarak, Birleşmiş Milletler Yiyecek Elçisi, bir milyar insan açlık çekerken, 100 milyon ton tahıl ve mısırın biyo-yakıt amaçlı kullanımı için “insanlık suçu” tanımını yaptı. Peki, her sene üretilen 756 milyon ton tahıl ve mısır ile 220 milyon ton soyanın, 1,5 milyardan fazla insana yeterince besin sağlayabilecekken, çok daha az insanın tüketimi için yetiştirilen hayvanlara yem olarak kullanılması nedir? Bu verimsiz besin politikası sonucu fakir ülkelerdeki yiyecek fiyatları artmakta ve aradaki uçurum açılmakta.

Milyonlarca insanın ölümcül bir açlık çektiği Afrika ülkeleri, gelişmiş ülkelerde yaşayan insanların sofralarını süsleyecek hayvanların daha da şişmanlatılması için, gelişmiş ülkelere tahıl ihraç ediyorlar. Eti için yetiştirilen hayvanlar, verilere göre Afrika’da üretilen mısır ve tahılların yüzde 70′ini tüketiyor.

Zengin dünya et tükettikçe, fakir ülkelerin açlık sorunu asla bitmeyecek.

40,4 dönüm arazi sadece 20 kişiye yetecek kadar sığır eti üretirken, aslında 240 kişiyi beslemeye yetecek kadar buğday üretebilir.

Sadece Amerika’da tüketilen toplam suyun yarısı, bu hayvanların yetiştirilmesine harcanıyor. Bir kilo biftek için 13 000 – 100 000 litre arasında su kullanılıyor.

1 kilo et 190 metrekare alan ve en az 105.000 litre su gerektiriyor. 1 kilo soya fasülyesi ise sadece 16 metrekare alan ve 9.000 litre su gerektiriyor. Yani 1 kilo et üretmek için kullanılan alan ve su ile, 12 kilo soya fasülyesi veya 8,5 kilo mısır üretilebilir. Ve bu seçim çiftçiye, ve dünyaya, 95.000 litrelik bir su kazancı sağlar.

Sadece su ve alan da değil, toplamda hayvancılık sonucu elde edilen etin sunduğu enerji, o etin üretiminde harcanan enerjinin yedide biri! Yani 1 kilo et elde etmek için, 7 kilo etlik bir enerji harcıyoruz! Geriye kalan 6 kilo ziyan oluyor!

Amerika’daki yıllık et tüketimi senede 935 kilo. Earth Policy Institute hesaplamalarına göre, eğer

Çin’de şuanda 291 kg olan yıllık et tüketimi Amerika ile aynı noktaya yani 935 kiloya çıkarsa, 2031 yılında dünyanın üçte ikisinde sadece hayvanlara yem olmak üzere ürün ekilmesi gerekecek. Bu tüketim oranının tüm dünyaya yayılması durumunda ise, dünya yetmez hale gelecek, böyle bir durumda gerekecek hayvan yemi için 2 adet dünya gezegeni gerekecek!

*Küresel Isınma: Hayvan yetiştiriciliğinin ve et üretiminin, global ısınmanın en önemli sebeplerinden olduğunu söyleyenler arasında FAO (Yiyecek ve Tarım Organizasyonu), WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ve IPCC (İklim değişikliği üzerine hükümetler-arası panel) gibi dünyanın önde gelen çevre kuruluşları yer alıyor. Çünkü atmosfere salınan sera gazının beşte biri, hayvancılıktan kaynaklanmakta. Bu da, küresel ısınmanın enerji tüketiminden sonra 2. nedeni (Araçlarsa 3. sırada gelmekte).

Hayvan endüstrisi, Birleşmiş Milletler raporlarına göre ise sera gazı emisyonunun %18’inden sorumlu, tüm ulaşım sektöründen %40 daha fazla karbon salınımında bulunarak bugün iklim değişikliğinin 1 numaralı sorumlusu.

Et yiyen biri, vegan birinden 7 kat daha fazla sera gazı üretiyor.

*Kirlilik: Sadece Amerika’daki hayvan çiftliklerinin ürettiği kirlilik (saniyede 40ton!), tüm Amerikan halkının ürettiği kirliliğin 130 katı. Sadece bir hayvan çiftliği tek başına bir şehrin dışkısını üretiyor. Ve hayvancılıkta kanalizasyon sistemi yok… Dolayısıyla çiftlikler, özellikle de balık çiftlikleri, sadece kirliliğin ve dünya toprağının ve sularının bozulmasının değil, canlı çeşitliliğinin azalmasının da en önemli etkenlerinden.

Örneğin, 60 000 tavukluk “küçük” bir fabrikanın haftada ürettiği dışkı 82 ton. Daha 1980 yılında Hollanda’da üretilen yıllık 94 milyon tonluk dışkının ancak yarısı toprak tarafından soğurulabiliyor, geri kalanı doğal su rezervlerini ve ekosistemi kirletiyordu. Bu oran şuanda hesaplamaların ötesinde bir noktada.

Üretilen bu hayvan dışkısının içinde amonyak, metan, hidrojen sülfat, karbon monoksit, siyanür, fosfor, nitrat, ve ağır metaller ile hastalık sebebi olan 100’den fazla mikrobik patojenler bulunuyor. Ayrıca üretilen kirlilikte sadece dışkı da yok, başkaca, ölü hayvanlar, doğum kalıntıları (plasenta vs) kusmuk, kan, idrar, antibiyotik şırıngaları, böcek zehiri şişeleri parçaları, kıl, iltihap ve vücut parçaları…

Tüm bu pislik toprağa ve sulara karışıyor, amonyak ve hidrojen sülfat gibi gazlar havaya salınıyor. Dünyadaki tatlı su kaynakları hayvancılığın ürettiği bu kirlilik yüzünden giderek daha fazla oranda yok oluyor. Bu bölgelerdeki balıklar ya tükenmiş ya da tehlikeli boyutta azalmış oranda.

Endüstriyel çiftliklerden kaynaklı toprak yapısı bozulmalarının mali yükü ise sadece Amerika’da 26 milyar dolar.

*Salgın Hastalıklar: Tarihteki ilk büyük gribal salgın 1928’deki İspanyol gribidir (H5N1). Dünyanın dörtte birinin hasta olduğu bu salgında 50-100 milyon arası insan öldü. Sadece haftalar içinde. Üstelik sadece çok genç ve yaşlıları değil, 25-29 yaş arasında etkili olup yaş ortalamasını 37’ye düşürmüştü.

Bu boyuta neyseki bir daha çıkmasa da, dönem dönem nükseden grip salgınlarının tümü, hayvanların endüstriyel yetiştirilmesinin sonucudurlar. İşte size insan, işte size uyarlık, medeniyet ve bilimum dünya!

Nitekim grip, alerji ve astım hastalıkları oranı, genetik müdahaleye uğramış olan hayvanların yetiştirilip tüketilmesiyle paralel olarak artmış durumda.

Virolojist Robert Webster, tüm griplerin kuş orijinli olduğunu ortaya koymuştur. Kuşlar kendileri hasta olmayıp bu virüsleri taşıyorlar. Bu virüslerin insanlara da bulaşabilmeleri için gereken mutasyon (genetik değişimler) ise endüstriyel hayvancılık sayesinde oluyor. Özellikle domuzlar, hem kuş hem de insan griplerinden etkilenebiliyorlar. İddialara göre kuşlardan aldıkları grip virüsleri insanları da etkileyebilen bir şekilde domuzlar üzerinden evrimleşip insanlara geçebiliyor. Nitekim domuz çiftliklerindeki korkunç koşulların üstesinden gelip kesim aşamasına gelebilen domuzların %30 ila %70 arası, yani ortalama yarısı, bu aşamaya geldiklerinde solunum hastası oluyorlar. Domuzlardaki yaygın üst solunum yolları enfeksiyonları, grip virüslerinin gelişmesinin en önemli zeminlerinden.

Çiftliklerin arz ettikleri bir başka tehlike, hem aşırı kirlilik hem de hayvanlara yapılan aşırı antibiyotik yüklemeleri yüzünden direnç gösteren patojenler. Mikroplar gittikçe daha güçlü hale geliyorlar.

Yalnızca * ile belirtilen kısımlar http://www.yeryuzusakinleri.org/2011/08/hayvancilik-ve-dunyanin-sagligi/ web adresinden alıntılanmıştır.

Bu yazı yasamakhayatadegdirir.wordpress.com/ dan alınmıştır

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir