1990’dan Bugüne Türkiye’nin Tüm Alanı Kadar Orman Yok Edildi

Tablo: @DagmedyaVeri / İndirmek İçin Tıkla


 

Atila Alpöge

“Ağaçların da canlı olduğunu öğrencilerime anlatmakta zorlanıyorum.” diyor öğretmen. Öyle ya, insanlar ve hayvanlar hareket ediyor, sesler çıkarıyor, tepki gösteriyor. Ağaçlarsa kımıldamak bilmiyor, öylesine dikilip duruyor. Bunun neresi canlı? Ama hepimizden daha fazla yaşıyor ağaçlar. Üç yüz, beş yüz, bin yaşında olan ağaçlar var. Kendilerini durmadan tazelemesini biliyorlar. İşi biteni (örneğin yaprakları) atıyor, yenisini üretiyorlar.

Ta ki, insan denilen yaratık gelip de onları haşır haşır kesene kadar. Birleşmiş Milletler Tarım ve Gıda Örgütü (FAO) yeni yayımladığı bir raporda sürekli olarak orman yitirdiğimizi söylüyor. Örneğin, 1990’dan bugüne Türkiye’nin tüm alanı kadar orman yok edilmiş; bu da yetmemiş, bu kayba %65 daha eklenmiş. Ama FAO gene de umutlu; çünkü birileri durmadan kesiyor, ama başkaları da dikiyor, diyor. En azından kesip yok etme oranı azalmış bir ölçüde.

Şu anda yeryüzünde karaların %30’unu kaplayan ormanlar bugün 1,5 milyar kişiye beslenme, ısınma ve var olma olanağı sağlıyor. Ama unutmamak gerekir ki, nüfus sürekli olarak artıyor. Bu olgu da orman katliamını ister istemez kamçılıyor.

Ormanlarını yitiren ülkelerin başında Brezilya geliyor. Onu Endonezya, Birmanya, Nijerya ve Tanzanya izliyor. Ama yeni orman yaratan ülkeler de var. Çin, Avustralya ve Şili gibi. FAO’nun çalışmaları gösteriyor ki, önümüzdeki 15 yıl içinde Güney Amerika ile Afrika ormanlarını yitirmeye, ne yazık ki, devam edecek. Buna karşılık diğer bölgelerde artış gözlenecek.

FAO’nun raporuna dayanarak vurgulamak gerekir ki, her şeye karşın ülkeler orman yönetiminde giderek başarılı oluyorlar. Umut verici bir gelişme bu. Özellikle ormanların sera gazlarını emmede (dolayısıyla iklim değişiminde) oynadıkları olumlu rol düşünülürse, onlara sahip çıkıp onları kucaklamak gerçekten önemli.

Bu noktada, gelin konu değiştirip yalnızca bir tek ağaca odaklanalım: ‘servi’ye. Onun öyküsüne.

Akdeniz bölgesinin tamamında yıllardır yaşanan orman yangınları ürkütücü boyutlar taşıyor ve ekonomik kayıplar yaratıyor. 5 yıl içinde bölgede 270.000 orman yangını çıkmış ve 20 milyon hektar yok olmuş. Bu olaya eğilmek gerektiğini düşünen Avrupa Birliği 1997’de bir proje başlatıyor. Amaç değişik ağaç türlerinin özelliklerini ve yangına direnişlerini inceleyip önlem sistemleri oluşturmak. Bu niyetle İspanya’da, Valencia’da oluşturulan bir ormanda 2012’de beklenmedik bir yangın patlıyor. Sonuç şaşırtıcı: 20 bin hektarlık orman yanıyor, ama tam ortasındaki bir grup servi ağacı dimdik ve yemyeşil durmakta. Nasıl olur bu?

Araştırmacılar anımsıyorlar ki, daha önce Türkiye’de, 1994’te Gelibolu’da yaşanmış bir yangında da benzeri gözlem yapılmış. 4 bin hektar yanmış, ama serviler ayakta kalmış. Evet, nasıl oluyor bu?

Bu soru ‘CypFire’ diye adlandırılmış, AB destekli bir projenin başlangıcı oluyor. Türkiye’den de Akdeniz Üniversitesi’nin katıldığı ve Döşemelatı’nda yürüttüğü bir araştırma. (CypFire hakkında şu adreste ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.)

Üzerinde özellikle durulan servi türünün biraz garip gelebilecek adı var: ‘“Cupressus sempervirens var. horizontalis”. Buna Türkçe’de “Mezarlık Servisi”, ya da “Kara Servi” deniliyor. Örneğin bu ağaç İstanbul’daki Karaca Ahmet Mezarlığı’nda yıllardan beri hüküm sürüyor.

Yürütülen araştırmalar gösteriyor ki, servi yapraklarının yapısı başka türlerde görülenin çok üstünde su emip depolamaya müsait. Bu sayede alevlere direnebilen bir oluşum çıkıyor ortaya. Daha da ötesi, dallardan ve yapraklardan oluşan tepe kısmının yoğunluğu rüzgârı başarıyla frenliyor; dolayısıyla yangının hızını kesiyor, hatta durduruyor.

İşte bu noktada bizim Kara Servi insanlığa güzel bir olanak sunuyor: yangın duvarı olmak. Araştırmacılar, şimdi, bu servilerin hangi koşullarda, nerede ve nasıl blok halinde bir araya getirilip orman yangınlarına karşı hizmet sunabileceklerini incelemekle meşgul.

Bu noktada, gelin ‘servi’ konuşmaktan ‘ağaç’a geçelim ve birkaç güzelliği selamlayalım.

Atila Alpöge, Ekogazete, 19.9.2015 / Kaynaklar: Alejandra Martins, BBC, 1.9.2015 – Sébastien Hervieu, Le Monde, 8.9.2015. [Bu yazıya bloğunuzda ya da sitenizde yer vermek istiyorsanız, yandaki bilgileri de (yazarı ve kaynakları) oldukları gibi taşımayı lütfen unutmayın.]

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir