İyiliğin ve Masumiyetin Yaşandığı Dönemleri Anımsatan Bir Eser, “Gülhatmi”

Duygu Aksoy /@duaksoy
Felsefe Tarihi Üzerine Doktora Yapıyor
Dağ Medya Kitap Eleştirmeni

 

 


Kudret Ayse Yılmaz
“GÜLHATMİ”
Yazma serüvenine henüz çocukluk yıllarında başlamış, Türk edebiyatının velut kalemlerinden Kudret Ayşe Yılmaz ilk romanı Orobanhiyye’nin devamı olan “Gülhatmi” ile edebiyatseverlerle buluştu. Geçtiğimiz aylarda Ötüken tarafından yayımlanan roman tıpkı “Orobanhiyye” gibi titizlikle kurgulanmış olay örgüsü ve lirik-şiirsel diliyle yazarın kendine has üslubunu ve insana dair mana arayışlarını devam ettiren nitelikli bir roman. Roman şöyle hoş bir ithafla başlıyor: “İlkbaharda terütazeliği ve nazlı edasıyla; yazın tutkusu ve ihtişamıyla; sonbaharda nezaketi ve letafetiyle; kışın bilgeliği ve engin sükunetiyle; esasında her dem gönüller sızlatan hikayeleriyle tüm kadınlar gülhatmidir.

 

Bu eser sevdiğim ve sevebileceğim kadınlara ithaf olunmuştur.” Kadınlara ithaf olmuş bu roman olay örgüsüne, elbette kadın merkezinden yükseliyor. Kudret Ayşe Yılmaz’ın okuyucuları onun sırlı dünyaları anlatmaktaki ustalığını ve merak duygusunu kitabın son sayfalarına kadar diri tutmayı başardığını bilir. “Gülhatmi” de aynı şekilde etkileyici ve merak uyandırıcı bir efsane ile başlıyor. “Kızıl saçlı kız efsanesi” yazarın dildeki ustalığına ışık tutmanın yanında romandaki merak duygusunun da taşıyıcısı rolünde. Yazarın Orobanhiyye ile başlayıp Gülhatmi ile devam eden roman serisinde farklı bir anlatım tekniği denediğini görüyoruz. Postmodern anlatılara has unsurları kullanıyor yazar.  Romanda ne bir karakter ismine ne de bir yer adına rastlıyor okuyucu. Çoğulculuk ve İçsellik romanın ayırıcı özellikleri olarak karşımıza çıkıyor. Yazar buna rağmen klasiğin elini de bırakmıyor hiç. Eski dili, halk kültürünü ve söylenceleri, tasavvufu ve geleneği önemsediğini her fırsatta hissettiriyor. Gülhatmi’de yazarın üslubu Orobanhiyye’ye göre biraz daha sadeleşmişse de yazarın tüm romanlarında dilin, içeriğin bir adım önüne geçtiğini düşünenlerdenim.

 

 

Dildeki şiirsel yoğunluğa karşı sahici diyaloglarla kurulmuş günlük konuşmalar ve basitleştirilmiş olay örgüsü romanda denge unsuru oluştururken bir yandan okuma kolaylığı sağlıyor. Yazar dil işçiliğindeki maharetlerini etkileyici betimlemelerle sunuyor sıklıkla. “Gecesiz cennetlerden efildeyen miski soluyor gibi…”,“Gün bedahşan yakutunu sergilemeye koyulmuşken…” “Metruk mabedimin kapısız girişlerinden uzanan kara kollar kaptı dermansız bileklerimi…” gibi altı çizilmesi elzem birçok cümle yazarın dilde olgunlaştığının göstergeleri. Orobanhiyye’den tanıdığımız kadın karakterin (Gülhatmi) etrafındaki diğer kadınlar tarafından nedensizce hor görülmesi, kadınlara karşı kadın olma mücadelesi aynıyla devam ediyor Gülhatmi’de.

 

 

Editörlüğüne getirildiği dergide çalışan kadınlar tarafından bedeninin aşağılanmasına, benliğinin ötekileştirilmesine tanık oluyoruz yine. Kadın cinsinin birbirine verebileceği zararın boyutlarını ilk romanda daha yoğun hissederken bu romanda Gülhatmi’nin yükselişine tanıklık ediyoruz. Daha inançlı ve daha güçlü bir kızla karşılaşıyoruz kısacası. Bu gücü nereden alıyor diye sorar gibi olurken cevabı Aşk ile veriyor yazar. İmkansız bir aşkı beklemek hem umudu hem kederi oluyor Gülhatmi’nin. Kudret Ayşe Yılmaz eserlerinin alâmeti fârikası olmuş bölüm isimleri de yine yoğun sembolik anlamlarla dolu. Boz, Kula, Kara, Kızıl, Ak, Camit adlı bölümler zamanın veya ömrün devreleri gibi algılanabilir rahatlıkla.

 

Her bölümün romandaki bir kadın karaktere denk düştüğü de anlaşılıyor. Bir de beş kıta – beş bey şifresi bu bölümlerde çözülüyor. Yazarın mecaz – hakikat düalitesi arasında kurduğu köprü de dikkate değer. Aynı şekilde iyilik ve kötülük kavramlarını felsefenin ve tasavvufun söyleminden çok da uzaklaşmadan edebiyatın bağrında yeniden harlıyor yazar. İmgesel anlatım hikayenin maddeye değil manaya işaretini güçlendiriyor.

 

Son olarak romandaki içeriksel yoğunluğun yanında; geçmişin çiçek kokulu yazlarına götürecek; oyma sehpalı evlerdeki huzuru duyumsatacak, çocukluğun serin akşamlarında ıhlamur kokuları arasında iyiliğin ve masumiyetin yaşandığı dönemleri anımsatacak Gülhatmi size. Kısacası henüz dünya ağrısının başlamadığı yılların muhabbetlerini özleten, sahici diyaloglarla örülü nostaljik bölümler keyifli bir okumaya çağırıyor okuyucuyu.

Eleştirmenin Diğer Yazıları İçin Tıklayınız

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Duygu Aksoy

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu. Lisansını “Din Ahlak İlişkisi Bağlamında Altın Kural ve İmmanuel Kant’ın Kategorik İmperatifi” adlı teziyle bitirdikten sonra mastırını yine aynı üniversitede Din Felsefesi alanında “Çağdaş Din Felsefesinde Estetik ve Sanat” başlıklı teziyle tamamladı. Master teziyle ilgili olarak bir süre İtalya’da sanat eserleri üzerine araştırmalar yaptı. Doktorasına ise Felsefe Tarihi alanında devam etmekte. Çalışmalarını daha çok ahlak felsefesi ve sanat felsefesi konuları üzerinde yoğunlaştırıyor. 31 Aralık 2013 tarihinde Dağ Medya'ya katılarak edebiyat dünyasına dair ilk kitap eleştiri yazılarına başladı.

Benzer yazılar

3 Yorum

  1. Geri İzleme: DağMag’da Bu Pazar | Dağ Medya

  2. Geri İzleme: DağMag’da Bu Pazar | Dağ Medya

  3. Geri İzleme: DağMag’da Bu Pazar | Dağ Medya

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.