Sanat Tarihi Eğitimine Yönelik Bir Eleştiri

Meltem Tüzün
Sanat Tarihi Yazarı

Bu ay düşündüm ve son zamanlarda, özellikle çalışmaya başladığım Sanat Galerisi ile birlikte yüzüme çarpan ciddi eğitim problemlerimizden bahsetmeye karar verdim. Umudum yazımı okuyacak olan akademisyenlere bir nebze sesimi duyurabilmek. Okuduğum kapsamlı bölümün eksikliklerini kendimce saptayabilmektir .

“Belki de benim gibi bir çok insan okuduğu bölümün son senesine gelene kadar, Çağdaş Sanatı tanımadı.”

Üniversitelerde Sanat Tarihi Bölümü 4 yıllık bir eğitim süreci barındırır. Bir sanat tarihçi olarak bu bölümden mezun olduğumuzda ise başladığımız zamana göre artık çok fazla şey değişmiş ve bilgi birikimimiz bu yönde artmakla beraber, sanata ve sanatçıya olan farkındalığımızı da yukarı çekmiştir. 4 yılda edindiğimiz kültürel bilgi birikimi azımsanmayacak derecededir. Elbette her alanda olduğu gibi bu bilgi birikimini almak kişinin kendi elindedir. Ama çalışmaya başladığım ortamla, tanıştığım kişilerle, ettiğim sohbetlerle dikkatimi çeken bir şey daha var ki yalnızca kişinin elinde olmadığı aynı zamanda eğitimcinin de bunda büyük bir katkısı olduğudur.

Lise sonrası başladığınız bu bir üst eğitim alanında artık lise eğitiminden farklı bir şeyler olmasını beklersiniz. Maalesef görürsünüz ki öğrenim hayatımıza başladığımız andan beri süre gelen sistem aslında hiç değişime uğramamıştır. Yaptığı mesleği hakkıyla yapan, öğrencilerine ezber bozduran, bu işi gönlü ile yapan kişiler bir yana, eğitim sistemimizden yakınıp bunu değiştirmek istemeyen, değişmemesinin işine geldiği bir güruh söz konusudur. Ve bu güruh maalesef büyük bir kesimi oluşturmaktadır.

“…bölümün adı Sanat Tarihi olmasına rağmen, geçirdiğim 4 yılı yoğun bir Türk- İslam ve Bizans Sanatı üzerine yoğunlaşmış buluyorum…”

Üniversitede geçirdiğim 4 yıla şöyle bir dönüp baktığım zaman başladığım zamana kıyasla ciddi bir bilgi birikimi edindiğimi görebiliyorum. Ama konu okuduğum bölümü mesleğime ne kadar oturtabildiğime geldiğinde ise tıkanıp kalıyorum. Kazanıp girdiğimiz bölümün adı Sanat Tarihi olmasına rağmen, geçirdiğim 4 yılı yoğun bir Türk- İslam ve Bizans Sanatı üzerine yoğunlaşmış buluyorum. Belki de benim gibi bir çok insan okuduğu bölümün son senesine gelene kadar, Çağdaş Sanatı tanımadı.

Ve bu sebeple okuduğu 4 yıl boyunca hep iki nokta üzerinde durdu: Türk- İslam Sanatı mı çalışmalıyım yoksa Bizans Sanatı mı?

Bunun elbette yaşadığımız ülkede sanatın bu iki dalının yoğun bir şekilde örneklerinin olması ile de ilgisi vardır. Bu yadsınacak bir nokta değil. Fakat okuduğumuz bölümün adı Sanat Tarihi ise ( ki bu sanatın var olan tüm tarihini kapsayan bir başlıktır) verilen 4 yıllık eğitimde de ders dağılımının ilk senelerde daha eşit, ilerleyen senelerde ise kişinin her alandan bir parça bilgi sahibi olup yönünü seçmesine yardımcı olmayı kolaylaştıracak şekilde olması gerektiğini düşünüyorum. Bu noktada sorun verilenden fazlasını araştırmayan öğrencide olduğu kadar, sistematik olarak 4 yıla bölünen derslerin dağılımında da eşit derecede yer almaktadır.

Peki ne oluyor?

Öğrenci bilinçsiz. Bölümün çoğunluğu, puanları farklı bir bölüme yetmediği için bu bölümü tercih edenlerden oluşmaktadır. Hal böyle iken tamamen uzak olduğumuz bir alanın 4 yıllık bir eğitim sürecine başlamak biraz sancılı oluyor. Kimileri bölümden nasıl mezun olduğunu önemsemezken okuduğu bölüme aşkla bağlı olan bir kesim de var ki, bu sistemin içerisinde eriyip gidiyor.

“Biz 4 sene Sanat Tarihi eğitimi almış bireyler olarak yorum yapmayı hala bilmiyoruz.”

 

Bir sanat galerisinde çalışmaya başladığımdan bu yana yüzüme çarpan acı bir gerçek var ve eminim bu bölümden mezun olan bir çok kişi mezun olduğunda, işini yapma fırsatı bulduğunda bu gerçekle yüzleşiyor. Biz 4 sene Sanat Tarihi eğitimi almış bireyler olarak yorum yapmayı hala bilmiyoruz. Çünkü bize 4 yıl içerisinde ilk ve orta öğretimin devamı olan ezberci sistem aşılandı. Çünkü eğitmenler yalnızca müfredat uyguluyor ve onu yetiştirmenin çabasında hala. 4 yıl boyunca ezberlediğim cami, medrese, kilise, resim, heykel sayısının haddi hesabı yok. Ama şu an çalıştığım işte bunların hiçbirisi aklımda olmamakla birlikte yorum yapmamı da geliştirmedi.

Şu an yaptığım meslekle ilgili konuşabilmemi bana bu konuda konuşabilmeyi, yorum yapabilmeyi, okumayı aşılayan bir kaç hocama borçluyum. Ama bu eğitim sisteminin bu şekildeki bir kaç hoca ile yeterli olamayacağını düşünüyorum.

Ben bugün bir tabloya baktığımda ikonografik çözümleme yapabiliyor ama Avrupa Çağdaş Sanatı’ndan bir tabloya baktığımda susup kalıyorsam, durumun bu hale gelmesinde en az benim kadar eğitmenin de etkin rol oynadığını düşünüyorum.

Bu sebeple akademisyenleri de odalarından kafalarını uzatıp, öğrencilerini gerçek birer Sanat Tarihçi olmaya yönlendirmeye , bu 4 yıla dağıtılan ders sistemini gözden geçirmeye davet ediyorum. Her zaman birey olarak eleştirdiğimiz bu ezberci ders sistemini üniversite gibi akademik bir ortama taşımak haksızlıktır. Üniversite zorunlu bir eğitim şekli olmadığı gibi burada öğrenim gören bireylerin geçmiş eğitim sistemini çöpe attıracak, konuşmayı, yorum yapmayı, kendini ifade etmeyi sağlayacak bir sisteme ihtiyacı vardır.

Sanat Tarihi mezunu her bireyin işsizlik probleminin yanında artık bu sistemin sıkıntılarının da konuşulmasının ve bölümlerden daha kaliteli bireyler çıkması adına neler yapılması gerektiği yönünde öğrenciler kadar akademisyenin de kaygılı olması gerektiğini düşünüyorum.


 

Meltem Tüzün’ün Tüm Yazıları İçin Tıklayınız: http://dagmedya.net/author/meltem-tuzun/

 

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Meltem Tüzün

15.12.1988 yılında İstanbul’da dünyaya geldim. Liseyi, Kemal Hasoğlu Lisesinde bitirdiğimde, ardıma bıraktığım yazı geçmişim lisede çıkartmış olduğum tek sayılık bir sanat ve sosyal konulu dergi ile ardımda bıraktığım günlüklerden ibaretti. Lise ardından 3 yıllık bir aradan sonra Anadolu Üniversitesi Sanat Tarihi Bölümü’nü kazandım. İlk sene İngilizce hazırlık sınıfı okumayı özellikle bölümü tanımak amaçlı tercih ettim. Ve iyi ki de yaptım diyorum. Üniversitede geçirdiğim 5 senenin sonunda, mezun olduğumda, artık büyümüş bir aşk ile bağlıydım bölümüme. Okul sonrası her şeyden biraz uzaklaşmak, okuduğum alanla ilgili ne yapmak istediğime daha sağlıklı kararlar verebilmek adına yurtdışına gitme kararı aldım. Avrupa Birliğinin desteklediği projelerin birinden kabul alarak İtalya’nın Palermo şehrine gittim. Ve 8 ay bir Afrika yardım kuruluşunda gönüllü olarak çalıştım. Bu 8 ay farklı kültürleri, insanları tanımam, Avrupa’yı elimden geldiğince gezebilmem, okuduğum bölümün hakkını gezerek ve görerek de vermem için çok iyi bir deneyim oldu. Öğrenim gördüğüm 4 sene boyunca hangi alanda uzmanlaşacağım konusunda kararsızlıklar yaşasam da geç olup güç olmamakla birlikte kararımı verdim. İçerisinde siyaseti, sosyolojiyi, felsefeyi ve sanatı bir arada barındıran bir dönem seçmeliydim.Ben de Çağdaş Sanat üzerine yoğunlaşmayı tercih ettim. Henüz bir üniversitede yüksek lisans programına başlamamış olsam da bu konuya odaklanmış bulunmakla birlikte aynı zamanda şu an bir sanat galerisinde çalışmaktayım. Ayrıca zaman zaman Businessweek Türkiye dergisinde gezi ve sanat etkinlikleri yazıları yazmaktayım. Bu nedenle sizlere elimden geldiğince, kalemimden geldiğince bir çok insana anlamsız gibi görünen Çağdaş ve Modern Sanat üzerine ve sanatçılar, eserleri hakkında yazılar yazacağım ve zaman zaman Avrupa da gezip gördüğüm yerlerle ilgili yazılar sunacağım.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Geri İzleme: DağMag’da Bu Pazar | Dağ Medya

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir