Yemeğinizle yüzleşin

Çınar Ekiz

Gelişmiş insansı ilk tür olan homo habilis leşyiyici, homo erektus’un bilinen bir soyu da yamyamdı. (Çok sevilen ve çocuksu olan “ama atalarımız da et yiyordu” argümanıyla ilksel atalara özenenler var ise, bunları da hesaba katsın derim. Ayrıca günümüz insanını mağara adamıyla kıyaslamak, şimdiki halimizle, beş yaşındaki halimizi kıyaslamak kadar saçma olur.

Gene, süper marketlerin kasap reyonunun önünde kuyruğa girildiği ve Burger King’de hamburger, kola, cips üçlüsüyle beslenildiği halde, doğanın ve besin zincirinin bir parçası olduğumuz, eh demek ki, bizim et yememizin de kaplanların yemesi kadar doğal olduğu argümanı ileri sürülürse; o halde bu kişileri doğaya dönüp, kendi doğalarına göre ve uygarlığa ait hiçbir araç gereç, silahı yanına almaksızın, savanada kaplanlar gibi avlanarak yaşamaya davet ederiz. Hem de olmayan etçil güdüleriyle. Artık kaç gün hayatta kalabilirlerse.

Homo sapiens’in (insanın) kendisi de bir hayvan türü olduğu halde (homo sapiensler, arkaik homo sapiens türünün Güney Afrika’daki marjinal bir mutantı olarak zenci ve muhtemelen dişi bir tek hayvandan türemiştir) kendini diğer hayvan türlerinden -ona “öğretilen” sözümona üstün olduğu fikri, kibiri ve küstahlığı ile- ayrı bir yere koyup onları yemesi, yamyamlığın kılıf değiştirmiş halidir bana göre. İnsanın ölüm dürtülerinin başlıca dayanağı olan saldırganlık, bir kendini koruma dürtüsü olan “yeme”nin türevidir. Bilinen tüm ayrımcılıkların ve saldırganlığın temelinde de tabii ki türcülük (tür ayrımcılığı) yatar.

Bu ilk ayrımcılığından sonra, diğer hayvan türlerini ötekileştiren insan (dahası kas gücünün ona verdiği yetkiye dayanan ve totem kültüründen fitillenen uygarlığın içinde kendine “medeni” bir kostüm biçen ve bunun ardına gizlenen zorba, avcı ataerki), kendi türü içinde de insanları cinsiyetlerine, ırklarına, sınıflarına ve daha yığınla şeye göre ayırır.

Çokluk, tüm bu ayrımcılık biçimlerine karşı olan bireyin benmerkezciliğine en çok türcülük takılır ve söz konusu bireyin zevkleri olduğu için, bunlardan vazgeçmemek adına bu gerçek yadsınır ya da reddedilir.

İnsan türünün homo erektus’a evrilip, daha gelişkin alet ve silah yapmaya başlaması ve ateşi kontrol altına almasıyla; hali hazırda ölmüş hayvanları çiğ yemek ya da birbirlerini yemek yerine, diğer hayvanları kendisinin öldürüp pişirerek yemesi; sonrasında da beslenmeyi kültür haline dönüştürüp, tabağındaki cesedi baharatlarla, soslarla vs. süslemesi, yamyamlığını değiştirmez. Ceset yemek, ceset yemektir.

Kanıyla, etiyle, yağıyla, damarlarıyla, tendonlarıyla; insanın tüm zarafetiyle (!) yediği bir ceset! (Çatalın sol elde olmasına dikkat… Adab-ı muaşeret…) Dahası bir hikayesi, geride kalan bir yaşamı, yaşantısı, ailesi, çocukları olan bir ceset…

Hayvanların yenebiliyor olması, yememiz gerektiği anlamına gelmez. Nasıl ki insanın yenilebiliyor olması, yememiz gerektiği anlamına gelmiyorsa… Ne doğayı, ne hayvanı, ne de insan “hayvanını” zerre umursamayan ve taptığı tek şey para olan sistemin, toplu halde manipülasyonlarla yarattıkları yalanlardan, çok geç olmadan uyanın ve yemeğinizle yüzleşin derim.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir