Herkes İçin Turizm Derneği Başkanı: İki kişi gidersek “ah vah, bunlar engelli,” oluyor. On beş kişi gidersek kitlesel müşteri oluyoruz.

Aylar süren bir ara sonrasında tekrar merhaba sevgili okurlar. Bahanelere sığınmaktan hiç hazzetmem; ama sizlerle bu mecrada buluşmadığım için geçerli mazeretlerim vardı diyerek konuyu kısa keseceğim izninizle.

Sadece şunu söyleyeyim: Artık röportaj yapmak istediğim insanlara ulaşmak çok daha kolay olacak; çünkü İstanbul’da ikamet ediyorum artık. Bunun için oldukça mutlu olduğumu söylemeden geçemeyeceğim.

Aylar önce yapmış olduğum, deşifresini bir türlü yapamadığımdan ancak şimdi burada yayınladığım bir röportaj olacak huzurlarınızda.

Bu röportajı kişisel olarak da tanıma mutluluğuna eriştiğim, İzmir’de yer alan Herkes İçin Turizm Derneği’nin başkanı olan Ali Aydoğmuş’la bir bahçede semaverde hazırlanmış çaylarımız eşliğinde, kimi zaman bahçeden kopardığımız eriği dişleyerek büyük bir keyifle yaptık.

Umarım aldığımız keyif cümlelerimizde de gösterir kendisini. Sesten yazıya çevirmek yani deşifre yapmak da büyük bir keyifti çünkü…

Eylem Yurtsever

Eylem Yurtsever
@EylemYurtsever
info@dagmedya.com

Buyrun:

Eylem Yurtsever: Derneği ne zaman kurmaya karar verdin ve derneği kurmaya karar vermenin nedeni tam olarak nedir?

Ali Aydoğmuş: 2013 yılında kurdum. 2010 yılından beri yaptığım araştırmalarda gördüm ki bir şeyler yapmak gerekiyordu. Bir rapor hazırladım; ama raporun ötesine geçip harekete geçmek gerekiyordu. Bunun da kamu desteğiyle olabileceği yani, ekonomik güce sahip olanlardan ziyade kamusal bir destek gerekiyordu; çünkü fiziksel altyapı çok zayıf. Kurumsal bir yapı gerekiyordu bunun için. Bu yapı ajente de olabilirdi. Başka bir derneğin alt komisyonu şeklinde olabilirdi. Ya da bir dernek kurulabilirdi.

5

Herbirini tek tek irdeledim:

Ajente ticari bir kuruluştu. Sonuçta ticari öğeler önplanda olmak zorundaydı yaşamsallığını devam ettirebilmesi için.

Başka bir derneğin alt komisyonu olmasına gelince, o derneklerin kendi öncelikleri oluyor. Bu sefer senin götürdüğün projeler onların önceliklerinin gerisinde kalıyor ya da o dernek turizm projesiyle önplana çıkmak istemiyor. Dolayısıyla yapacağın işler çok sekteye uğruyor ve birden fazla karar alma süreci var yani çok farklı amaçlarla bir araya gelmiş insanlara bu projeyi götürdüğün zaman, “engellinin başka sorunu yok mu…” söylemiyle karşılaşılıyor.

O zaman; müstakil, yani bu amacı güden bir dernek oluşturmam gerekiyordu. Bu dernek olabilirdi, vakıf olabilirdi. Biz dernek yolunu seçtik. Burda çok fazla bir ticari beklentimiz de olmadığından acentayı seçmedik. Bu gün bazı acentalar alt bölümleri olarak bu işi yapıyor; ama biz seçmedik. Biz bu işin ticaretinden ziyade turizmin nimetlerinden herkes gibi, daha doğrusu sağlıklı insanlar kadar…

Herkesin yararlanmaya hakkı var. Bu gün sadece engelliler mağdur değil turizm açısından. Evcil hayvanı olan insanlar da mağdur, beslenme açısından farklı gereksinimi olan insanlar da Turizm on sekiz-elli yaş, atletik vücuda göre dizayn edilmiş bir alan şimdi.

Turizmin bu alanda hizmet verildiği düşünülüyor; ama hizmet verilirken hizmet olarak sunulduğu ürünler doğanın ürünleri. Dolayısıyla burda bu tür bir ayrımcılığı yapma hakkı kimseye verilemez. Bu alandan herkesin yararlanma hakkı var. Bunun için kurumsal yapı gerekiyordu. Dernek de 2013 yılında, 2010’dan 2013 sonuna kadar hazırladığım rapordaki bulduğum eksiklikleri ya da yapılması gerekenleri yapmak için harekete geçmek üzere kuruldu.

E.Y: Bu yapının diğer derneklerin alt komisyonu olmaması gerektiğini söylerken turizmin birincil bir ihtiyaç değil de ikincil bir ihtiyaç olduğu için insanların önceliğini söylediniz. Turizm ihtiyacının ikincil bir ihtiyaç olmasına rağmen ne kadar önemli olduğunun nedenlerine dair düşüncelerinizi alabilir miyim?

A.A:Turizm alanları engellilerin toplumla entegrasyonu için değil de; toplumun engellilerle entegrasyonu için…

(Bu kavram çok içiçe bir kavram: Engelliler mi topluma entegre olacak, toplum mu engellilere… çünkü engellilerin toplumla bir sıkıntısı yok aslında. Toplumun engellilerle bir sıkıntısı var.)

Turizm Alanları, birbirinden çok farklı tarzda yaşayan, farklı lisanları, farklı yaşam seviyeleri olan insanların bir arada etkinlik yaptığı alanlardır. Örnek vermek gerekirse; uçakta seyahat eden insanların kimisi iyileşmek için seyahat ederken kimisi de sadece gezmek için seyahat eder. Bir başkası da iş için seyahat eder; ama aslında uçağa binmek bir turizm etkinliğidir, turizm alanıdır. Engelli de bundan yararlanırken toplumla kaynaşabilir. Ya da bir müzeyi farklı kültürlerdeki insanlar gezmeye gelmişlerdir. Toplum entegrasyonu için daha etkili bir alan olduğunu düşünüyorum turizmin.

E.Y: Yani ikincil olan bu ihtiyaç belki birincil bir ihtiyacın anlaşılmasına neden olabilir, öyle değil mi?

A.A: Turizm alanına katılan engelli yani, doğada gezebilen, denize girebilen engelli toplumla daha çabuk iletişime kuruyor…

E.Y: Dolayısıyla toplum da onun ihtiyaçlarını daha çabuk anlıyor.

A.A: Tabii. Toplum da aynı zamanda engellileri görmüş oluyor; çünkü kapalı bir yaşantıyı kimse görmez. Siz dışarıya çıktıkça insanlar görür. Tabii toplumsal bir baskı da oluşur. “Senin burda ne işin var,” tavrı özellikle Türkiye gibi toplumlarda azımsanmayacak derecede…

E.Y: Peki derneği kurmaya karar verdikten sonra derneğin kuruluş aşamaları nasıl oldu?

A.A: İlk önce insanlar çok sıcak bakmadılar. Turizm sözcüğü Türkiye’de elit bir sözcük. Türk toplumunun %10’u turizm etkinliklerine katılıyor. Bu %10’un içersinde gurbette oturup kendi memneketlerine gidenler de var.

Dolayısıyla engelliler de elit olarak algıladı turizmi. Hatta engeli olmayan, bu alana ilgi duyan insanlar da aynı şekilde algıladı. Tabii bunu ben her kişiye en az on beş-yirmi dakikamı ayırarak teker teker anlattım. Bu sayede bu yere geldik.

“Evet, üye olmalıyız,” denmedi hemen. Onlara bunun neden önemli olduğunu anlattıktan sonra kavradılar. Ama şu anda kuruculardan ve üyelerden ben memnunum. İnsanlar çok çabuk motive oldular. Beklenti düzeyleri her geçen gün artıyor.

Ben bu derneği 2013 yılında kurarken 2014 yılını farkındalık yılı olarak düşünmüştüm. Bu farkındalık da yavaş yavaş oluşuyor ve bu alanda, ben bu derneğe “kariyer derneği” diyorum, insanların bu kariyer derneğinden, bizden beklentileri artıyor.

“Bizi neden çağırmıyorsunuz? Biz de üye olabiliriz…” diyorlar; çünkü bir ihtiyaç.

E.Y: Kariyer derneği derken neyi kastediyorsunuz?

A.A: Engelli dernekleri, başında engelli ibaresi olan dernekler, engellinin her sorunuyla ilgilenmeyi kendisine iş edinmiş, her konuyla az buçuk bir şekilde ilgilenen bir dernek sistemi. Biz dedik ki: “Biz turizimde var olacağız. İstihdam konusunda da sadece turizm alanındaki istihdamla ilgileneceğiz.”

Biz engel grubuyla değil, engellinin her şeyiyle değil sadece turizm konusundaki engellerle ilgileneceğiz.

E.Y: Zaten “herkes için” derken içeriğinde de sadece engelliyi kastetmediğiniz anlaşılıyor.

A.A: Tabii, burda amaç zaten engelsiz turizm değil. Herkes için, yani “herkes” sözcüğü bizi de bir başkasını da kapsıyor; ama “engelsiz” dediğiniz anda, şöyle bir örnek verelim: İnsanların engelsiz algısı içinde rampa yapmak vardır. Rampa yapınca engelsiz olduğu zannedilir. Turizimle ilgili yerlerin, mesela otellerin websitelerinde görüyorum, rampa ilintili, tekerlekli sandalye ilintili yazıyorlar; ama tekerlekli sandalye ve rampa işi çözmüyor. Her şeyden önemlisi personel eğitimi.. Oraya giden misafire, turiste, adına ne derseniz, size nasıl yaklaşacağını bilmeyen bir personel olduğu zaman sizin fiziksel altyapınız dört dörtlük olsun hiçbir anlamı yok.

E.Y: Siz görmüyorsunuz. Peki diğer engel gruplarıyla iletişiminiz nasıl oluyor?

A.A: Bu işin zor kısmı. Hatta dernek kuruluş sürecinde hala benim aldığım en büyük eleştiri budur. 2010 yılında bu işi başlattığımda, dedim ki: “Turizmi her şeyiyle araştıracağım. Acentasıyla, otelcisiyle, toplumun bakış açısıyla, (tatil yapan bireyleri) engellisiyle, (her türlü engel grubu)…

Bunları araştırırken diğer engel gruplarının sorunlarını da öğrenmiş oldum. Ya da bakış açıları, neler istiyorlar, nasıl olması gerekiyor vb…. öğrenmiş oldum.

O zaman şuna karar verdim: Bu işe giriyorsak engel gruplarını ayırmaksızın iş yapmak gerekiyor; çünkü bir engel grubunu ön plana çıkartıp harekete geçirdiğiniz zaman onun sıkıntılarını çözüp tatil yaptırıyorum derken diğer engel gruplarını ihmal edip o engel grubunu yok saymış oluyoruz. Diğer insanlar engelsiz engelli ayrımı yapıyorken biz de engel grubu ayrım yapmış oluruz bunu yaparsak. Yani bir alt kademede ayrımcılık yapmış olacaktık. Biz tüm engel gruplarıyla çalışmaya karar verdik.

E.Y: Peki nasıl başladınız iletişim kurmaya?

A.A: Engelli STK’larının genel olarak şöyle bir sıkıntısı vardır: Başka engelli STK’larıyla diyaloğa pek geçmezler. Ben burada tam aksi bir yol izledim. Önce alanda araştırma yaptım. İzmir’de hangi dernekler var? Örneğin ortopedik engelliler alanında…

Bana iki tane dernek söylendi. Biri Buca Engelliler Derneği diğeri de Türkiye Sakatlar Derneği. Ben Türkiye Sakatlar Derneği’ne gittim. Onlara anlattım. Onlar, sağ olsunlar, aralarından bir arkadaşı temsilci olarak görevlendirdiler.

Yine zihinsel engelliler konusunda araştırma yaptım. Bu konuda da Karşıyaka Akademi Zihinsel Engelliler Derneği karşıma çıktı. O dönem başkanı olan arkadaşa durumu anlattım. O bir-iki temsilci vermek istedi. Temsilci olacak arkadaşlar kabul etmedi. “Her şey bitti de turizm mi kaldı” olgusundan dolayı. O da kendisi temsilci olmayı kabul etti. Hala yönetim kurulu üyemiz. Yalnız şöyle bir sıkıntı var: işitme engellilerle iletişim kuramıyoruz. Bir de süreğen hastalıklar yok; ama bu ilerleyen süreçte olmayacağı anlamına gelmiyor ya da herhangi birisi bu gün geldiğinde “hayır” diyecek bir pozisyonda değiliz. Şu aşamada özellikle zihinsel, ortopedik ve görme engellilerin birbirleriyle uyum sağlaması gerekiyor. Yani o uyum sağlandı kanaatı oluşana kadar, en azından çekirdek kadroda oluşana kadar diğer engelli gruplarını aramayı düşünmüyoruz. Sonuçta birbirlerinden, birbirlerinin sorunlarından haberi olmayan, birbirlerine nasıl yaklaşacaklarını bilmeyen gruplardan bahsediyoruz. Yani Önce bunu halletmemiz gerekiyor. Yani bizim grubumuz içindeki engelliler, hangi engel grubu olursa olsun onun yaşam tarzını, ne yapabileceğini bilmesi gerekiyor. Buraya herhangi bir engel grubunu daha dahil edersek süreç biraz daha uzar. Bir engelli grubunu çağırmak için ayrıca bir çaba sarf etmeyiz; ama bir talep gelirse onları da sisteme dahil ederiz. 2015’in Mayıs-Haziran aylarına kadar bir grup daha dahil etmek gibi bir projemiz yok.

Tekrar ediyorum: Diyelim ki bu röportajı okuyup şimdilik bizim dahil etmediğimiz herhangi bir gruba dahil olmak isteyen bir arkadaşımız dahil olmak istediğinde “hayır” deme gibi bir lüksümüz yok.

E.Y: Peki bu engel gruplarının aralarındaki iletişimi doğru biçimde sağlamak için ne yapılması gerekiyor? Nasıl bir plan izlenmesi gerekiyor?

A.A: Birlikte olmaları gerekiyor. Başka yolu yok. Biraz da; bir araya gelen herkesin farklı engel grubunda olduğunu ve insanların birbiriyle diyalog kurması gerektiğini bilmesi gerekiyor. Ben bu alanda kendim bir rol üstlenmiyorum. Yaptığım etkinlikte “insanlar bir araya gelsin” diye aşırı bir çaba harcamıyorum. Hayır, kendileri bu gereksinimi duyacaklar. Ben o insanları bir turizm etkinliğine, mesela Efes’e götürürüm. Efes’e giderken onlar kendileri bir araya gelecekler. Engel grubu olarak insanlar bir araya gelemezse, aynı yolculuğu yaparken birbirleriyle diyalog kuramazlarsa insanlar turizm alanlarına karma olarak gittiklerinde başkalarıyla nasıl diyalog kuracak?

E.Y: Yani diyorsunuz ki doğal yollarla bir diyalog kurmaları gerekiyor. Yapay bir şekilde “hadi birbirimize bilmeceler soralım,” gibi değil.

A.A: Tabii. Öyle değil. Ya da şöyle söyleyelim: Zaten tatil insanların özgürlük alanlarıdır. Başka biriyle diyalog kurmak istemeyen birini ben niye zorlayayım ki? Ha şu olabilir: Birtakım çaba sarf eder, gelir “ben görmeyen arkadaşlarla tanışmak istiyorum,” ya da “ortopedik engellilerle tanışmak istiyorum,” der. Ben o köprüyü oluştururum o anda; ama kendisini bu alanda hazır hissetmeyen insanlar var. Biz onları zorlarsak evinden dışarıya çıkardığımız insanlar geri kaçar ya da moral bozukluğuyla geri döner. Bu da hoş değil, bu aşama aşama olması gereken bir şey.

E.Y: Peki imkansızlıklar bir arada olmayı zorlaştırıyorsa nasıl bir önlem almak gerekir?

A.A: Ne gibi?

E.Y: Mesela bir kafeye gidildiğinde kafede iki bölüm olduğunu düşündüğümüzde ve biri merdivenle çıkılan bir alan olduğunda, ortopedik engelliler o alana çıkamadığını düşünelim. Oysa sadece ortopedik engellilere yer vardır o alanda. Diğer insanlar yukarıya çıkmak durumunda kalır.

A.A: Şöyle… 2014 farkındalık yılı derken bunu kastediyorum. Aynı zamanda biz de öğreniyoruz. Engel grupları nasıl bir arada kalabilir…

10 Mayıs’ta Çanakkale’ye gittik. Kahvaltı yaptığımız bir yer vardı. Yaklaşık üç basamak yukarda mekan var. Aşağıda, yolun kenarına iki masa atmışlar. Tekerlekli sandalyeliler oldaydı. Diğer arkadaşlar da yukarıdaydı. Dolayısıyla bizim için gerçekten sıkıntılı bir yerdi. Sonra similasyon merkezine gittik. Çanakkale Destanı Gösteri Merkezi. Orası tuvaletiyle, lavabosuyla tekerlekli sandalyeli için uygun.

Seneye böyle bir gezi düzenlersek bizim sabah kahvaltısı için ilk gideceğimiz yerr, orası.

Yani imkansızlıklar o anda oluşabilir; ama biz o imkansızlıkları çözmek üzere de kafa yoruyoruz. Yani bundan sonraki gezilerde bizim yapmamız gereken özellikle şu: üç-dört basamağa kaç metre rampa çıkarsa katlanabilir rampa alıp arabamızda taşımak. Biz de çözüm bulmak zorundayız. Yapacak başka bir şey yok. Biz o tarihi mekanları o anda kendimize uyduramayacağımıza göre bizim onlara uyum sağlamamız gerekiyor biraz. Daha sonra elbette onların uyması için çalışmalar yürütüyoruz; ama ilk aşamada oraya gittiğinizde zaten bilmediğiniz bir yer, toplum da bilmiyor sizin neye ihtiyacınız olduğunu. Oradaki esnaf da bilmiyor. O zaman esnaf sizin adınıza çözdüğünü zannediyor. Sizin de gidip görme şansınız yok; çünkü uzak yerler gidilen yerler. Oraya gidince karşılaşıyorsunuz. O zaman pratik çözümler bulmamız gerekiyor. Gerekli şeyleri yanımızda taşımamız gerekiyor.

E.Y: Sizin söylemek istediğiniz bir şey var mı?

A.A: Başta ben olmak üzere yanımdaki tüm arkadaşlarımla birlikte şunu söylüyoruz: “inadına biz buradayız.” Birçok turizm şirketinin hoşuna gitmediğimizi biliyoruz.

E.Y: Neden?

A.A: Görselliklerini bozuyoruz.

E.Y: Engelliler olarak?

A.A: Evet… Özellikle turizm bölgelerindeki yerel yönetimlerin de hoşuna gitmiyoruz; çünkü başka turistler yerli-yabancı turistler, o beldelere gelip para bırakıyorlar. Bizim gelip hareket edebilmemiz için, onların yıllarca yapmadığı düzenlemeleri yapmalarını istiyoruz.

Çanakkale’ye gittik. Çanakkale’de otuz ayrı ülkenin mezarlığı var. Çanakkale için “Türk tarihinin yazıldığı yer,” diyoruz. “Burası dünya tarihi açısından önemli yer,” diyoruz. Dönüyoruz bakıyoruz, Gelibolu Milli Parklar Müdürlüğü’ndeki engelli tuvaletleri engelliye uygun değil. Onu da on gün önce yapmışlar. Mayıs ayında yapmışlar. Doksan yıldır böyle bir şey yapılmamış. Peki biz bu vatanın evlatları değil miyiz? Bizim oradaki şehitlikleri ya da savaşın bu kadar yoğun yaşandığı tarihi bir bölgeyi görme hakkımız yok mu? Biz böyle bir hakkımızın olduğunu düşünüyoruz. Böyle olduğu için yollardayız.

E.Y: Biz Çeşme’ye de gittik. Bir gören, iki az gören, on iki de hiç görmeyen vardı. Bu insanlar, yani biz, gayet rahat bir şekilde tatil yaptık.

A.A: Başta dedik ya, Engellileri mi topluma entegre edeceğiz yok sa toplumu mu? Toplum iki engellinin tatil yapmasını yadırgarken on beş engelli bir araya geldi. Burda zaten özellikle görmeyenler açısından ekstrem bir ihtiyaç-talep var mı? Yok. O gruptaki görmeyenlerin tamamına yakını belli bir özgüvene, belli bir bağımsız hareket altyapısına sahip kişilerdi. O grubu örnek alıp tüm görmeyenler böyledir diyemeyiz, tüm görmeyenlerin koluna girip şezlongdan oteline götürülmesi gerekiyor da diyemeyiz. Belli bir kalıba sokamayız.

İlgileneceğiniz grubu tanımak gerekiyor. Ben o etkinlikten sonra otuz görmeyeni üç görenle birleştirip tatile çıkarabilirim. Nasıl yaparım? Bir göreni öne yerleştiririm. Bir göreni de grubun arkasına… Gruptaki her görmeyenin bastonunu açması şartını koyarım. Çeşme’nin çarşısına sokarım grubu. O grup hiçbir sıkıntı yaşamadan kendi gezip alışverişini yapar; çünkü grubun en arkasındaki kişi grubu toplayan pozisyondadır. En öndeki kişi de arkadakiyle iletişim halinde olursa, ortada da bir gören olursa, bir görmeyene bir refakatçı kavramı ortadan kalkar.

E.Y: Hiç evinden çıkmayan bir insan bile bu görmeyenlerin arasında yolculuk yapabilirdi belki.

A.A:Olabilirdi. Evinden çıkmayan biri başka bir şehre gidiyor ve on beş-yirmi kişi arasında tek başına hareket ediyor… Bu insan kendi sokağında hareket edemezken… Bakın orada bizim amacımız devreye giriyor bu sefer. Yani birincil ihtiyaç ortaya çıkıyor. Yani evinden çıkamayan insanı evinden çıkarmış oluyoruz.

Sadece görmeyenler, tekerlekli sandalye kullanıcıları değil, ben bu sistemin içersinde en çok zihinsel engellilerin olmasını istiyorum; çünkü zihinsel engellilerin ailelerinde şöyle bir kaygı var. “Bizden sonra ne olacak bu çocuklar?” Biz o aileri rahatlatma pozisyonunda da olabiliriz.

E.Y: Nasıl?

A.A: Bizimle birlikte hareket ederek. Bunu Efes’te yaşadık. Zihinsel engelli bir çocuk görmeyenlerle birlikte yürüyor ve onun herhangi bir yere çarpmamasına dikkat ediyor. Zihinsel engelli çocuğa özgüven geliyor…

Öbür taraftan da aile de rahatlamış oluyor; çünkü görmeyen bir bireye çocuğu teslim ediyor. Biliyor ki çocuğun kendisine bir zarar gelmeyecek. Kabul etmek gerekiyor ki, zihinsel engelliler fiziksel olarak büyüseler de düzeylerine göre belli bir yaşta kalıyorlar. Biz bunu diğer engelli arkadaşlarımızın zihinlerine iyi işlersek zihinsel engellileri de rahatlatmış oluruz. Zihinsel engellilerin aileleri diğer engel gruplarıyla bile yolculuk yapmaya tereddüt ediyorlar. “Acaba benim çocuğum sizi rahatsız eder mi?” diyerek. Ederse etsin. Onun bir şekilde bir çaresi bulunur.

Bir engelli olarak temel görüşüm şu: Ben engelli olarak başka bir engel grubuna tahammül edemezsem, saygı göstermezsem, toplumdan saygı beklemeye de hakkım yok.

Diğer taraftan da görmeyenler için sadece evden çıkmayan görme engelliler değil mesele. Mesela başka bir örnek vereyim: Bir aile… Karı-koca görme engelli. Bu insanların ekonomik düzeyleri gayet iyi. İkisi de devlet memuru; ama tatil yapmakta belli tereddütleri var.

E.Y: Neden?

A.A: Kendi başlarına gidemeyeceklerini düşünüyorlar. İki kişi gidemezken on iki kişi gittiğimiz bir özgüven oluşuyor onlarda da. Ayrıca biz on iki kişi oradayken orada en az üç-dört tane pansiyonun, otelin ilgisini çektik.

İki kişi gidersek “ah vah, bunlar engelli,” oluyor. On beş kişi gidersek biz müşteri oluyoruz. Kitlesel müşteri oluyoruz.

Çeşme’de yaklaşık iki yüz elli-üç yüz pansiyon olması lazım. Bizim kaldığımız pansiyon tam olarak doluydu. Sekiz odalık pansiyon… Çeşme’de dolu olan pansiyon sayısı üçü-beşi geçmez.

Ama şunu da söyleyeyim. İşimiz çok kolay, biz engelliyiz yola çıktık, herkes bize destek verecek… yok. Otel ararken şöyle bir şeyle karşılaştım: Bir oteli aradım. “On beş kişiyiz,” dedim önce. Sonra grubumuzun engellilerden oluştuğunu söyledim. Biz çok özel bir şey istemiyoruz. Sonra “Biz değerlendirelim, odamız var mı bakalım,” dendi. Sonra başka birine arattım. Aynı sayıyı verdim. Hemen ilgilendiler. Promosyona falan gitmeye çalıştılar. Yani bunlar yok sayılacak şeyler değil. Yine de biz yapacağımızı yapacağız. Onlar bizi kabullenecekler, biz onları kabulleneceğiz… Biraz kavga edeceğiz, biraz hukuksal mücadele vereceğiz…

Turizm alanı ilk girilen bir alan. Tabii turizmde yeni yeni farkındalık çalışmaları var.

Pahalı otellerde böyle şeyler var. Sınırlı sayıda engelli ulaşabilir onlara da…

O zaman ne yapabiliriz? Engellilerle pansiyon ve motel sahiplerini bir araya getirebiliriz. Engellilerin verebileceği para miktarı ortada. Yüz lira civarında kişi başı. Bu paraları kimler alıyor? Pansiyon ve motel sahipleri.

Onlara engelli altyapısı anlatılırsa iki odasından vazgeçip eğer yıllık yatak kapasitesi yüzde elli beş doluyken bu yüzde yetmişe çıkarsa o iki odayı kurtarmış olur.

Basit rakamsal veriler verelim:

Bugün kamuda çalışan engelli sayısı otuz beş bin. SSK’lı engelli sayısı da kırk bin civarında. Elli bin aile olsun çocuğu olan… Yaklaşık yüz on-yüz on beş bin.

E.Y: Peki niye odalardan vazgeçmeleri gerekiyor?

A.A: Özellikle turizm bakanlığı yönetmeliği ve belediye mevzuatı gereği daha önce engelli odası yapılmamış. Bunun için çok dar alanlara on beş-onaltı metrekarelik yerlere iki kişilik odalar yapmışlar. Bu da engelli hareketliliği açısından uygun değil. Ya da merdivenleri dar yapmışlar, asansör yapmamışlar…

Şimdi burda, o fiziksel altyapıyı sağlayabilmesi için odadan vazgeçmesi gerekiyor; ama mesele orda iki oda değil. İki odadan vazgeçerek yıllık kar ediyorsanız sizin için sorun yok emektir. Alan daralıyor; ama engelli kitlesi gelecek. Ayrıca sadece engelliler yararlanmayacak. Yaşlılar da yararlanacak.

Şöyle bir ironi yapalım: Genç bir arkadaşımız pansiyon işletsin, kendisi yaşlanınca engelliye uygun altyapı olmazsa kendisi işlettiği otelde kalamayabilir.

Hani şöyle bir söz var ya: “Her insan engelli adayıdır.” Hayır diyorum. Böyle bir şey olmasın. Her insan engelli olmasın, aday olmasın; ama her insan yaşlanmayı, tonton amca-teyze olmayı hayal ediyor. Siz zaten tonton amca-teyze olduğunuzda engellisiniz…

E.Y: Bir de her insan engelli adayıdır tabiri çok tehtidkar…

A.A: Evet… Zaten aslında benim yerime kendini koyma, benimle birlikte yaşamayı göze al. Herkes için kavramı da bu zaten. Sofrana, plajına, restorantına… beni kabul etmeyi öğren.

Benim seninle sorunum yok…

E.Y: Benimle bu röportajı yaptığınız için size çok teşekkür ederim. Yaptıklarınız için de ayrıca teşekkür ediyorum. Bundan sonraki işlerinizde de kolaylıklar diliyorum.

A.A: Ben de teşekkür ediyorum.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Eylem Yurtsever

13.08.1990′da İzmir’de doğdu. İlkokulu Aşık Veysel Görme Engelliler İlköğretim Okulu’nda, Liseyi Bornova Mustafa Kemal Lisesi’nde okudu. Lisede ilk olarak yabancı dil bölümünü bir yıl okuduktan sonra elde olmayan bazı aksilikler nedeniyle Türkçe sosyal bölümüne geçti. İlkokulda bir yıl boyunca İzmir Uğur Mumcu tiyatrosunda tiyatro eğitimi aldı. Eğitim alırken tiyatro öğretmeni tarafından yazmaya teşvik edildi. O zamanlar yazdıklarını beğenmediği için yazdıklarını yok ederek liseye kadar yazmaya ara verdi. Liseden itibaren yazdıklarını İnternet sitelerinde yayınlamaya başladı. Liseden bu yana yani 2005′ten 2012′ye kadar altı buçuk yıldır bir roman üzerinde çalışmakta. İlk olarak Ege Üniversitesi Radyo Televizyon sinema bölümünde bir yıl okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı’na geçti. Radyo Televizyon Sinema bölümündeyken bir İnternet radyosu için bir güvercin eğiticisiyle, bir şair ve bir klarnet sanatçısıyla, Gülçiçek Kimya ve Sanayi adlı bir parfüm ve esans fabrikasıyla, körlerin aikido yapamayacağını savunan bir aikido hocasıyla ve ardından körlerin aikidoyu yapabileceklerini savunan bir hocayla röportaj yaparak karşıt görüşleri bir araya getirdi ve bizzat kıyasladı. İzmir’de bir grup görme engelli, bir grup gören öğrenci ile karma olarak Türkiye’de ilk defa bir aikido hocasının desteğiyle aikido öğrenmeye başladı. Uygun bir fırsatta aikido eğitimini sürdürmeyi planlamakta. Üniversite yıllarında engellilerin; otobüslerde durakların seslendirilmesi, ÖSYM sınavlarında sınavların engellilere uyarlanması için bazı sloganlar yazdı ve eylemlerin planlanmasına kendince destek verdi. Engelsiz Erişim Derneği’nin kurucularından biri. Şu günlerde okula bir yıl ara verip memuriyet sınavına girerek Manisa MEB’de memur olarak çalışıyor. Para kazanır kazanmaz çocukluğundan beri istediği şey olan bateri kursuna başladı ve yaklaşık sekiz aydır bateri çalıyor. Yapmaktan hoşlandığı şeyler: Amatörce parfüm yapmak, kitap okumak, yazı yazmak. 2013 Kasım ayında Dağ Medya'ya katıldı. Ve engelliler üzerine yazılar ve röportajlar hazırlamakta.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir