Yumurta Endüstrisinin Gerçekleri

Üretimi

Yumurtlaması için üretilen civcivlerin tümü yaşamlarına kuluçkahane denen yerlerde başlar. Bu kuluçkahanelerde dünyaya gelen civcivlerin de yarısı erkektir. Yumurta endüstrisinin hiçbir işine yaramayan ve kâr getirecek kadar çabuk büyümeyen erkek civcivler dişi olanlardan hemen ayrılır ve öldürülürler. En yaygın öldürme yöntemleri ise civcivler hâlâ canlı ve bilinçliyken kıyma makinelerinden geçirmek ve açlıktan ya da boğularak can verdikleri büyük çöp kutularına atmaktır.

Bu dünyaya yumurtlaması için getirilmiş her bir tavuk, aynı zamanda, yaşamı elinden alınmış bir horoz anlamına gelir. Kuluçkadan çıktıktan sonra erkek civcivlerin ayrılma işlemi, insan olmayan hayvanlarla olan ilişkimizdeki çarpıklığın en canlı örneklerindendir. İnsan olmayan hayvanları kuşatan sosyal ve hukuki normlara göre, onların yaşamlarının içkinsel bir değeri yoktur; yalnızca ekonomik değerleri önem taşır ve bu bağlamda bu değerin tek ölçütü para edip etmedikleridir. Eğer hayatta kalmaları herhangi bir kâr sağlamıyorsa, tıpkı kullanılmış bir peçete gibi derhal “çöpe” atılırlar.

12-15

İstismar

Evcil tavuğun atası Kızıl Orman kuşu  (Red Junglefowl) olarak bilinen ve Güneydoğu Asya’dan geldiğine inanılan bir kuş türüdür. İnsanlar tarafından üretilen evcil tavuklar, yılda yalnızca birkaç yumurta yumurtlayan Kızıl Orman kuşunun aksine, yılda yaklaşık 300 (döllenmemiş) yumurta bırakırlar. Bir tavuğun döllenmemiş yumurtası, bir kadının adet görmesiyle aynı şeydir aslında –yumurtaları döllenmezse onların bedenlerinde de aynı şey gerçekleşir. Normal bir kadın bedeninin (belli bir yaş aralığındayken) gebeliğe hazır olması ve gebe kaldıktan sonra da zigota/fetüse/bebeğe besin aktarılması gerektiği için kadın bedeninde her daim fazladan besin bulunur. Bu fazlalıklar da gebelik gerçekleşmediği zaman “tahliye” edilir (adet görmek veya döllenmemiş yumurta bırakmak yoluyla). Örneğin bir erkeğin (ve üreme çağında olmayan kadınların) günlük demir ihtiyacı 8 mg iken, üreme çağında olan bir kadının günlük demir ihtiyacı 18 mg’dır. Vücut, her ay kaybettiği demir miktarını, takviye yoluyla geri kazanmak durumundadır.

Bir kadının adet kanamasının normalden daha yoğun olması sağlığına da ek bir yük getirir; işte aynı yük, astronomik rakamlarda yumurtlamaya zorlanan tavuklar için de geçerlidir. Çok fazla miktarda yumurtlama aynı zamanda tavukların bedenlerindeki kalsiyum miktarını da ciddi oranda azaltır. Yumurta için üretilen tavukların kemiklerinin sağlıksız olmasının nedeni de işte budur. Buradaki ikilem –olabildiğince çok yumurta elde etme arzumuza karşılık tavukların sağlığı ile fiziksel bütünlükleri–  genel olarak hayvanların kullanılması ve evcilleştirilmesi ile ilgili sorunlara tipik bir örnektir. Hayvanların herhangi bir amaçla kullanılması –her ne kadar “insani” biçimde de olsa–   ister istemez onların çıkarlarını kendikilerimiz uğruna feda etmemiz anlamına gelir. Evcilleştirme edimi, hayvanları her daim savunmasız kılacak bir varoluş biçimine zorlayan ve fakat onların bizzat altına imza atmadıkları tek taraflı toplumsal bir sözleşme gibidir. Evcilleştirilmiş hayvanlar, en nihayetinde büyüyüp bağımsız birer birey haline gelen insan yavrularının aksine, sürekli bize muhtaç olacakları bir yaşam içine hapsedilirler.

İnsan olmayan hayvanların bedenlerinin varlık sebebi, insanların ihtiyaçlarını karşılamak, onlara keyif sağlamak değildir. Tıpkı çocukların cinsel istismarının haklı bir gerekçesi olmadığı, olamayacağı gibi, savunmasız hayvanların çıkar uğruna “evcilleştirilmesinin” ve bedenlerinin kullanılmasının da haklı bir gerekçesi olamaz. Tıpkı bir çocuğun daha “adil” ve daha “merhametli” bir biçimde taciz edilmesinden bahsedemeyeceğimiz gibi, savunmasız bir hayvanın da hiçbir “zarar görmeden” sömürülmesinden söz edemeyiz.

Eğer bir tavuğu bu sömürü çarkından kurtarıp bakmak isterseniz, ona bir iyilik yapın ve yumurtalarını tam önünde yere atıp kırın –onları bir güzel yiyecektir! Tavuklar kendi yumurtalarını yiyerek, daha önce çok fazla miktarda yumurtlamaya zorlanmaları nedeniyle vücutlarının kaybettiği besinleri geri kazanırlar. Bizlerin (insanlar) onların yumurtalarını yemesi –kendi bahçenizden bile olsa– onları ihtiyaç duydukları besinlerden mahrum bırakmamız nedeniyle de sorunlu bir davranış olacaktır.

Muamele 

Hayvanların daha iyi muamele gördüğü ileri sürülen koşullar –“free range” ve “cage-free” dahil– , insan olmayan hayvanları kendi çıkarlarımız için kullanmak gibi temel bir sorunu ortadan kaldırmadığı gibi, yumurta “üretim” sürecinin tavuklar için bir işkence olmaya devam etmesinin de aslında önüne geçememektedir. Bunun da nedeni gayet basit: Çünkü hayvanlar ticari metadır. Onlara daha iyi muamele etmek –bulundukları alanları genişletmek, açık alana çıkma imkânı sağlamak vb– maddi yükü artırır. Beslenmesi gereken 7 milyar insanın yaşadığı bir dünyada, bir yandan tavuklara “kibar” davranıp, bir yandan da yeterli miktarda yumurtayı ekonomik bir biçimde “üretme”nin hiçbir yolu yoktur.

Yumurta “üretimi”nde kullanılan en yaygın yöntem, tavukların batarya tipi tel örgü kafeslerde tutulmasıdır. Her bir tavuk tüm yaşamını yaklaşık bir dosya kâğıdı büyüklüğünde bir alanda geçirmek zorundadır. Bu kadar dar bir alanda iç içe yaşamak, tavukları strese sokar ve psikolojilerini bozar. Bu da birbirlerini gagalamalarına, saldırganlığa ve hatta yamyamlığa varan davranışlar sergilemelerine neden olur. Ayakları ve gagaları çoğu zaman tel örgüler arasına sıkışır ve bu da onların açlıktan veya susuzluktan acılı ve yavaş bir biçimde ölmelerine neden olur. Ayrıca hem hareketsizlikten hem de çok fazla miktarda yumurtlamaya zorlandıkları için de zayıf düşen kemiklerinde erimeler, kırılmalar meydana gelir.

Batarya tipi kafeslere alternatif olanlar ise –"cage-free" ve "free-range" sistemleri gibi– salt birer pazarlama etiketidirler ve hayvanların durumunu hiçbir biçimde iyileştirmezler. Örneğin “cage-free” (kafessiz) yumurta üretimi demek binlerce kuşun dev bir kulübe içine tıkıştırılması demektir. Burada binlerce kafesin yerini tek bir dev kafes alır ve en az diğeri kadar kötüdür. Burada da kavga ve yamyamlık yaygın olarak görülür ve iğne atılsa yere düşmeyen bu alanlarda tavuklar birbirlerinin üstüne pisler, işer ve yine birbirlerini ezerler.

“Free-range” (açık alanda serbest dolaşan) bir o kadar anlamsız bir etikettir. “Free-range” kavramının üzerinde anlaşılmış ve uygulanması zorunlu hukuki bir tanımı bulunmamaktadır. İşin aslı, “free-range” olarak pazarlanan yumurtalardaki şiddet ve sömürünün geleneksel yöntemlerde olanlardan hiçbir farkı yoktur: İşte vejeteryan miti tam da budur –süt ve yumurtanın ölüme sebep olmadığı düşüncesi. Tıpkı diğer “çiftlik” hayvanlarının olduğu gibi, yumurtası için beslenen tavukların da sonu ölümdür. Onlar, yalnızca kâr getirmeye devam ettikleri müddetçe hayatta tutulurlar. Beslenme ve bakım masrafları “üretilen” yumurtadan elde edilen miktarı aşmaya başlar başlamaz ki doğal yaşam sürelerinden çok daha öncedir bu, kesime yollanırlar.

 

"Free-range" yönteminin gerçek yüzü

Sonuç

Birçok insan buradaki temel fikri daha önce fark edip benimsemiş ve bu da onların kendiliğinden vegan olmalarını sağlamıştır. Hepimiz hayvanların “gereksiz” yere öldürülmemesi ve onlara acı çektirilmemesi konusunda hemfikiriz. Fakat şu da var ki, ne hayvanları yemeye, ne de onlardan elde ettiğimiz herhangi bir malzemeyi kullanmaya zaten ihtiyacımız yok: “Amerikan Beslenme Birliği’nin bildirisine göre vejeteryan ve veganlık dahil bitkisel temelli beslenme biçimleri sağlıklı ve yeterli olup, belirli hastalıkların önlenmesinde ve tedavisinde olumlu bir etkiye sahiptir. İyi planlanmış bir bitkisel diyet, hamilelik, emzirme, bebeklik, çocukluk ve yetişkinlik dönemleri de dahil yaşam döngüsünün tüm evreleri için ve atletler dahil tüm bireyler için uygundur.” Yumurta için üretilen, kullanılan tavuklara yaşatılan her şey (sağlıklarını bozmak, acı çektirmek ve öldürmek) bedensel özerklik haklarına yapılan bir saldırıdır. Yumurta üretimi tabiatı gereği hissedebilir canlıların birer nesne muamelesi görmesine yol açar –pek çoğumuzun kabul ettiğini iddia ettiği ahlaki normların tam aksi bir biçimde. Veganizm, hayvanların bir şey olmadıkları, birerbirey oldukları düşüncesinin içselleştirilerek ahlaki tutarsızlığın ortadan kaldırılması anlamına gelir. Eğer vegan değilseniz, lütfen vegan olun. Eğer hayvanların “gereksiz” yere acı çekmesini ve öldürülmesini yanlış buluyorsak, –tanım gereği– onları sırf damak zevkimiz için, kolay olduğu için ve alışkanlıklarımız nedeniyle yemeyi, giymeyi veya hayvansal herhangi bir ürünü kullanmayı gerekçelendiremeyiz.

“Veganizmi seçerek hiçbir şeyden vazgeçmiş veya herhangi bir şey kaybetmiş olmayız. Veganizm, şiddetsizliği benimseyerek ve savunmasız canlıların sömürülmesine ortak olmayı reddederek  içsel huzura kavuşmamızı sağlar. Veganizm bir ‘özveri’ değil, mutluluktur.” – Gary L. Francione


Kısaltılarak çevrilmiş bu makalenin tamamı için bkz. http://theveganpensieve.wordpress.com/2012/01/15/whats-wrong-with-eating-eggs/
Çeviri: veganist

 

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir