‘Soma’da yaşanan maden faciası sebebi ile engelli olacak yaralıların rehabilitasyonları için devletin sorumluluklarını yapmasını temenni edeyim’

Merhaba,

Nebrasca Körler Rehabilitasyon Merkezi Yöneticisi Fatoş Floyd’la yaptığım röportajın son bölümünü ( 1. 2. oku )aktarmadan önce Soma’da yaşanan maden faciası için en azından engelli olacak olan yaralıların rehabilitasyonları ve bundan sonraki hayatlarını idame ettirmek konusunda umutsuz olmamaları için devletin yapması gerekenleri yapmasını temenni edeyim.

Eylem Yurtsever
Eylem 
Yurtsever
@EylemYurtsever
info@dagmedya.com

Bu bölümde sanat ve projeler ekseninde körlüğe olan bakış açılarımızı aktaracağım. Aslına bakarsanız tam bir röportaj olmadı bu yazı. Kendimden de çok fazla şey kattım. Umarım kuralları çok da fazla çiğnememişimdir. En azından yeterince tatmin edici bir yazı hazırlayabildiğimi umuyorum.

F.F: Geçen hafta resim yapmayı öğrenmeye başladım. Ders alıyorum.

E.Y: Yağlı boya mı?

F.F: Akrelik boya. Öyle bir boya ki kurumadan çıkabiliyor; ama kuruduktan sonra çıkmıyor.

Ama ben dokunulan resim yapıyorum. Mesela üç tane resim yaptım. Bir tanesi bitti, diğerlerini hala yapıyorum. İlk yaptığım resim deniz manzarası. Bunun için kum alıp boyayla karıştırdım. Üzerine minicik minicik denizkabukları alıp yapıştırdım. Maviye boyadım ve stretch filmi biraz kırıştırırsan ve üzerine koyarsan aynı dalga gibi görünüyor. En üstü de gök mavisi, onun üzerini suyla kırmızıyı karıştırırsan, yana doğru eğip kaldırırsan daha açık renk oluyor. Güneş ışığı…

Yani dediğim gibi bütün resme dokunabiliyorsun. Bu resmi yapmak çok zevkli. Bir dahaki resmimin adı “Benim Tabağımdan.”

Bulgur, mercimek, pirinç ve arpa şehriyesi kullanacağım. Nesela çiçek yapacağım. Mercimeği sarıyla karıştırıp onu çiçeğin ortasına koyacağım. Arpa şehriyelerini çiçeğin yaprağı olarak kullanacağım…

E.Y: Ben de delgeç kalıntıları olur, yuvarlak yuvarlak, onları bir kağıda yapıştırarak kelebek yapmıştım.

F.F: Ben resme çok merak saldığım için…

Bu arada buradaki müzelerle de çalıştım ben. Müzeleri nasıl körlere açabiliriz diye.

E.Y: Ben de müzeler hakkında bir rapor hazırlamıştım. Üyesi olduğum Engelsiz Erişim Derneği’nin Engelsiz Erişimli Saatler adlı radyo programından yurtdışında da benim hep istediğim şeylerin yapıldığını öğrendikten sonra aklın yolu bir dedim ve bakanlığa ulaşabilecek kişinin de cesaretlendirmesiyle kendimi cesaretlendirerek bir rapor hazırlayıp Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ulaşabilecek birine gönderdim.

(Röportajın arasına girmek ne kadar doğru bilemem; ama bu raporu buraya iliştirmek istedim. Bir sakıncası yoksa röportajın içinde ayrı bir linkte verebilir misiniz?)

F.F: Burada da ben uzun müddet birkaç müzeyle çalıştım. Bizim merkezin bütün duvarlarında kör arkadaşların sanatları var. Hatta asılı olan eserlerin yanlarında mürekkep yazı, kabartma yazıyla yazılmış sanatçıların hayatları var. Aynı zamanda qr kod diye bir şey var duydun mu bilmiyorum. qr kodla onlar akıllı telefonlarla da tüm bilgileri alabiliyorlar.

E.Y: Çok mantıklı! Peki körler qr kodun orada olduğunu nasıl biliyorlar?

F.F: Müzelerden insanlar geliyorlar. Bizim qr kodlara bakıyorlar. Dediğin çok doğru. Qr kodların tüm müze vb. yerlerde aynı yerde olması lazım ki bizler bunları rahatlıkla bulup resimlerini çekebilelim. Bizim merkezde her odanın yanında kabartma ve mürekkep baskıyla tabelalar bulunur. Mesela benim odamın dışında “direktör” yazıyor. Hemen onum altına qr kodunu bir kartonun üzerine yapıştırdık ki elinle rahatlıkla bulup telefonların kameralarını hizalayasın.

E.Y: Türkiye’de de elektronik rehberler var; ama hangi camekanlarda rehberin hangi menüsüne bakacağıma dair, yani hangisine karşılık geldiğine dair kabartma bir uyarı yok; ama qr kod olsa ve her camekanda belli bir yerde olsa sorun çözülürdü.

F.F: Evet. Diyelim ki camekanın sol üst köşesine koyuyorsun…

Ama işte bilmiyorlar. Ben müzeler konferansına katıldım geçen sene. Bir bölümü de qr kodla anlatılıyordu. Qr koda gidiyorsun: “Şunu yapıyoruz, bunu yapıyoruz…” diyorlar; fakat tüm yaptıkları görenler için. Kalktım dedim ki:

“Bu muazzam bir olay; ama bunu körler için yapsanız muazzam para alırsınız. Proje yazıyorlar çünkü. Dedim ki:

“Qr kodu herkes kullanıyor; ama projeyi körler için yazın çok para alırsınız.” Onlar da “tabii yapalım,” dediler. Yani satış da lazım. Hangi kör müze konferansına gider? Biz bazen katılmadığımız için sesimizi duyuramıyoruz.

E.Y: Kesinlikle haklısınız. Ben müzedeki eserlerin maketlerinin de yapılmasını çok istiyorum.

F.F: Onu yapabilirsiniz. Bir proje hazırlayabilirsiniz. Biz burada Lincon’daki müzeye yarışma açıyor ve bilinmeyen sanatçıların katılmalarını istiyor. O sanatçılar maket yapıyorlar. İlk üçe girene ödül veriliyor; ama amaç müzeye görmeyenler için maket kazandırmak tabii.

Sonuçta herkes yarışmaya katılmayı arzu ediyor adı duyulsun diye. Ya da üniversitelerin güzel sanatlar bölümlerinde de böyle bir yarışma açılabilir. Ya da maketle heykelle ilgili bölümlerde bir sene, bir projesi bir müzedeki eserlerin maketlerini yapmak olabilir.

E.Y: Zaten bu aralar özellikle bir sürü proje hazırlanıyor. Bu projelerden birisi de bu olabilir.

F.F: Eylem ben sana bir şey soracağım?

E.Y: Tabii, buyrun.

F.F: Tabii, duydun, belki de gittin. Karanlıkta yemek projesi hakkında ne düşünüyorsun?

E.Y: Ben gitmedim; ama bir röportajlarını dinlemiştim. Röportajda ilk dediği şey: “Biz bu işi görmeyenlerle empati kurmanız için yapmıyoruz. Diğer duyularınızın farkına varmanız için yapıyoruz.”

Mesela oraya giden bir gurme tavuk etini dana eti zannetmiş.

F.F: Peki bu iyi bir şey mi? Ne anlam çıkarttın sen bundan Eylem?

E.Y: Diğer duyu organlarımızı kullanmadığımız için, sadece gözümüzle karar verdiğimiz için diğer duyu organlarımıza vermemiz gereken değeri hatırlatmak amacı…

F.F: Aynı zamanda diyor ki: “Dana etiyle tavuk etini ayırmak bir kör için güçtür.”

E.Y: Onu tam demiyor aslında; çünkü garson kör. Binaya girer girmez onların rehberleri kör insanlar oluyor.

F.F: Bak ben şunu söylüyorum… neden buraya geldim: Bu proje ilk başta Fransa ve Almanya’da başladı. Ben bir sürü yazı okudum gidenlerin ağızlarından. Çoğu körlüğün ne kadar kötü bir şey olduğunu söylüyor. “Ben kör olsam kesinlikle hiçbir şey yapamam. Şarabı döktüm. Etimi yemeye başladım; ama tabağımda bir şey bulamadım…”

Bizler bu tür şeyleri yıllarca yaptığımız için alışkınız; ama mesela ben ilk kör olduğumda çatalı bıçağı nasıl kullanacağımı bilmiyordum.

Yani çoğunluğun yazdığı körlüğün ne kadar zor, kötü, zahmetli… olduğu.

Ben Türkiye’deyken Nuri Kaya gelip benimle konuştu. Ben dedim “Yapmayın bunu; çünkü bu Amerika’da da var ve bu körlere hakikaten çok zarar veriyor.”

Mesela ben öyle bir proje yapacak olsam, aynı bunun gibi bir restoran, gine körler rehber; fakat ortalık aydınlık.

Yine körler garson ve her masada bir-iki tane şahane giyinmiş, çok iyi körlük eğitimi görmüş kişiler olurdu.

E.Y: Çok mantıklı!

F.F: Ve körlüğün hakikaten alelade, sıradan bir şey olduğunu, körlerin de garsonluk yapabileceklerini, körlerin de iyi giyineceğini, körlerin de çatal-bıçak kullanıp gayet rahat yemek yiyebileceğini… gösteririm.

Proje yazmak kolay bir şey; ama o projeyi yazdıktan sonra sonuçlarını da hesaba katmak gerekiyor. Körlüğe yararı oluyor mu olmuyor mu…

Bir de şu var: Yazılacak projelerin bizden gelmesi lazım. Yani gören birinden değil.

Ve körler, “bu zararlı bir proje,” dediyse bunun yapılmaması gerekiyor. Her kesim için geçerli bu…

Beklentileri bu Eylem! Bizden beklentileri hayatımızın ne kadar zor olduğunu göstermemiz! Ve ispatlıyor da… Bu proje onu ıspatlıyor. Zaten kafalarında o var. Yani bir kör bize yol gösteriyor diye düşünmüyor oraya girdiğinde. Bıçağını bulup etini kesemediğine yoğunlaşıyor.

E.Y: Gerçekten tamamen haklısınız!

İzmir belediyesiyle bir defalığına bir projemi gerçekleştirmiştik. Bir anaokuluna gidip çocuklara Braille kitap okuyup sordukları soruları cevaplandırmıştık geleceğe önyargısal yatırım yapmak için…

Çocuklardan birisi kapıyı nasıl açtığımı sorduğunda ben de gayri ihtiyari: “Sen nasıl bakmadan ayakkabı giyiyorsan ben de öyle yapıyorum,” demiştim. Bakmadan bir şeyleri yapmak kolay oluyor demek istemiştim yani. Çocuk hemen denedi, ayakkabısının cırtcırtının sesini duydum…

Belki de çok büyük bir riske girdim. Bazen çok da düşünmek gerekiyor bir cevap verirken değil mi?

F.F: Evet; fakat her halde ben de ona yakın bir cevap verirdim Eylem. Çocuklar bana da soruyorlar: “Nasıl giyiniyorsun?” “Aynı senin gibi,” diyorum.

Ondan sonra onlara diyorum ki: “Sen de bakmadan bazı şeyleri her halde yapıyorsundur. Mesela her halde aynaya bakarak dişini fırçalamıyorsundur…”

Aynı senin gibi dedikten sonra mutlaka açıklaman gerekiyor. Eğer öyle bırakırsan hiç yeterli olmuyor.

E.Y: Yetişkin insanlarla çocuklar arasında çok büyük bir fark var bu konuda.

F.F: Muazzam! Bayılıyorum çocuklarla çalışmaya. Akıllarına ne geliyorsa soruyorlar!

Bir de bir şey daha dene:

Kart al ve kartların üzerine kabartma alfabeyi yaz. Altına da kabartma olarak iki-üç tane cümle yaz. Onu okumaya çalışsınlar… Ve anlayacaklar ki hakikaten aynı düz yazı mantığıyla. Hiçbir farkı yok mantıksal olarak. Yalnızca sen okuyunca onlara sadece bir fikir gibi geliyor… Anlatabiliyor muyum? Halbuki onlar da kendileri yaparsa anlıyorlar ki, bunda hiçbir zorluk yok. Bizim a harfi böyleyken bunların da bir tane noktayla yapılıyor işte…

E.Y: İnanın, çok samimi söylüyorum çok verimli bir röportaj oldu. Her şey için teşekkür ederim.

F.F: Rica ederim, benim için de verimliydi…

Engellilerin Müzelere Erişimi İçin Yapılması Gerekenler Nelerdir?

Engellilerin Müzelere Erişimi İçin Yapılması Gerekenler Nelerdir?

 

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Eylem Yurtsever

13.08.1990′da İzmir’de doğdu. İlkokulu Aşık Veysel Görme Engelliler İlköğretim Okulu’nda, Liseyi Bornova Mustafa Kemal Lisesi’nde okudu. Lisede ilk olarak yabancı dil bölümünü bir yıl okuduktan sonra elde olmayan bazı aksilikler nedeniyle Türkçe sosyal bölümüne geçti. İlkokulda bir yıl boyunca İzmir Uğur Mumcu tiyatrosunda tiyatro eğitimi aldı. Eğitim alırken tiyatro öğretmeni tarafından yazmaya teşvik edildi. O zamanlar yazdıklarını beğenmediği için yazdıklarını yok ederek liseye kadar yazmaya ara verdi. Liseden itibaren yazdıklarını İnternet sitelerinde yayınlamaya başladı. Liseden bu yana yani 2005′ten 2012′ye kadar altı buçuk yıldır bir roman üzerinde çalışmakta. İlk olarak Ege Üniversitesi Radyo Televizyon sinema bölümünde bir yıl okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı’na geçti. Radyo Televizyon Sinema bölümündeyken bir İnternet radyosu için bir güvercin eğiticisiyle, bir şair ve bir klarnet sanatçısıyla, Gülçiçek Kimya ve Sanayi adlı bir parfüm ve esans fabrikasıyla, körlerin aikido yapamayacağını savunan bir aikido hocasıyla ve ardından körlerin aikidoyu yapabileceklerini savunan bir hocayla röportaj yaparak karşıt görüşleri bir araya getirdi ve bizzat kıyasladı. İzmir’de bir grup görme engelli, bir grup gören öğrenci ile karma olarak Türkiye’de ilk defa bir aikido hocasının desteğiyle aikido öğrenmeye başladı. Uygun bir fırsatta aikido eğitimini sürdürmeyi planlamakta. Üniversite yıllarında engellilerin; otobüslerde durakların seslendirilmesi, ÖSYM sınavlarında sınavların engellilere uyarlanması için bazı sloganlar yazdı ve eylemlerin planlanmasına kendince destek verdi. Engelsiz Erişim Derneği’nin kurucularından biri. Şu günlerde okula bir yıl ara verip memuriyet sınavına girerek Manisa MEB’de memur olarak çalışıyor. Para kazanır kazanmaz çocukluğundan beri istediği şey olan bateri kursuna başladı ve yaklaşık sekiz aydır bateri çalıyor. Yapmaktan hoşlandığı şeyler: Amatörce parfüm yapmak, kitap okumak, yazı yazmak. 2013 Kasım ayında Dağ Medya'ya katıldı. Ve engelliler üzerine yazılar ve röportajlar hazırlamakta.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir