‘Beğenin yahut beğenmeyin Seymour Hersh’ü hafife alamazsınız’

Bir komplodan çıkan siyasi sorular…

Suriye’ye bakınca ‘yalan makinesinin bu denli çalıştırıldığı bir başka savaş var mıdır’ bilmiyorum… YouTube, LiveLeak, ne idüğü belirsiz şahıslara dağıtılan uydu telefonları (thuraya) ile elde edilen bilgileri Beyrut’tan haberleştiren muhabirlerin bende yarattığı deja vu hissi, hep Irak deneyimine dayanır. Zira vaktiyle Irak vakasında Bush yönetimi Beyaz Sarayı’nın imalatı yalanlarına bolca maruz kalmıştık. Elbette bu Suriye’den bakıldığında fazlasıyla ‘konvansiyonel’. Irak’ta gün geçmezdi ki, ismini açıklamayan üst düzey Amerikalı yetkililer yahut muhalefet kaynakları Saddam’ın kimyasal ve biyolojik silah programına dair bilgiler zerk etmesin, New York Times gazetesi bunları aktarmasın. ‘Mantar bulutlu’ senaryolar da gördük, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell’ı bir kaç yıl sonrası bizzat ‘yalan söylediğini’ itiraf edip özür dilemek durumunda bırakan BM Güvenlik Konseyi sunumlarını da…

İşte Seymour Hersh, 21. yüzyılın ilk yıllarındaki bu ‘konvansiyonel medya çöplüğünde’ bir vaha gibiydi. Son tahlilde hep yalanlansa da haklı çıkan… Bu yüzden geçen pazar günüLondon Review of Books’da yayımlanan makalesini gördüğümde boğazım düğümlendi.

HERSH’ÜN İDDİALARI

Hersh, Amerikalı istihbarat ve askerî yetkililere dayanarak ve elinde olduğunu söylediği beş sayfalık belgeden yola çıkarak özetle şunları iddia ediyor: “Şam’ın Doğu Guta bölgesinde 21 Ağustos’ta düzenlenen 1400 kişinin öldüğü sarin gazlı saldırı Erdoğan hükümetinin bilgisi dahilinde yapıldı. Sarin gazı yapılımında kullanılan kimyasal bileşenler Suriye’ye MİT ve jandarma aracılığıyla aktarıldı, Halep’te üretildi. Amerika, saldırıya verilen sevinç yüklü tepkileri içeren telefon dinlemelerinden sonra bundan emin oldu. Obama Pentagon’un ikazıyla topu Kongre’ye attı ve Türkiye müttefik olduğu için bunu açıklayamıyor. Amerika Türkiye ile birlikte Libya’dan Suriye’ye silah aktarılan kaçakçılık hattı kurmuştu. Ancak Bingazi’deki konsolosluk saldırısından sonra bu hattan çekildi. Erdoğan çok sinirlendi. Türkiye, Obama yönetimini bir saldırı komplosuyla Suriye’ye müdahale olmaya zorladı zira bu savaşa büyük yatırım yapmıştı.”

KIŞKIRTMA MANTIĞI

Baştan söyleyeyim. Sarin gazlı saldırıya temkinli yaklaşmamın sebebi, savaşı gerekçelendiren yalanlara ‘kaşarlı olmamdan’ kaynaklanır. Ateş gücü zaten üstün Suriye ordusunun 2013 yazında Hizbullah’ın desteğiyle kazanımlar elde ederken, silah denetçilerinin Şam’a gittiği bir dönemde Barack Obama’ya ‘kırmızı çizgisini’ aştırarak Amerikan savaş makinesini üzerine çekecek bir kışkırtmaya girişmesinin mantığı anlayamadım. Dağınık silahlı İslamcı grupların 2,5 yılda beceremediklerini Amerikan ordusuna yaptırtmak istemesini daha büyük olasılık gördüm. Ama benim ‘usual suspect’im hep Suudi Arabistan ve istihbarat şefi Prens Bendar bin Sultan’dı. Türkiye’nin vekâlet güçlerin tarafı olarak bu savaşa ‘batmış olmasına’ rağmen… AA’nin ilk görüntüleri tez elden dünyaya geçmekteki heveskârlığına rağmen… 48 saat geçmişken Türkiye’nin her türlü laboratuar incelemeleri tamamlayıverip Şam’ı ‘suçlu’ ilan etmesine rağmen…

TEMEL İZLEK

Hersh’ün bütün savaş komplosunu Türkiye’ye yıkan makalesine temkinlilik payıyla yaklaşmalı. Teknik itirazlar bir yana siyasi sorular yöneltilmeli. Makalenin temel izleği, yani Obama’nın ‘karaya ayak basmaksızın sınırlı hedeflere ağır saldırı’ planlamasından memnun, hatta yetersiz bulan ‘şahinlere’ karşılık; iki savaştan çıkmış Pentagon ve genelkurmayın ‘güvercinlerinin’ Ortadoğu’da daha geniş bir savaşa yol açma kaygıları çok şeyi anlatıyor. Ama ismi gizli istihbarat ve askerî kaynakların Amerika’yı ‘kandırılmaya çalışılan iyicil güç’ olarak sunması insanı şaşkınlığa sürüklüyor. Hersh, aralıktaki ‘Kimin Sarini’ başlıklı ilk makalesinde Obama yönetimini muhaliflerin elinde sarin gazı olduğunu bilmekle itham edip bu yüzden New Yorker’da yazamaz hâle gelse de… Zira Bush yönetimine lafını esirgememiş olan Hersh’ün Suriye’de sürecin yönetmeni olan Obama yönetimine karşı olayı ‘istihbarat hatalarına indirgeyen’ tutumunu görüyoruz.

BAŞ ŞÜPHELİ ISLIK ÇALIYOR

Aynı şekilde Britanya ve Amerikan istihbaratını ikna eden sarin numunelerinin kaynağı Rusya iken, Rus basınının Suudi Arabistan’ı ‘baş şüpheli’ ilan edip, Türkiye’yi pek az anmış olmasını da not etmeli. Ruslar ancak daha sonra BM Güvenlik Konseyi’ne sundukları raporda Türkiye andı. Ve sahadaki İslamcı grupların iplerini elinde tutan Suudi Arabistan ve Katar’ın bu işten tereyağından kıl çeker gibi sıyrılması olacak iş değil. Hatta Riyad’ın yakın zamanda Hersh’ün saldırıların faili olarak sunduğu Nusra Cephesi’ni ‘terör listesine’ koyup ‘havaya bakarak ıslık çalar hâle gelmesi’ bile derin sorular içeriyor.

TÜRKİYE’NİN DÜŞÜNMESİ GEREKENLER

Türkiye’ye gelince… Başbakan’ın 16 Mayıs’taki Beyaz Saray ziyaretini başarılı halkla ilişkiler öyküsü olarak sunanlar; Haziran 2013’te Beyaz Saray’a sunulmuş MİT raporunun Obama’yı harekete geçmeye sevkettiğine dair atıp tutanlar; 21 Aralık sonrası 48 saat içinde Türkiye’deki laboratuarlardan ‘işte kanıtı’ analizleri çıkartarak dünyayı güldürenler; Obama topu Kongre’ye atıp çark edince ‘Bizim kanıta ihtiyacımız yok, kanıt aramaya kalkmak daha fazla can kaybına yol açar’ diyenler oturup bir kez daha düşünmeli. Memleketi nasıl bir oyunun içine soktukları ve bu oyunu nasıl oynadıklarına dair… Zira bütün tartışmalı yanlarına karşılık Hersh’ün yazısında yenilir yutulur olmayan iki mesaj şudur: ‘Türkiye’deki yönetimi gözden çıkarttık. Biz sizin derinden dinliyoruz.

***

Brown Moses’tan Hersh’e teknik sorular…

Seymour Hersh’ün makalesiyle ilgili ben siyasi sorular yöneltiyorum. Lakin dünyada en fazla yankılanan teknik sorular. Tezlerin çarpıştığı ‘gri alan’. En mühim itiraz Suriye çatışmasının başından beri YouTube görüntülerini inceleye inceleye ‘silah uzmanı’ hâline gelen Britanyalı blogcu Elliot Higgins’den. Higgins ve eski silah uzmanı Dan Kaszata’nın yanı sıraEAWorldView’dan Joanna Paraszczuk kullanılan roketler ve sarin gazı miktarından yola çıkıp önemli sorular soruyor.

Higgins, ‘brown moses’ takma ismiyle yazdığı blogu ve Twitter hesabından 21 Ağustos’tan itibaren sarin gazlı saldırıyı ancak Suriye ordusun yapabileceğini savundu. Elbette Higgins, Obama’ya ‘kırmızıçizgilerini’ aştırmaya yetmeyen iki küçük ölçekli kimyasal saldırıyı araştırmak üzere BM denetçi heyeti 18 Ağustos’ta Şam’a gitmişken, yönetimin nasıl olup da üç gün sonra böyle büyük ölçekli bir saldırıya giriştiğini sormuyor.

HERSH’E TEKNİK İTİRAZLAR

»Saldırıda Suriye ordusunun şehir savaşında bir yıldır kullandığı ‘volkan roketleri’ kullanıldı. Muhaliflerde bunlardan bulunduğunun kanıtı yok.

»21 Ağustos’ta aslında 12 volkan roketi kullanıldığı iddiaları var. Savaş başlıklarının 50-60 litrelik kapasitesi var. Yani 700 litreden fazla sarin gazı üretimi bunun için de özel üretim merkezi ve uzmanlar gerekir. Muhalefetin böyle imkânları yok.

»Hersh, Britanya’da incelenen numunenin Rusya kaynaklı olduğunu belirtiyor. Ruslara güvenilmez.

»Adana’da ele geçirilen 2 kg. sarinden yola çıkılarak yorum yapılamaz. Türk yetkililer bunlar için ‘antifriz’ demişti.

TEKNİK İTİRAZLARA ELEŞTİRİLER

»Muhalifler Suriye ordusuna ait tank dâhil pek çok mühimmat ele geçirdi. Volkan roketleri de ele geçirmiş olabilir. 27 Ağustos tarihli videoda silahlı İslamcıların bir mühimmat deposunda volkan roketleriyle çekilmiş görüntüleri var.

»Amerikan yönetimi ‘volkan roketlerini’ hiç anmadı.

»Kimyasal üretim merkezi kurmak o kadar zor değil. Türkiye içinden ve ‘Bağdat’taki piyasadan’ sarin bileşenleri tedarik edildi. Halep yakınlarında bir Nusra hücresinde üretildi.

MENZİL MESELESİ

Tartışmalı bir mevzu da volkan roketlerinin menzili. New York Times geçen eylülde, roketlerin Şam yakınındaki Suriye askerî üssünden atıldığı iddiasını içeren ‘vektör analizine’ yer vermişti. Ancak bu üs, saldırıdan etkilenen bölgeye 9,5 km. uzakta. 21 Ağustos sonrası bölgeye giden BM silah denetçilerinin şefi Aka Sellström ise, inceledikleri roketlerin menzili için “En fazla 2 km, kadar” dedi. Muademiya’yı vuran rokette sarin gazı bulunamadı, roketin bulunduğu yerden menzili saptanamadı. Diğer hedef yeri Zamalka ise 16 km. uzaklıkta.

VE MIT RAPORU

Menzil tezine son darbe geçen ocakta ABD’nin ünlü Massachussets Institude of Tecnology(MIT) kurumundan geldi. MIT profesörü Theodore Postal ile eski BM silah müfettişi Richard Lloyd, BM ekibinin sağladığı veriler ve Beyaz Saray’ın haritaları üzerinden roketlerin olası fırlatılış noktaları ve güzergâhlarını hesapladı. Matematiksel olarak vardıkları sonuç roketlerin Suriye hükümeti kontrolündeki bölgeden atılamayacağı.

***

 ‘IŞİD tehdidine önlemler tartışıldı’

Türkiye, Seymour Hersh’ün 21 Ağustos’ta Şam’ın banliyölerindeki sarin gazlı saldırıyı konu alan haberini güçlü bir dille yalanladı. Amerikan yönetiminin de haberi yalanladığını belirten üst düzey Türk kaynakları, Amerika’da haberin rahatsızlık uyandırdığını ve Hersh’ün Amerika’da da ‘tartışmalı’ bulunduğunu söylüyorlar. Ancak Hersh’ün haberinde de geçen ve 27 Mart’ta yayınlanan Türk Dışişleri’ndeki kriz toplantısının ses kayıtları ile Hersh’ün Amerikalı istihbarat kaynaklarına dayandırdığı ‘Türkiye’nin Amerika tarafından dinlendiği’ iddiası kafaları karıştırıyor.

Üst düzey bir Türk yetkilisi, Suriye’deki son durum ve Türkiye’ye uzanan tartışmalara açıklık getirmek üzere İstanbul’da düzenlediği brifingde bu iddiaları da yanıtladı. Sızdırılan toplantının Irak ve Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) oluşturduğu tehdide karşı önlemlerin tartışılmasını içerdiği ve montajlanarak aktarıldığını belirtti. Yetkili, ‘Dışişleri’ndeki kriz toplantısıyla ilgili ‘Dış istihbarat parmağı konusunda şüpheniz var mı’ yolundaki sorulara, “Benim yok” yanıtını verdi. Bu konuya açıklık getirmenin emniyet ve adli makamların görevi olduğunu anımsatan yetkili, “Bu konuda benim kendi fikrim var ama onu da paylaşamam” ifadelerini kullandı. Üst düzey Türk yetkilinin Türkiye’nin ulusal güvenliğini ilgilendiren konuların hiç bu denli siyasallaştırılmadığını vurgulayarak rahatsızlığını dile getirmesi de dikkat çekti.

Üst düzey Türk yetkili şu hususlara dikkat çekti:

»Dışişleri’ndeki kriz toplantısı 13 Mart’ta yapıldı. Toplantı 12 Mart’ta IŞİD’in bölgeyi ele geçirip Suriye’de bulunan ve Fransa ile 1921 tarihli anlaşma uyarca Türk toprağı olan 10 dönümlüm Süleyman Şah türbesine yönelik tehdit savurmasından bir gün sonra yapıldı.

»Dışişleri, MİT ve Genelkurmay yetkililerinin yer aldığı toplantıda tehlikeye dair mevcut planlar, tahliye olasılıkları gözden geçirildi.

»Bu bir ön toplandıydı yaklaşık 59 dakika sürdü. Ancak 27 Mart sızıntısında bunun sadece 13 dakikası yer aldı. Yapılan kriz toplantısı çarpıtılarak aktarıldı.

»Amaç Suriye’ye savaş açmak değil, koruma amaçlı askerî harekâtın gerekliliğini tartışmaktı. Savaş bir devlete karşı başlatılır, buradaki örnekte Türkiye’yi tehdit eden bir örgüt sözkonusu.

»Toplantının yapılış biçimine dair eleştiriler komik. Zira daha sonra içeriye geçilerek asıl toplantı haritalar ve fotoğraflar ışığında daha geniş yapıldı.

»Bölgede otorite boşluğundan ötürü çok sayıda örgüt ortaya çıktı. Koyduğumuz caydırıcılık eşiği ortada duruyor.

»(Toplantının dinlenmesine yönelik olarak ‘Dış istihbarat parmağı konusunda şüpheniz var mı’ sorusu üzerine) “Benim yok”. (Kayıt nasıl sızmış olabilir sorusu üzerine) “Dünyada bir başka dışişleri odası hiç dinlenmemiş midir, dinlenmiştir ama yayınlanması bir ilktir. Bunu bulmak emniyet ve yargı makamlarının işidir.” (Israrlı sorular üzerine) “Bu konuda benim kendi fikrim var ama onu da paylaşamam.

Üst düzey Türk yetkili, Suriye yönetiminin otoriteyi tesis olasılığı bulunmadığı saptaması yaptı. Türkiye’nin El Kaide ile ilişkilendirilmesi için algı operasyonu yürütüldüğünü vurguladı. Suriye konusunda Amerika ile aynı sayfada olduklarını savunan yetkili, Obama yönetiminin belirsizliğin engellenmesi için ‘hareketlilik içinde olduğunun’ altını çizdi.

***

Beğenin beğenmeyin Seymour Hersh…

Beğenin yahut beğenmeyin Seymour Hersh’ü hafife alamazsınız. Kimileri zamana uymayı tercih eder, statükonun yolunu izler. Toplumda büyük şoklar uyandıracak, sarsıcı konuları tırtıklamaktansa, sakin sularda değişim ve dönüşümlere kendini adapte eder. Kimileri ise verili olanı kolay kabullenmeyen, sorularla tırtıklayan, hakikatin mütemadiyen peşinden koşma bağımlısıdır. Onlar iflah olmaz. Hersh ikinci kategoriye giriyor. 77 yıllık ömründe suya sabuna dokunmayan kategorisinde olmayıp fark yaratmış olmasının sebebi de burada.

YA IGNATIUS’UN KAYNAKLARI?

Ünlü Amerikalı gazetecinin haber-analizinin doğruluğu yanlışlığı bir yana en çok karşılaştığı itham Amerikan ordusu ve istihbaratındaki ‘isimsiz kaynaklara’ dayanması. Doğrusu her haftaWashington Post yazarı David Ignatius başta olmak üzere pek çok Amerikalı gazeteciden isimsiz kaynaklara dayandırdıkları onlarca haberi okuyor olduğumdan bu ithama gülüp geçiyorum. Hele de artık ‘karalamaya’ giren ‘alzheimer’ olduğu laflarına, haber-analizlerindeki detay bolluğu, bunları ekrandan ısrarla nasıl savunduğu düşünülürse insan kahkahalara boğuluyor.

O BİR GAZETECİ

Peki, gelelim Hersh’e… Hersh, Amerika’da 40 yıldır ‘araştırmacı gazetecilikle’ anılan bir isimdir. Gazeteciler Washington’da rutin brifinglerle yetinirken, o kulislerde haber peşinde koşmuş biri. Meslek hayatının bütün tartışmalı yanları bunu değiştirememiştir. Dünya çapında ilk tanınması 1969’da Vietnam Savaşı’ndaki Mai Lai katliamını ortaya çıkarmasıyla oldu. Amerikan ordusunun sivil katliamlarını deşifre eden haberiyle 1970’de Pulitzer ödülü kazandı. Hersh, bir gazetecidir, peşine düştüğü bir olayın hükümetini yıpratıp yıpratmayacağına bakmaz. Onun baktığı ‘kamuoyunun hakikatleri öğrenme hakkıdır’. Bu pozisyonu sayesinde bizler 2004 yılında Amerikan ordusu ile özel güvenlikçilerin Irak’taki Ebu Graib hapishanesindeki insanlık dışı işkencelerinden haberdar olduk. Bu haberler de yalanlanmıştı. Lakin ortaya serilen fotoğraflar bir yana işkenceli sorguların Afganistan’dan Irak’a uzandığı dönemin Savunma Bakanı Donald Rumsfeld’in onayıyla resmî politika hâline geldiği ortaya çıktı.

HERSH’ÜN DOĞRULANMAYANLARI…

Hersh’ün bütün öngörülerinin ispatlanmadığı vakalar da yok değil. 2005’te ABD’nin Pakistan ile nükleer bilimcisi Han’ın peşini bırakma karşılığı İran’da örtülü operasyona kalkışması; 2006’da İran’ı hava saldırısıyla vurma planları, Hürmüz Boğazı’ndaki gerilimle savaşın kışkırtılma çabalarına dair yine isimsiz askeri ve istihbarat kaynaklarına dayalı haberleri örnek verilebilir. Ama bunlar da iddiaların sızmış olması yüzünden engellenmiş olabilir.

BİN LADİN’İN YAKALANMASI

Hesh’ün Eylül 2013’te The Guardian’la söyleşisinde El Kaide lideri Usame bin Ladin ile ilgili iddiası da ilginçtir. Hersh, Bin Ladin’in Pakistan’ın Abbotabad kentinde bir baskınla öldürüldüğü olay için “Büyük bir yalan, tek kelimesi doğru değil” iddiasında bulundu.

Bu tartışmaların sonu gelir mi bilmem. Lakin Twitter’da 2011’deki Arap isyanları sürecinde Arapların hissiyatını anlamak için dikkatle takip ettiğim ‘Angry Arab’ın Seymour Hersh’le ilgili iddialar üzerine sinirlenip “Hersh’in haberinin doğru olup olmadığını bilmiyorum” diyerek söze başlayıp kaleme aldığı uzun yazıdan şu satırları özetleyerek aktarmak isterim:

ANGRY ARAB’DAN…

“Silahlı muhalefete ne diyeceğiz? En az iki yıldır demedikleri kalmadı. Rusya Suriye rejimini destekliyor çünkü İran rejimi Putin ve Lavrov’a rüşvet verdi; Esad’ın İsrail ile gizli anlaşması var, o sayede iktidarda kalıyor; Siyonist lobi Amerikan hükümetini Suriye’yi işgal etmekten alıkoyuyor ve ülkenin kurtarılmasına engel oluyor. Hizbullah onbinlerce savaşçıya sahip ama isimleri gizli tutuluyor… Suriye rejiminin çok fazla yalanla dolu bir geçmişi vardır. Ama silahlı muhalefet de algı imalatı sanatında onlardan geri kalmadığını ispatladı. Hersh’ün kaynaklarını güvenilir bulmayan Beyrut merkezli Batı medyasına gelince, Skype’den konuştukları kendilerine Hür Suriye Ordusu tarafından sunulan kişilere dayanarak yıllardır haber yapan onlar.”

ceydak22@gmail.com

twitter@ceydak

Bu yazdı taraf gazetesinden alınmıştır.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.