Hayvan haklarının neresindeyiz ?

Sedat Gündoğdu

Sürekli ölümlerin ve savaşların olduğu bir coğrafyada, hayvan hakları, insanların pek de tartışmak ya da göz önünde bulundurmak istemedikleri bir olgudur.  Bunun biraz da bencillikle alakalı olduğunu söylemeden edemeyeceğim. İnsan bencildir. Kendini dini, sosyolojik ve felsefi anlamda tüm olguların üzerinde görür. Türler hiyerarşisinin tepesine kendisini yerleştirir. Tüm evren ona hizmet için vardır çünkü o tüm evrenin en gelişmiş canlısıdır. Buna rağmen diğer hiçbir canlı türünde görülemeyecek kadar yoğun bir tür içi hiyerarşi düşkünlüğüne sahiptir. Varoluşunu, hiyerarşide en tepeye çıkmaya adamış bir motivasyona sahiptir. Bu durum, hayvanların değersiz görülmesine ve hatta uğruna uğraş verilmesini ancak bir vicdan muhasebesi ekseninde değerlendirmesine yol açmaktadır. Nitekim hayvan ticaretinin bu denli yaygın olmasına gösterilen tepkinin cılız kalması da bu sebeptendir. Yani “vicdanlı” insan sayısı öyle pek sanıldığı kadar fazla değildir.

 12-12

Şöyle evinizden dışarı çıktığınızda, karşınıza çıkan ilk pet-shop (evcil hayvan pazarı) önünde duruyor ve orada kafes içinde sergilenen hayvanları okşuyorsanız vicdanlısınız diyebiliriz. Ancak bu durumdan rahatsız olup onların neden kafeslerde bir mülk gibi alınıp satıldığını sorguluyorsanız o zaman bu yazının hedef kitlesi içerisinde değilsiniz, çünkü siz bir elin parmaklarını geçmeyen o olması gereken insanlar sınıfındasınız. Aynı örneği bir de şu şekilde düşünelim. Evinizden çıkıyorsunuz ve insanların kafes içinde sergilendiği bir köle pazarının önünden geçiyorsunuz. Düşünmesi bile korkunç değil mi? Herhalde köleleri sevip okşayan ya da onları satın alıp evinde kullanmayı düşünen insan kalmamıştır. Gerçi modern dünyanın kölelik uygulamaları ekseninde tartışırsak durum pek öyle iç açıcı değil. Ancak konumuz bu değil. Bu karşılaştırmayı, insan hakları algısının gelişmesine zemin hazırlayan şeyin kölelik düzeni ve onun yarattığı tür içi dayanışma olduğunu hatırlatmak amacıyla yapıyorum. Yani söz konusu insan olduğu için, diğer insanların sistemi değiştirme ya da en azından daha az acı çekilir hale getirmeye çalışma dürtüsü hayvanlar söz konusu olduğunda pek bir cılız kalıyor. Dediğim gibi tür içi dayanışma!

Bakın dünyanın dört bir tarafında hayvanlar alınıp satılmanın ötesinde birçok amaç için kullanılıyor. Konuşamamaları ve saçma bir algı olarak düşünemedikleri yanılgısı, onların bu kölelik zincirinden kurtarılmasının önündeki en büyük engel. İletişim kurmak, beraberinde empatiyi de doğurduğu için, iletişimi konuşmaya ve benzer davranışlar sergilemeye indirgeyen bizler için hayvanlarla empati yapmak oldukça zor oluyor. Kaldı ki empati yapmayı deneyenleri de “deli”, “menopoza girmiş yalnız ve yaşlı teyze”, “tuhaf”, vs gibi yaftalarla ötekileştirdiğimizi de hatırlamakta fayda var. Panter Emel ismiyle anılan hayvan hakları savunucusu bunun iyi bir örneği. Oysa insan köleliğine karşı, işkenceye karşı, evsizlerin hakları için mücadele edenlere karşı bu yaftaları kullanmak pek yaygın değil hatta abesle iştigaldir. İşte sıkıntının temel taşlarından biri de bu! Hayvan haklarına yaklaşımın insan haklarına yaklaşımdan kalın çizgilerle ayrılmasına sebebiyet veren bir diğer faktör de hayvanların sahiplenilerek korunmaya çalışıldığı yanılgısıdır. Bu yanılgı, hayvanların da birer birey olduğu gerçeğini perdelemekle beraber, onların da kendi dünyaları olduğunu algılamamızın önüne geçiyor. Çünkü bu şekilde hayvana bir mülk statüsü veriyoruz. Ne zaman ne yapılacağına sahibin karar verdiği bir ilişki kesinlikle bir koruma ya da hak gözetme ilişkisi değildir. Olsa olsa köle efendi ilişkisidir ki bu da bizi ta en başa geri götürmekten başka bir işe yaramaz.

http://www.adanapress.com/genel/hayvan-haklarinin-neresindeyiz/

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.