Floyd: En iyi eğitimi aldığım halde körlük eğitimim olmadığı için iş bulamayacaktım

Bu ay, birkaç ay sürecek olan bir röportajın ilk bölümünü paylaşacağım sizlerle.

Röportaj yaptığım kişi Fatoş Floyd.
Nebrasca Körler Rehabilitasyon Merkezi’nin yöneticisi. Kendisiyle çok çeşitli şeyler konuştuğumuzdan ve röportajı kırpmaya kıyamadığımdan röportajı bölmeye karar verdim.

Eylem Yurtsever
Eylem Yurtsever
@EylemYurtsever
info@dagmedya.com

2014-02-26 14-02-11 Ekran görüntüsü

Mezun olduktan sonra anladım ki, bir kör olarak Türkiye’nin ve dünyanın verebileceği en iyi eğitimi aldığım halde körlük eğitimim olmadığı için kesinlikle bir iş bulamayacaktım. 

İlk bölümde kendisini ve rehabilitasyonu tanıtıyor Fatoş Floyd:

Eylem Yurtsever: Bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

Fatoş Floyd: İstanbul doğumluyum. Üsküdar Amerikan Kız Lisesi mezunuyum. Mezun olduğum yaz iki beyin ameliyatı geçirdim ve kör oldum. Boğaziçi Üniversitesi Psikoloji mezunuyum. Mezun olduktan sonra anladım ki, bir kör olarak Türkiye’nin ve dünyanın verebileceği en iyi eğitimi aldığım halde körlük eğitimim olmadığı için kesinlikle bir iş bulamayacaktım. Körlük eğitimi almak için Amerika’ya geldim. Bir sene burada kaldım. Üç ay rehabilitasyon eğitimi aldım. Diğer dokuz ay rehabilitasyon uzmanlığı eğitimi aldım ve geri döndüm. Altı Nokta Körler Rehabilitasyon Merkezi’nde bir sene çalıştım. Amerika’da eşimle tanışmıştım. Eşim bir yıl sonra Türkiye’ye geldi. Türkiye’de evlendik ve Amerika’ya geldim. Geldikten aşağı yukarı beş sene sonra burda master yaptım psikoloji üzerine. On dokuz senedir Nebrasca Rehabilitasyon Merkezi’nin direktörü olarak çalışıyorum.

E.Y: Bir Türkiyeli olarak direktör olma aşamasına nasıl geldiğini anlatabilir misiniz? Gerçi Amerika’da yabancı kavramı yoktur muhtemelen; ama nasıl uyum sağlayabildiniz?

F.F: Tabii direktör olarak başlamadım ben rehabilitasyon hayatıma. Amerika’ya geldikten üç ay sonra, Bağımsızlık Merkezleri diye yerler var burada, oralarda yalnızca körler için olmayan, yani tüm engelliler için olan rehabilitasyondan ziyade, şehirdeki engelliler için ne tür şartlarda yardım edilebilir… Diyelim ki bir arkadaş tekerlekli sandalye kullanıyor. Hangi binalar onun için uygundur? Hangi binalarda kiralık apartman bulabilir şeklinde işlerle ilgilenen bu tür merkezlerde bir yıl çalıştım.

E.Y: Nasıl bir sistem vardı? Gönüllü olarak mı çalıştınız?

F.F: Maaşlı olarak çalıştım. O arada aynı şehirde masterıma başladım. Masterımı yaparken mahkemelerde aracılık yapılıyor. Yani İki grup karşılıklı bir araya getiriliyor. Mediation (arabuluculuk, uzlaştırma) diyoruz. Mahkemeye gitmeden önce bir anlaşmaya varılırsa o anlaşma uygulanıyor; yoksa mahkemeye çıkılıyor.

Bir arkadaş işten ayrıldı. Geçici olarak beni işe aldılar. Kişisel idare eğitimi vermem için. Yani yemek, temizlik, ütü yapma… eğitimi.

E.Y: Ne tür mahkemeler?

F.F: Daha çok günlük hayattaki mahkemeler… Diyelim ki araba kazası oldu. Kim kime ne kadar para verilecek gibi anlaşmalar. O anlaşmaları idare eden kişi olma eğitiminden geçtim ve bir sene de bu mahkemelerde çalıştım.

E.Y: Bu mahkemelerde bir psikoloğun çalışması gerekiyordu değil mi? Psikolog olarak mı?

F.F: Yoo, hayır. Bu avukat da olabilirdi, psikolog da… Yani belirli bir branjda eğitim alman şart değil. Tabii ki üniversite mezunu olmanı istiyorlar. Yalnızca onun eğitiminden geçmek lazım. Ben çok şanslıydım; çünkü uzlaştırma  kavramı burada o sene başlamıştı ve ben ilk eğitim alanlardan biriydim. Ondan sonra eşim iş değiştirdi ve başka bir şehre taşındık. Orda ben rehabilitasyon merkezinde ilk defa geçici olarak çalıştım. Ben yemek yapmayı çok severim ve çok da güzel yaparım. Bir arkadaş işten ayrıldı. Geçici olarak beni işe aldılar. Kişisel idare eğitimi vermem için. Yani yemek, temizlik, ütü yapma eğitimi. Sonra mastera başladım tekrar. Yine mastera devam ederken başka bir arkadaş işten ayrıldı. Bir müddet yapıp yapamayacağımı tekrar sordular. Ben yine çalışmaya başladım. Yirmi saatten kırk saate çıktı. Kırk saatten elli saate… Dediler ki: “bu işi yapacaksan bari başvur.” Başvurdum… Kanıma girdi rehabilitasyon.

Federal hükümet 1970 yılında bir kanun çıkarttı ve dedi ki, “Her eyalet kendi sistemini kuracak ve engellilere eğitim verecek.” Bizim bütçemizin yüzde sekseni federal hükümetten, yüzde yirmisi de eyaletten geliyor.

E.Y: Kişisel idare eğitimi verdikten sonraki göreviniz neydi?

F.F: O zaman merkezde değil de kişilerin evlerine gidip eğitim veriyordum. Yaşadığım şehirde o zaman merkez yoktu. Onun için aşağı yukarı dört-beş saat uzaklığa gidip evlere gidip ne lazımsa, kabartma yazıdan tut (Braille) baston eğitimine, günlük yaşama, yani ne gerekiyorsa onu öğretiyordum. Ben Nebrasca’daki rehabilitasyona direktör olarak gelmeden önce aşağı yukarı on yıldır değişik görevlerde çalıştım.

E.Y: Peki Amerika’da nasıl bir rehabilitasyon sistemi olduğundan biraz bahseder misiniz?

F.F: Tabii. Amerika’daki sistem federal hükümetten geliyor. Federal hükümet 1970 yılında bir kanun çıkarttı ve dedi ki, “Her eyalet kendi sistemini kuracak ve engellilere eğitim verecek.” Bizim bütçemizin yüzde sekseni federal hükümetten, yüzde yirmisi de eyaletten geliyor. Bazı eyaletlerde tüm engelliler bir kurumun altında. Yani tüm çalışanlar bütün engellilere hizmet verebiliyor. Ben aynı zamanda National Federation of the Blind’ın (BKZ: https://nfb.org//) Üyesiyim. Otuz iki senedir üyesiyim. Bizim anlayışımız/inancımız: Körlerin o kadar özel bir eğitime ihtiyacı var ki, rehabilitasyonun ayrı olması lazım; çünkü diğer engellilerin oranına bakılacak olursa biz çok azınlıktayız. Dolayısıyla eğer hizmetleri aynı grubun altına koyarsak arada kaynayıp gidiyoruz. Onun için bilhassa Nebrasca’da ve birkaç eyalette başından beri diğer engelli grupları bir kurumun altındaydı ve körler için ayrı bir rehabilitasyon vardı. Dolayısıyla körlük için özelleştik biz. Aynı zamanda bu kanuna göre; “Eğer körsen körlük kurumundan eğitim alabiliyorsun. Eğer körlüğün yanında ikinci ve üçüncü engelin varsa yine aynı kurumdan alıyorsun.” Dolayısıyla biz, düşünebileceğin her engelliye hizmet vermek durumundayız. Uzmanlık alanımız körlük olduğu halde diğer alanlar hakkında da çok bilgimiz var; çünkü diyelim ki hem körsün, aynı zamanda da zihinsel engellisin. Eğitimi yine biz veriyoruz. Otistik ve kör olanlar var, kör ve işitme engelli olanlar var.

E.Y: Nasıl bir eğitim sisteminiz var?

F.F: Nebrasca’da bir milyon iki yüz bin kişiyiz. Tüm eyalet… Bir ucundan öbür ucuna arabayla gittiğinde dokuz saat. Tarım ve hayvancılık olduğu için kasabalar arasındaki mesafe çok uzun. Onun için bizim altı ofisimiz var. Her ofiste rehabilitasyon uzmanları çalışıyor ve o ofiste çalışanlar evlere gidip önce orada servis veriyorlar. Merkezimiz Nebrasca’nın başşehrinde. Apartmanlarımız da var. Diğer dıştaki ofislerimizde görev alan rehabilitasyon uzmanları bizim merkezden yararlanacak öğrencileri varsa merkeze getiriyorlar. İlk başta bir tur veriyoruz.

E.Y: Tur derken?

F.F: Tur derken, uzman arkadaşla öğrenci geliyor. İki saat merkezde neler yaptığımızı görüyor. Merkezdeki öğrencilerle yemek yiyor. Onlarla konuşuyor. Sonunda hizmetimizden yararlanacağına karar verdiğinde ikinci aşama olarak; üç gün boyunca bizim apartmanlarda kalıyor. Öğrenci gibi her gün geliyor sekiz saat, bir başka öğrencinin gözetiminde üç günü geçiriyor. Eğer istediğine tam olarak karar veriyorsa altı ayla dokuz ay arasında gelip her gün sekiz saat ofiste, akşam da üç saat apartmanda, hafta sonu etkinliklerimize katılmak zorunda. Yani haftalık eğitim dolu dolu kırk beş-elli saat arasında.

E.Y: Peki nasıl bir program var? Mesela ilk gelen birisine önce ne öğretiyorsunuz?

F.F: Her gelen öğrenci aynı eğitimi alıyor. Bizde seçme yok. Yani her öğrenci baston eğitimi, Braille, bilgisayar, kişisel idare/apartman yaşamı, günlük yaşam, yemek, temizlik eğitimi alıyorlar. Aynı zamanda bizim marangozluk atölyemiz var. Bu atölyede öğrenciler marangozluk öğrenmiyorlar. Orada kendilerine güvenlerinin gelmesini sağlamak için. Geliyor, makineleri, bunlar elektrikli, bayağı büyük makineler, bunları kullanmasını öğreniyor. Sonunda kendi seçtiği bir ahşap eşya yaratıyor, onu alıyor ve evine götürüyor. Bu yemek masası, kitaplık… ne içinden geliyorsa o olabilir.

Onun için ilk geldiği günden itibaren baston eğitmenimizle veya apartmanda çalışan kişiyle birlikte otobüse binip merkeze gelmeyi, merkezden çıkıp apartmana dönmeyi öğreniyor. Aşağı yukarı yirmi dakikalık bir otobüs yolculuğuyla geliniyor.

Yaşadıkları yerle merkez özellikle ayrı yerde. Yani ilk günden baston eğitimine başlıyor. İlk günden öğlen yemeği için yemek getirmek zorunda; çünkü bizim kafeteryamız yok. Kendi yemeğini kendi yapmalı. Bir sandviç bile olsa, ilk günden onu getirmesi lazım.

İlk günden apartman görevlisiyle birlikte alış verişe gidiyor. Bir-iki haftalık malzemeyi alıyor. Eğer yemek yapmayı bilmiyorsa o zaman mikrodalgada pişirebileceği şeyler ya da sandviçlik malzeme alıyor.

Yemek yapmayı öğrendikten sonra evde değişik şeyler yapMaya başlıyor. Bütün dairelerin tam teşekküllü mutfakları var. Banyo, mutfak, yatma yeri, oturma yeri. Temizliği ve diğer her şeyi de o dairelerde yaşayan öğrencilere ait. İlk günden itibaren yaşamı öğrenmeye başlıyor.

E.Y: Merkeziniz nasıl bir yer?

F.F: Merkezimiz dört katlı bir binanın ilk katında. Binanın ilk katı tamamen bize ait. Biz binanın doğu tarafındayız. Batı tarafında da Lincon’un rehabilitasyon ofisi var. Bahsetmiştim hani, rehabilitasyon uzmanları evlere gidip eğitim veriyorlar, işte onların ofisi…

İki tane mutfağımız var. Gaz mutfağımız ve elektrik mutfağımız. Onların yanında yemekhane var.; ama yemekhanede biz yemek vermiyoruz. Öğrenciler yemek yaptıkları vakit veya günlük yaşamda her dersin belirli dönüm noktaları var. Bir dönüm noktasında iki üç ay sonra, öğrenci dört-beş kişi çağırıyor yemek alışverişi, yemek ve yemek sonrası temizlik o öğrenciye ait. O sınavları yapmak için yemekhane var.

E.Y: Yani uygulama alanı.

F.F: Evet. Aynı sizin evinizdeki yemek salonu gibi… Sofrayı nasıl kuracaksın, nasıl dekore edeceksin, hangi tabakları kullanacaksın… Yani sanki evinde bir parti veriyormuşsun gibi. Yalnızca yemek yapmak değil. Diyelim ki şeker hastası olan bir arkadaşın var veya Müslüman… Domuz eti yemiyor… Nasıl yemek yapacak. Her şeyi başından düşünecek.

Ondan sonra bilgisayarların bulunduğu bölüm var. Beş bilgisayar. Mac bilgisayarından tut, Windows 7, Windows 8… Ne istersen var. Aynı zamanda öğrencilere ait bir odamız var. Orda ayrıca bir bilgisayar var. Öğle yemeğini diyelim ki orada yerlerken maillerine bakmak istediler. Aynı zamanda öğrencilerin apartmanında üç tane bilgisayar var.

Biz bilgisayarlarda ekranı kaldırıyoruz; çünkü bizim bazı öğrencilerimizin, yüzde doksanının görüşü var. Körlerin kullandığı ekran okuyucu programını tam olarak öğrenmeleri için, ekrana bakıp kolaya kaçmasınlar diye ekranları kaldırıyoruz.

Ondan sonra kabartma bölümü var. Kabartma yazmayı, okumayı, tablet (Braille yazma aracına tablet diyoruz) kullanmayı, aynı zamanda Braille not makinesi, kabartma ekran gibi araçlar kullanmayı öğretiyoruz.

Baston eğitiminde, kişi eğitime binanın içinde başlıyor. Ondan sonra binanın etrafı, dört-beş blog ötedeki alışveriş merkezine gidiyor. Sonra otobüse binip şehir merkezine gidiyor. Hatta arzu ederlerse yedi-sekiz-dokuz ayın sonunda onları başka bir şehre tren veya otobüsle gönderiyoruz. Yani başka bir eyaletteki şehre… Orada bir-iki gün kalıyorlar. Tren, metro gibi araçlara biniyorlar. Oraları keşfettikten sonra geliyorlar.

Eğer Nebrasca’da yaşayacaklarsa karda eğitim görmek mecburiyetindeler; çünkü karda baston eğitimi hakikaten değişik bir eğitim.

E.Y: Onu nasıl kontrol ediyorsunuz? Bir-iki gün bir rehabilitasyonda mı kalıyorlar, yoksa…

F.F: Yok, otel ayarlıyorlar. Diyoruz ki, üç tane yer bulun görmek istediğiniz. O üç yerden bize bilgi getiriyorlar. Mesela bir kartpostal, gittiklerine dair…

Biz baston öğretirken her ay, dolayısıyla dokuz ay kalırlarsa dokuz kere, öğrencilerimizi arabaya koyuyoruz. Baştan söylemedim; ama bütün öğrencilerimize eğitimin başından beri görüşlerini kullanmasınlar diye maske taktırıyoruz. Tam körsen maske takmıyorsun; ama ışığı dahi görüyorsan maske takıyorsun sekiz saat boyunca. Bu maskeli öğrencileri arabaya koyuyoruz. Otoparkta dolaştırıyoruz. Girip çıkıyoruz ki yönlerini kaybetsinler. Bir yere götürüyoruz. Sonra kapıyı açıp “buyur arkadaş,” diyoruz. Diyelim ki üçüncü ayında, önceden gittiği bir yere götürüyoruz. Diyoruz ki, üç tane soru hakkın var merkeze geri gelmek için. Altıncı ayda yabancı bir yere götürüyoruz ve iki soru hakkı olduğunu söylüyoruz.

E.Y: Sorularını kime soruyorlar?

F.F: Sokakta, kaldırımda yürürken rastladığı birisine yanımdaki sokak hangi sokak? Önümdeki kesişen sokak ne?” gibi sorular soruyor. Birisini bulamadığında bir dükkana soruyor.

E.Y: Peki nasıl denetliyorsunuz?

F.F: İki-üç araba geziyor ve gözlüyor… Ve sonunda merkeze geliyorlar. Otuz senedir bir kişi bile kaybetmedik. Hepsi bir şekilde geri dönüyor. Bir de biz “hava soğuk veya tipi var, kar var aman çıkartmayalım,” demiyoruz. Eğer Nebrasca’da yaşayacaklarsa karda eğitim görmek mecburiyetindeler; çünkü karda baston eğitimi hakikaten değişik bir eğitim.

E.Y: Evet, ben hala yürüyemiyorum karda.

F.F: Ama İstanbul’da alışık değiliz. Burada öyle değil. Burada bir kar yağdı mı iki ay kalıyor yerde. Onun için karda özellikle çıkarıyoruz öğrencileri. Bu sınırlı soru sorma meselesini ben sadece kör olanlar için konuştum. Mesela biri hem kör hem de zihinsel engelli. Onun eğitimi tabii farklı oluyor. İstediği kadar sormasına izin veriyoruz ona. Mühim olan onun geri gelmesi. Ben size avarajları verdim; ama her kişinin eğitimi özel. Yani herkesin ihtiyaçlarına ve neler yapabileceklerine göre eğitiyoruz.

E.Y: Peki eğitimi gruplar halinde mi yoksa kişiye özel mi veriyorsunuz?

F.F: Ya iki ya üç kişi var gruplarda. Üç kişiyi geçmiyor.

E.Y: Grupları engel düzeylerine göre mi belirliyorsunuz?

F.F: Yok, ben belirliyorum. Hangi alanda boş yer varsa oralara yerleştiriyoruz; çünkü bir eğitim döneminde kontenjan on bir-on iki kişi oluyor ve herkes iki saat baston, iki saat günlük yaşam, iki saat marangozluk, bir saat kabartma, bir saat bilgisayar eğitimleri alıyor. Onun için her derste iki-üç kişi oluyor. Diyelim ki şekerli bir arkadaş var, onların baston eğitimini ya ilk saate koyuyoruz ya da öğle yemeğinden sonra; çünkü şekerleri düşüyor. Bunları bildiğimiz için sorun olmuyor. Diyelim ki biri var, hava sıcaklığı etkiliyor. Onun için onu burada en sıcak olan zamana özellikle koyuyoruz.

Bizim en önemli farkımız beklentiyi yüksek tutmamız; çünkü beklentiyi yüksek tutup geride kalabilirsin; ama beklentiyi az tuttuğunda onu aşıp ileriye gidemiyorsun.

E.Y: Zihinsel engelli bir körü eğitemediğiniz oluyor mu?

F.F: Tabii ki eğitiliyor; ama seviyesi değişiyor. Diyelim ki zihinsel engelli kişi sonunda baklava yapamıyor; ama mikrodalgada pişiriyor. Düdüklü tencerede yemek yapıyor. Diyelim ki kabartma yazı. Belki kısaltmaları öğrenemiyor (Braille yazı çok fazla yer kapladığı için bazı heceler ve kelimeler bazı nokta kombinasyonlarıyla bir ya da iki karakter halinde kısaltılır) Fakat alfabeyi, yazmayı ve okumayı öğrenebiliyor. Belki tek başına soru sormadan A’dan B’ye gidemiyor; ama her on dakikada bir birisine sorarak istediği yere gidebiliyor. Bizim uzmanlar olarak beklentimiz olmazsa öğrencinin hiçbir beklentisi olmuyor zaten buraya geldiğinde. 

:::::::::::::::::::::::::::::::

İkinci bölümde de Fatoş Floyd’un “körlük” anlayışını hep birlikte özümsemeye çalışacağız.

Bir sonraki ayda görüşmek üzere…

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Eylem Yurtsever

13.08.1990′da İzmir’de doğdu. İlkokulu Aşık Veysel Görme Engelliler İlköğretim Okulu’nda, Liseyi Bornova Mustafa Kemal Lisesi’nde okudu. Lisede ilk olarak yabancı dil bölümünü bir yıl okuduktan sonra elde olmayan bazı aksilikler nedeniyle Türkçe sosyal bölümüne geçti. İlkokulda bir yıl boyunca İzmir Uğur Mumcu tiyatrosunda tiyatro eğitimi aldı. Eğitim alırken tiyatro öğretmeni tarafından yazmaya teşvik edildi. O zamanlar yazdıklarını beğenmediği için yazdıklarını yok ederek liseye kadar yazmaya ara verdi. Liseden itibaren yazdıklarını İnternet sitelerinde yayınlamaya başladı. Liseden bu yana yani 2005′ten 2012′ye kadar altı buçuk yıldır bir roman üzerinde çalışmakta. İlk olarak Ege Üniversitesi Radyo Televizyon sinema bölümünde bir yıl okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı’na geçti. Radyo Televizyon Sinema bölümündeyken bir İnternet radyosu için bir güvercin eğiticisiyle, bir şair ve bir klarnet sanatçısıyla, Gülçiçek Kimya ve Sanayi adlı bir parfüm ve esans fabrikasıyla, körlerin aikido yapamayacağını savunan bir aikido hocasıyla ve ardından körlerin aikidoyu yapabileceklerini savunan bir hocayla röportaj yaparak karşıt görüşleri bir araya getirdi ve bizzat kıyasladı. İzmir’de bir grup görme engelli, bir grup gören öğrenci ile karma olarak Türkiye’de ilk defa bir aikido hocasının desteğiyle aikido öğrenmeye başladı. Uygun bir fırsatta aikido eğitimini sürdürmeyi planlamakta. Üniversite yıllarında engellilerin; otobüslerde durakların seslendirilmesi, ÖSYM sınavlarında sınavların engellilere uyarlanması için bazı sloganlar yazdı ve eylemlerin planlanmasına kendince destek verdi. Engelsiz Erişim Derneği’nin kurucularından biri. Şu günlerde okula bir yıl ara verip memuriyet sınavına girerek Manisa MEB’de memur olarak çalışıyor. Para kazanır kazanmaz çocukluğundan beri istediği şey olan bateri kursuna başladı ve yaklaşık sekiz aydır bateri çalıyor. Yapmaktan hoşlandığı şeyler: Amatörce parfüm yapmak, kitap okumak, yazı yazmak. 2013 Kasım ayında Dağ Medya'ya katıldı. Ve engelliler üzerine yazılar ve röportajlar hazırlamakta.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.