Şiddet öylesine yoğundu ki…

Umut Vakfı, şiddet olaylarının Türkiye gündeminden nasıl gözden kaçtığına dikkat çekiyor.
 
18ustu_064
 
Geçen hafta yine şiddet, şiddet, şiddet ile öylesine yoğundu ki…  

Ancak son zamanlarda “ekonomik gelişmelerden 36 milyon Internet kullanıcısını ilgilendiren yasaklamalara” kadar Türkiye gündeminde yaşanan yoğunluk nedeniyle bu şiddet olayları gözlerden kaçıyor ya da satır aralarında kalmaya mahkum oluyor.

Toplumun sağlığının geldiği noktayı çok sık vurguluyoruz, ileriki yorumlarımızda da vurgulayacağız mutlaka, ama bir gerçek var ki, ülkelerde yaşananlar bireylerin yaşamlarını, duygusal hayatlarını, yaşam kalitelerini en direkt şekilde etkiliyor.

Bakkal dükkanı açar gibi üniversitelerin açıldığı, ancak eline diplomasını alan gençlere iş imkanlarının daraldığı, işsizlik oranının sürekli arttığı, hangi resmi açıklama yapılırsa yapılsın gerçek hayatta çevrenizi iyi incelediğinizde insanların geçinme, barınma skalasının yoksullaştığı, nüfusun büyük bir çoğunluğunun gerekli modern eğitimden yoksun olduğu bir ortamda yaşıyoruz.

Geçen birkaç hafta öylesine kan dondurucu şiddet olaylar yaşandı ki, onları ele almadan önce “tarihe bir not düşmek” açısından haftanın olaylarını kısaca da olsa anımsamakta yarar var. Çünkü bu, toplumun sağlığı, şiddetin geldiği nokta açısından da önemli…

Geçen haftanın en önemli konularından birisi elbette ki bir süredir devam eden “ses kasetleri” savaşlarının yanı sıra internet kullanıcılarına yasaklama getirilmesiydi.

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı’na (TİB) mahkeme izni olmaksızın internete müdahale yetkisi veren düzenleme Meclis’ten geçti ve kamuoyunda büyük yankı buldu. Hürriyet gazetesinin deyimiyle artık “Sanal alemin karalı TİB” oldu. Yani Milliyet gazetesinin deyimiyle de, “Internet’in şalteri TİB Başkanı’nda…”

Aslında bu yetkinin ilk denemesi de, daha İnterneti zapturapt altına alacak düzenlemeyi de kapsayan torba yasa TBMM’de görüşülmeden CHP’li Umut Oran’ın sitesinin “savcı kararıyla” kapatılması oldu.

Türk basının, medyasının, sanal aleminin geldiği noktayı en iyi MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin sözleri özetliyordu: “Medya kumandalı oyuncağa döndü…”

MHP Lideri twitter hesabından yaptığı değerlendirmede bu konuda şu görüşlere de yer verdi:

“Tarafsız ve bağımsız olması gereken medya; köleleşmiş, uzaktan kumanda edilen oyuncağa dönüşmüştür. Internet gardiyanları haber alma özgürlüğünü zapturapt altına almak için kuyruğa girmişlerdir…”

Düzenlemenin Anayasa’ya aykırı olduğunu belirten Türkiye Yayıncılar Birliği, 20 Ocak 2013 itibariyle Türkiye’de erişimi engellenen internet sitesi sayısının 40 bin 582 olduğuna dikkat çekerek “Mahkeme kararı olmadan internet sitesi kapatmanın İnsan Hakları Evrensel Sözleşmesi’ne, Avrupa İnsan Hakları Anlaşması’na ve Anayasa’ya aykırı olduğunu” vurguladı. Düzenlemenin zaten Türkiye’de tehdit altında olan internet özgürlüğüne son darbeyi vuracağı, Türkiye’nin bu konuda en yasakçı ülkeler arasına yerleşmesine neden olacağı ifade edilerek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’den söz konusu düzenlemeyi iptal etmesi istendi.

Avrupa Birliği Avrupa Komisyonu sözcüsü Peter Stano ise yaptığı açıklamada, böyle bir yasanın ifade özgürlüğüne kısıtlama getireceği ve Türk halkının bunu hak etmediğine vurgu yaparak aday ülke konumundaki Türkiye’nin düzenlemeyi “Avrupa standartlarına göre revize etmesi gerektiğini” bildirdi.

Viyana merkezli Uluslararası Basın Enstitüsü’nün (IPI) Türkiye komitesini oluşturan Basın Enstitüsü Derneği,  “Benim görüşüm, temelde hiçbir özgürlük kısıtlaması olmamalı. İsteyen herkes internette özgürce dolaşabilmeli” görüşlerini içeren ve 28 Mayıs 2011’de attığı twett’i anımsatarak Cumhurbaşkanı Gül’den veto yetkisini kullanmasını istedi.

Eveeet, TİB’e bir telefonla site kapatma yetkisi veren ve internete sansür getireceği söylenen düzenlemeyle ilgili gözler şimdi Cumhurbaşkanı’nda…

Gelelim şiddete…

Geçen hafta tüm bu gelişmeler kamuoyunu meşgul ederken kıyı-kenar bir semtte değil İstanbul’un göbeğinde, Beşiktaş’ta bir genç kadın işe giderken bir gaspçı dehşeti yaşadı (4 Şubat 2014)… Yolda yürüyen genç kadının telefonunu almak isteyen ve arkasından sessizce yaklaşan gaspçının direnen kadına sokak ortasında uyguladığı şiddet korkunçtu. Bazı televizyonlarda da yayınlanan görüntülerde, hemşire olduğu belirtilen kadını önce yumruklayan, telefonu yine de alamayan gaspçı sonra da başını iki eliyle tutarak acımasızca defalarca yere vuruyordu.

Birkaç gün gerilere gidelim, yer yine İstanbul… Maltepe’de, trafikte bir kadın sürücünün kullandığı araç bir başka otomobilin önünü kesti. Kadın sürücünün ağabeyi olduğu belirtilen şahıs, arabadan inip diğer otomobildekilerle tartıştı ve silahını ateşledi. 26 yaşındaki genç öldü…

Yine yer, yöneticilerin gök yüzüne mıh gibi çakılmış gökdelenler şehri haline getirdiği, bunların altına imzasını atan ve sahip oldukları Mimar Sinan gibi bir dehanın uzağından yakınından geçmemiş mimarların övündüğü, bilim adamlarının “İstanbul hilkat garibesi yapılıyor, İstanbul’un silueti bozuluyor” diye feryat ettiği İstanbul… Pendik’te parça parça edilmiş bir kadın cesedi…

Şiddet illa öldürmek midir? Bu kez Muğla’da geçtiğimiz Ocak ayında yaşanan bir olayı örnek verelim. “11 yaşındaki çırağının boynuna ip bağlayıp, ipi de motosiklete bağlayıp, 1 kilometre sürükleyerek işe götürdü”. Doğan Haber Ajansı’nın haberiydi. İnanılmaz değil mi? Ama gerçek, sonraki günlerde gazetecilerin görüştüğü anne (herhalde çocuğunu bu şekilde terbiye edeceğini düşünüyor olmalı) hiç sinirli değildi, gülüyordu…

Ya Diyarbakır’daki vahşet… 3 gün önce ikinci çocuğunu dünyaya getiren ve tartıştığı eşi iki çocuğunun yanında uyurken kestiği üçlü prizin kablosunu şakaklarına dayayarak elektrik akımı verdi… İnanılmaz ki, inanılmaz… Akıma kapılan 25 yaşındaki genç kadın can verirken 29 yaşındaki Veysi Turan gözaltına alındıktan sonra şu açıklamayı yaptı:

“Bana cinler musallat olmuş. Cinler istedi ben de öldürdüm…” 

Ülkemizde buna benzer her gün daha nice şiddet olayları yaşanıyor… Türlü türlü şiddetler, öldürmeler, intiharlar…

İntiharlar demişken geçen hafta Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) bu konudaki açıklamaları da basında yayımlandı. TÜİK’e (Türkiye İstatistik Kurumu) göre, 2012 yılı içinde, Türkiye’de intihar sayısı 100 binde 4.29. Cinsiyet açısından bakınca da, erkek intiharları kadın intiharlarının yaklaşık üç katını buluyor. İntihar hızının en yüksek olduğu il Uşak. Onu, Kastamonu, Iğdır ve Aydın izliyor. İntiharların ancak yarısının nedeni biliniyor.

Çıkan sonuçlara göre, yüzde 17.3’ü hastalık, yüzde 7.8’i aile geçimsizliği, yüzde 7.6’sı geçim zorluğu, yüzde 4’ü duygusal ilişki ve istediğiyle evlenememe, yüzde 2.1’i ticari başarısızlık ve yüzde 0.6’sı ise öğrenim başarısızlığı nedeniyle intihar ediyor.

WHO’nun intihar sıralamasında ise Türkiye, 100 binde 3.6 kişiyle 79’uncu sırada. En çok intiharın gerçekleştiği ülkeler; 100 binde 31.6’yla Litvanya, yüzde 31.2’yle Güney Kore, yüzde 26.4’le Guyana…

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 1 milyon kişi intihar ediyor. Türkiye’de ise ortalama günde 9 kişi.

Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut da, işsizlik sayısına ve işsizliğe bağlı olarak vatandaşların intiharın eşiğine geldiğine dikkat çekerek geçen hafta (5 Şubat) konuyu, Başbakan’ın yanıtlaması istemiyle Meclis gündemine taşıdı.

Aslında, istatistikler incelendiğinde bu konunun çok daha büyük boyutlarda olduğu görülüyor. Sadece geçen haftanın 2 gününde (Şubat ayının ilk haftasında 28 silahlı olay yaşandı, intihar sayısı 6-7 şubat günlerinde basına yansıyan) 11 kişi, o da ateşli silahları (tüfek-tabanca) kullanarak intihar etti. Aynı günlerde pek çok asarak, ilaç içerek intihar olayı da bulunuyor. Ancak bizim çalışmamızın kapsamında olmadığı için bu olayları sayıya dahil etmedik. Örneğin, Diyarbakır Karaçoban’da evinde asılı bulunan 23 yaşındaki kadının, keza Urfa’da aynı şekilde 25 yaşındaki kadının, Düzce Koçyazı mahallesinde 5 çocuk annesi 35 yaşındaki kadın, Giresun’da 45 yaşındaki adamın, Bilecik’te 80 yaşındaki kadının evinin bahçesinde kendisini asması gibi…

“Dizilerdeki intihar sahneleri kaldırılmalı…” Bu sözler Kayseri İl Emniyet Müdürü Mustafa Aydın’a ait… Çünkü emniyette ve askeri birliklerde de intihar vakaları sıklıkla yaşanıyor, özellikle de ulaşmaları kolay olan ateşli silahlarla…

10 bin polisin katıldığı bir anket düzenleyen Emniyet-Sen’in Başkanı Faruk Sezer, polislerin çalışma koşullarına dikkat çekiyor. Bu ankette,“Her iki polisten biri soruşturma geçiriyor, yüzde 40’ının sürgün edildiği, çok çalıştıkları, yüzde 90’ının sosyal faaliyetinin olmadığı, yüzde 80’inin yaşadığı baskı ve koşullar nedeniyle intiharı düşündüğü” ortaya çıkıyor. Faruk Sezer, “intihara meyilli, asosyal bir teşkilatız” yorumunu yapıyor.

2013 yılı da polis teşkilatı açısından en fazla intihar edilen yıl. Bu yılın son günlerinde iki ikinci sınıf emniyet müdürü de görevlerinden alınıp, başka yerlere atanınca intihar etti…

Baskılar, çalışma koşulları vs. nedeniyle Ordu’da da durum çok iç açıcı değil. Son 12 yılda intihar edenlerin sayısı bin 40 civarında…

Evet, yine geçen hafta en çok intiharların yaşandığı gün, 7 Şubat’ta bir gazetedeki küçücük bir haber de dikkat çekiyor. “Türk koca İngiltere’nin gündemine oturdu…”

Sanmayın ki iyi bir şeyle oturmuş. Karısını 58 kez bıçaklayarak öldürmekten ve ceza almaktan… Maalesef “kadın ölümleri bu ülkenin ayıbı”… Hem de gördüğünüz gibi ülke dışına taşarak…

Gerçekten demokrasiye, hukuk devletine inanıyorsak memlekette yapılacak çok, çok iş var…

İyi haftalar
Umut Vakfı

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.