Nasıl Bilirdiniz 2013’ü? Süper konulu! – Erol Dağ

  • 2013 yılında Türkiye ‘ de özellikle sürekli istihdam yaratan projeler oldukça ilgimi çeken projelerdi.SOCAR’ ın Aliağa’da STAR rafinerisine başlaması ve paralel olarak başlatılan TANAP boru hattı projesi, özel şirketlerin Türkiye’de yaptıkları bir çok endüstriyel proje , enerji , üretim esaslı projeler daha ilgi çekici olduğunu belirtmeliyim. 
  •  3.boğaz köprüsünün gerek yapım süreci gerekse oldukça siyasi bir kararla alınmış proje olması tartışma yaratmaya devam ediyor.
  • 3. Havalimanı projesi ise  finansman modeli ve ortaklık modeli açısından ciddi derecede iş gücüne yaklaşık 5-8 yıl boyunca istihdam yaratacak bir proje. Ancak bu havalimanı projesi konusunda bu kadar heyecan yaratırken , Çukurova Havalimanının halen finansman probleminden dolayı başlayamamış olması bu bölge için gerçekten büyük bir şansızlık. Diliyorum ki Çukurova havalimanı bir an önce inşaatı başlasın ve işlevli bir havalimanı haline gelsin.
  • İstanbul boğaz tüplü geçişi  anlayamadığım  teknik siyasi tartışmalar yaratmasına rağmen hem ekonomik hemde sosyal anlamda ciddi etkileri olabilecek bir proje olduğu kabul edilmelidir. 

Mersin
Erol Dağ/info@dagmedya.com

Günaydın! Aslında hep bunu yapıyorum değil mi ? Sanki sabah okuyacaksınız gibi günaydın ile başlamayı . Daha iyi bir başlangıç düşünmediğimden dolayıdır. Bu gün 2013 yılı Aralık 29. Oldukça serin bir gün , dalgalı deniz havası , gece yağan yağmurla ıslanan sokaklar,balkonumun sahipleri olan güvercinler.

P1030778

2013 nasıl bildik diye sorsalar; benim Mersin’deki arkadaşımın deyişiyle ve  sinemaya her gidişimde sorduğu  “Konulu mu, konulu acayip bir yıl olduğu. Hem mühendislik açısından hem Türkiye’nin son günlerdeki gerçekten arkası yarını aratmayan konulu siyasi gündemi!

Uzun seneler Ankara’da  beraber yaşadığımız  ancak daha sonra Ankara’dan  ayrılan İstanbul’a yerleşen arkadaşımla telefonla görüştüğümde neden İstanbul’a gelmediğimi sorduğunda , ” O güzelim şehirleri dehşetli bir şekilde yağmalanıp tuhaf tuhaf binalar yapılmasını ve buna meslektaşlarımın da katkısının olmasından görmeye dayanamıyorum?  verdiğim cevabı sonradan düşündüğüme en son Ankara ‘ya gittiğimde şehri tanıyamadım. Dehşetli binalar yapılmaya başlanmış. Sokaklar, caddeler, mahalleler, semtler ve gökdelenlerle dolmuş.

Bu ekonomimiz büyüyor diyenlerin örnek olarak gösterdikleri işler. Oysa ben büyüme ile beraber bu tür binaların oluşmasının sürdürülebilir kalkınma modeli olmadığını düşünüyorum. Yıllık büyüme oranlarımız kadar zenginleşiyoruz da bu büyüme , toplumun bütün kesimlerinde  dağılan ya da istihdam yaratan projelerde kullanılmıyor. Ne yapılıyor alışveriş merkezleri yapılıyor. Büyük konut projeleri yapılıyor. Gerçek malzeme değerlerinin üzerinde oluşturulan rant ekonomisi ile şişirilmiş fiyatlar.

Bu yıl Türkiye ‘ de özellikle sürekli istihdam yaratan projelere olan ilgim daha fazla oldu. SOCAR’ ın Aliağa’da STAR rafinerisine başlaması ve paralel olarak başlatılan TANAP boru hattı projesi, özel şirketlerin Türkiye’de yaptıkları bir çok endüstriyel proje , enerji , üretim esaslı projeler daha ilgi çekici olduğunu belirtmeliyim.   3.boğaz köprüsünün gerek yapım süreci gerekse oldukça siyasi bir kararla alınmış proje olmasından tartışma gerektiren bir projesi oldu. 3. Havalimanı projesi ise  finansman modeli ve ortaklık modeli açısından ciddi derecede iş gücüne yaklaşık 5-8 yıl boyunca istihdam yaratacak bir proje. Ancak bu havalimanı projesi konusunda bu kadar heyecan yaratırken , Çukurova Havalimanının halen finansman probleminden dolayı başlayamamış olması bu bölge için gerçekten büyük bir şansızlık. Diliyorum ki Çukurova havalimanı bir an önce inşaatı başlasın ve işlevli bir havalimanı haline gelsin.

İstanbul boğaz tüplü geçişi  bir çok anlayamadığım teknik siyasi tartışmasına rağmen hem ekonomik hemde sosyal anlamda ciddi etkileri olabilecek bir proje olduğu kabul edilmelidir. Gündelik yaşamda ve iş yaşamında İstanbul gibi metropellerde , şehir içi ulaşımın alışkanlıklarını toplu taşımaya yönelik değiştirirseniz , bunun etkilerini hem kısa vadede hemde uzun vadede insanların yaşamlarında ve şehrin çevresinde görürsünüz. Daha az araç daha ekonomik bir ulaşım daha verimli ve planlı zaman kullanımı daha az emisyon  daha nitelikli personel.

 

Önümüzdeki yıllarda deniz taşımacılığı ve liman hizmetleri  konusunda  Türkiye’nin şu andaki kapasitenin çok üzerinde bir hizmet üreteceğini görebiliyorum.

İzmir metrosu da öneli bir 2013 projesidir. İzmir’de yaşayan bir mühendis Metro ile Aliağa şantiyesine rahatlıkla gidip -dönüş yaparak çalışabiliyor.  Her gün gidiş gelişlerde metro ile gidebilir.

Ya da İstanbul’da tuzla da çalışan bir mühendis Avrupa yakasında yaşayabilir. Daha ekonomik bir hayat kurgulayabilir. Toplu taşıma vb. projeleri her zaman toplumsal etkilerinden dolayı hemde gündelik hayatı kolaylaştırdığından çevreci projeler olduğundan dolayı her zaman beni heyecanlandırır.

Bu arada asıl dikkatimi çeken projeler Türkiye’de denize olan ilginin deniz çıkışı için yapılan limanlarının fazlalığıdır. Marmara , Ege ve Akdeniz’de halen devam eden onlarca iskele ve rıhtım projesi mevcut. Bu projelerin bir çoğu konteyner limanı olduğu gibi özellikle Mersin bölgesin ve İskenderun bölgesi birer Denizcilik için bir HUB olma niteliği kazanan projeler. Önümüzdeki yıllarda deniz taşımacılığı ve liman hizmetleri  konusunda  Türkiye’nin şu andaki kapasitenin çok üzerinde bir hizmet üreteceğini görebiliyorum.

Şu ana  kadar yazdığım en ciddi  yazı oldu! Doğrusu bu yazıyı yazarken bile ulusal basındaki adrenalin üreten siyasi gündemimiz bizleri kalp hastası yapacak. Topluca sinir hastalıkları ve kalp hastalıkları en büyük sorun olacak. ..:)

Size yeni  güzel bir yıl diliyorum…2014 yılını daha sakin geçirmeyi umud ediyorum.

 

Bu hafta size önereceğim kitap

Haruki Murakami “Koşmasaydım Yazamazdım ”

Zihni uçucu. Bir başka yerde “Kırk yılda bir romanlarda kullanacağım bir fikir aklıma gelir koşarken” diyor bir yerde, bir başka yerde “Koşmasaydım yazamazdım.” Koşmanın da farklı hâlleri var; tecrübe kendini hiç tekrar etmiyor, öğreniyorsunuz… Yazarın koşmayla ilişkisinde Albert Camus’yü hatırlatan bir yan da var: Murakami, koşmayı yazma edimi için bir mecaz olarak kullanmıyor; onu kutsuyor.

Adeta koştuğu sürece yazabileceğini anlatıyor. Camus de, ahlâk ve ödev bilinci hakkında bildiklerini futboldan öğrendiğini söylemişti. Bu bakımdan; balık tutmayla ilişkisini anlatan Robert Hughes’tan, golf tutkusunu paylaşan John Updike’tan farklı bir yere kuruluyor Murakami.

Murakami sevenlerin yolu zaten bir şekilde kitaba düşer. Sevmeyenler içinse, yeni bir sebep belki bu anlatı.

Yazarın kendini kutsaması. Önemlisi; yeni tanışacaklar uzak dursun. Koşmasaydım Yazamazdım, hiçbir Murakami’ye benzemiyor…

http://www.imge.com.tr/product_info.php?products_id=136876

 

Önereceğim müzik

Yine elektronik muzik sevebileceğiniz düşünerek , Adam Nickey – Perfect Destiny (Ambient Mix) http://www.youtube.com/watch?v=evtjy8MAE7k

klibini dünyanın uzaydan çekilmiş görüntüleri eşliğinde seveceğinizi düşünüyorum.

https://myspace.com/adamnickey

 

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir