Kölelerimiz : hayvanlar

Andres Cameselle

Hayvanlar hissedebiliyor. Çok az kişi buna karşı çıkar herhalde. Hem bilim hem de sağduyumuz buna açıkça işaret ediyor. Hayvanlar acı, sıkıntı veya üzüntü hissedebiliyorlar. Ama mutluluğu, neşeyi ve zevk almayı da biliyorlar.

 

Çoğu kez, hayvanları önemseyen insanlar sadece hayvanların çektiği acıya odaklanır ve bu arada hayattan zevk almaları için şansları olmasını garantileyen eylemlerde bulunmak adına başarısız olurlar. Görünen o ki; acı çekmemek, en önemli konu. Günün sonunda, bütün gün boyunca  işkence çekmiş olmaktansa az da olsa sıkıcı bir gün geçirmiş olmayı tercih ederiz. Ancak iş o kadar da basit değil. Neden yaşamak istiyoruz? Hayattan keyif almakta bir takım çıkarlarımız var, değil mi? Eğer keyif almasaydık hayatta olmayı istemezdik. Ölümden  kıl payı kurtulduğumuz durumlarla karşılaştığımızda korkarız ve söz konusu durumlar sona erdiğinde hâlâ nefes alabildiğimiz için mutluyuzdur. Ama ölümü neden umursuyoruz? Ölünce artık acı çekmeyeceğiz ki? Ancak yüzümüzde güneşi bir daha hissedemeyeceğimizi bilmek, arkadaşlarımızla gülemeyeceğimizi, sevdiklerimizi kucaklayamayacağımızı bilmek, ölümü elimizden gelen her türlü şekilde kaçınmamız gereken bir şeye dönüştürüyor.

Aslında, çoğumuz yaşamak için bir çok acıya katlanıyoruz. Bazılarımız hastalıklardan dolayı acı çekiyor, bazılarımız yakın arkadaşlarını kaybediyor; bazen üzülüyor ve depresyona giriyoruz; ama gene de yaşamak için mücadele ediyoruz! Bu da yaşamanın bizim için ne kadar  önemli olduğunu ortaya koyuyor. Diğer hayvanlar da acı ve zevki tecrübe edebildikleri için yaşamayı isteyeceklerini düşünmek son derece mantıklı.

Bir çok iyi insan hayvanların çiftliklerde, laboratuarlarda, hayvanat bahçelerinde vb. yerlerde yaşadığı acıları sona erdirmeye çalışıyor. Bu bir erdem; hayvanlar kesinlikle az acı çekmeyi çok acı çekmeye tercih ediyorlar. Ancak eğer kurban biz olsaydık, kaynak olarak kullanılıp mümkün olan en az acıyı çekeceğimiz bize garantilense bile sonunda  öldürülmeyi, ister miydik? Dolaşmamıza izin verilen alan ne kadar büyük olursa olsun esir olmayı tercih eder miydik? Kaçınılmaz  ölümümüzü kolayca yüzleşebileceğimiz bir şey gibi karşılar mıydık?

Diyelim ki 200 sene önce bir pamuk çiftliğinde çalışan köleleriz. Bize yardım etmek için mücadele eden insanlar var; ama onların talep ettiği şey sadece daha iyi koşullarda yaşamamız ! Dövülmememizi, daha çok dinlenebilmemizi, daha iyi yemekler yememizi istiyorlar… ama biz özgür olmak istiyoruz, köle değil !

Bazı refah reformlarının bize  ya da bizden sonraki kölelere faydası olabilir. Ancak; esas önemli olan nokta şu: kölelik kurumunu sorgulamayarak, çeşitli eylemler düzenleyen insanlar, halk arasında  “zalim” metodlar kullanılmadığı sürece köleliğin kabul edilebilir bir şey olduğuna dair bir yanılsama yaratıyorlar. Belki kölelik pratiklerine yönelik reformların daha çabuk etkileri olabilir; çünkü kurumun kendisini tehlikeye atmıyor, ama daha sonraki kuşaklar için uzun vadede çok zarar verici bir takım sonuçları olabilir: onlar, özgür bireyler olmak yerine gene köle olarak kalacaklar.

Kişisel bir perspektiften bakınca bizim için gelecek kuşakların değil bizim başımıza ne geldiği önemli. Ama daha nesnel bir açıdan, yüzyıllar boyu “yüksek refah köleliği”ni sürdürmektense köleliği ortadan kaldırmak daha faydalı. Gelecekteki bireylerin köle edilmemekteki çıkarları günümüz kölelerin daha iyi koşullarda yaşamasındaki çıkarlarından daha önemli.

En çok arzu edilen seçenek herhalde hem şimdiki hem de gelecek kuşaklara yardım etmek olsa gerek, ama bu her zaman mümkün olmayabilir. Gene de, köleliğin kaldırılmasını talep ederek kısa dönemde sosyal bir tartışma başlatmış oluruz, bu da resmi kuruluşlar tarafından ortaya konan refahçı reformlar biçiminde kendini ifade eder. Eylemler düzenleyenler son hedefe kitlenirken toplum da o amaca doğru küçük adımlar atar (bazen bu adımlar yanlış yere yönlendirilebilir). Bu şekilde, köleliğin meşru olduğu şeklindeki bir düşünceyi güçlendirmiş olmayacağız. Pratik olarak kısa vadede hayata geçireceğimiz benzer değişimler sayesinde uzun vadede kölelik kurumunun devam ettirilmemesini sağlamış olacağız.

Hayvanların ister gıda, ister giysi, eğlence ya da deney amaçlı olsun, kullanılıp araç hale getirilmelerine tamamen son vermek için çalışmak zorundayız. Refahçı düzenlemeler, hayvan kullanma pratiklerini halkın gözünde daha kabul edilebilir bir şekle sokacak bir araç, tür ayrımcılığına karşıtlarının yarattığı  farkındalığın sonucu olarak daha çok etkisi oalcak. Tür ayrımcılığı;  ırkçılık ya da cinsiyet ayrımcılığı gibi zayıf bir argümandır. Ne renk, ne cinsiyet ne de tür farklılığı kişinin çıkarlarını diğer bir bireyin çıkarlarından daha önemli yapabilir. Bu net etik duruş sayesinde toplumumuzun hayvanlarla olan ilişkilerimiz adına doğru yönde bir gelişme göstereceğini garantilemiş oluyoruz .

Hayvanlar  için çiftliklerde daha geniş bölmeler talep etmek, laboratuarlarda anestezi kullanılmasını istemek, kesim hatlarında yeterli şoklama uygulanmasında ısrar etmek  vb. hayvanların daha uzun süre sömürülmesi ve öldürülmesini garantilemekten başka bir işe yaramaz. Hayvan sömürüsünün (hayvan kullanmanın) sona erdiğini görene dek önümüzde uzun bir mücadele var; kısa vadeli kampanyalara kaptırmayalım kendimizi (duygusal olarak tatmin edici olsalar da), bu, faydadan çok zarar verir. Hayvanların hak ettiği şey için mücadele edelim: hayvan kullanmanın tamamen sona erdirilmesi, hayvan yaşamının gerçekten önemsenmesi ve hayvanlara bir köle gibi değil, eşit davranılması için çalışalım.

Çev.Cem

nonhumanslavery.com

Kaynak: http://hayvanozgurlugucevirileri.com/2013/12/28/kolelerimiz-hayvanlar/

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Geri İzleme: DağMag’da Bu Pazar | Dağ Medya

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.