Kolivar:’Engelliler kanallara ve yapımcılara filmlerini betimletmeleri ve engelsiz hale getirmeleri için baskı yapıyor’

Eylem Yurtsever’in,  Türkiye’de Sesli Betimleme Derneği’nden Emine Kolivar  ve  yurtdışından Önder İşlek ile yaptığı Sesli betimleme üzerine çift röportajı

Eylem

İlk yazıma herkesi selamlayarak başlamak istiyorum. Bu aralar vizyona giren “Benim Dünyam” adlı engellilik konusunu işleyen bir filmin görme ve işitme engelli bireylerin izlemeleri için bir düzenleme yapılmadan vizyona girmesi üzerine epeyce yazılıp çizildi.

Ben de bunun üzerine bir filmin görme ve işitme engellilerin izlemelerini nasıl kolaylaştırıldığı hakkında kamuoyunu ve kim bilir, belki de film yapımcılarını bilgilendirmeyi kendime görev bilip hem Türkiye’de bu işi yapan Sesli Betimleme Derneği(SEBEDER) ile  hem de yurtdışında bu işlerin nasıl yürüdüğünü deneyimlemiş bir arkadaşımla röportaj yapmayı uygun buldum.

Artık engelliler kanallara ve yapımcılara filmlerini betimletmeleri ve engelsiz hale getirmeleri için baskı yapıyor, bu alanda seslerini duyuruyorlar. Erişimde eşitliğin sağlanması açısından çok önemli bir adım bu.

Emine Kolivar

Emine Kolivar

Emine Kolivar, Boğaziçi Üniversitesi’nde tarih okudu. Sesli Betimleme’nin kuruluşundan itibaren içinde yer aldı. Derneğin kurucu üyesi ve yönetim kurulu üyesi. Sesli betimlemede metin yazarı ve seslendirmen olarak görev alıyor. Aynı zamanda yazılan metinlerin son kontrolleri ve yeni metin yazarlarının eğitimiyle ilgileniyor. Bir yandan da bir vakıfta tarih projeleri koordinatörü ve ayrıca Helesa isimli müzik grubunda solist olarak müziğe devam etmekte.

Eylem Yurtsever: Sesli Betimleme Derneği’nin nasıl kurulduğunu, hedeflerini ve bu hedeflere ulaşırken nasıl bir yöntem izlediğini anlatır mısınız?

Emine Kolivar: Sesli Betimleme, Boğaziçi Üniversitesi’nde öğrenci olduğumuz dönemlerde kuruldu. Tarih olarak 2006 senesine rastlamakta.  Tabii ki kurulduğunda dernek değildi. Küçük bir öğrenci grubu olarak kuruldu ve gönüllü öğrenci girişimi olarak 2010 senesine kadar devam etti.  Hedefleri zaman içerisinde şekillenip gelişse de ilk başta hedeflenen çok kısaca, görme engellilerin film izlerlerken yaşadıkları zorlukları ortadan kaldırmaktı. Dediğim gibi bu hedefler daha sonra geliştirildi, sadece filmleri kapsamadan tüm görsel malzemeyi; tiyatroları, dizileri, müze ve sergileri, ders kitaplarını kapsayan bir yere doğru evrildi.

Öğrenci grubu olarak başladığımız dönemde bu işi Türkiye’de yapan ilk ekiptik ve doğal olarak bu alanda hiçbir deneyimimiz yoktu. Süreç içerisinde görme engellilerin bizi yönlendirmesiyle, yurt dışındaki örnekleri takiple, metinler üzerinde çalışarak, kendi kurallar bütünümüzü oluşturduk. 2006 yılında yapılan ilk film Umut Aral’ın kısa metrajlı filmi “Çarpışma”’ydı. Grup daha sonra uzun metrajlı filmlerle yoluna devam ederken her geçen gün deneyimini artırdı ve Türkiye’de bir sesli betimleme kavramının oluşmasını, yaygınlaşmasını ve sonuç olarak da bu alanda engelliler tarafından bir talebin oluşmasını sağladı.

Artık engelliler kanallara ve yapımcılara filmlerini betimletmeleri ve engelsiz hale getirmeleri için baskı yapıyor, bu alanda seslerini duyuruyorlar. Erişimde eşitliğin sağlanması açısından çok önemli bir adım bu.

E.Y: Dernek nasıl kuruldu?

E.K: 2010 yılında daha kurumsal bir yapıya dönüşme amacıyla dernek oluşumuna gidildi.  Bu sürecin devamında daha profesyonel çalışmalar yapılmaya başlandı. Kanallarla ve film yapımcılarıyla görüşmeler, tiyatro betimlemeleri, yeni metin yazarları için eğitimler, montaj ekibinin oluşması ve daha sonraki süreçte işitme engellilerden gelen talepler doğrultusunda alt yazı ve işaret dili koyularak görsel malzemenin tamamen engelsiz hale getirilmesi bu sürecin ürünüdür.

Film yapımcılarına tabii ki teklifler götürüyoruz ama nedense Türkiye’de henüz yapımcılar özellikle DVD’lere bu formatı koymak konusunda hala biraz isteksizler.

E.Y:Betimleyeceğiniz filmleri nasıl seçiyorsunuz? Mesela film yapımcılarına filmlerini betimletmek için teklif götürüyor musunuz? İnisiyatif kullanıyor musunuz ya da görme&işitme engellilerden gelen talepleri göz önüne alıyor musunuz?

E.K: Hepsine birden evet böyle diye cevap verebilirim. Şöyle ki bazen örneğin ben bir filmi izliyorum ve “Bu filmi çok beğendim, sizin de seveceğinizi düşünüyorum” diyorum ve yazıyorum. Ya da bazen engellilerden film istekleri oluyor. Bu istekleri belli bir sıralamaya tabii tutarak hazırlıyoruz. Derneğimizin İnternet sitesi olan http://www.seslibetimlemederneği.com adresine yazarak film istenilebiliyor. Gene facebook ve twitter sayfamızdan da bizimle iletişime geçildiği takdirde mutlaka cevap veriyoruz.

Örneğin en son TRT’den yeni dizilerimiz gelecekti ve facebook adresimizden engellilere hangi dizilerin betimlenmesini istediklerini sorup onların fikirlerini aldık. Gelen istekleri değerlendiriyoruz şu anda. Film yapımcılarına tabii ki teklifler götürüyoruz ama nedense Türkiye’de henüz yapımcılar özellikle DVD’lere bu formatı koymak konusunda hala biraz isteksizler. DVD’sine betimleme yaptığımız filmlerin sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Av Mevsimi, Başka Dilde Aşk, Cenneti Beklerken filmlerini ilk aklıma gelenler olarak sayabilirim burada. Sesli betimlemeli olarak hazırlanan tüm filmlerin listesine derneğin İnternet adresinden ulaşılabilir.

En son “Benim Dünyam” filminde, Beren Saat’in oynadığı film, çok istek oldu. Hem görme engellilerden hem de işitme engellilerden… Zaten filmin konusu da bir engellinin hayatını anlatıyordu. Kesinlikle ve kesinlikle o filmin sinema salonları da dahil olmak üzere betimlemeli olarak sunulması gerekiyordu. Bu konuda bir basın duyurusu sitemize de koymuştuk. Bakalım, son görüşmelerimizde filmin yapımcıları DVD’sine bu formatı koyduracaklarını söylediler. Henüz herhangi bir hareket yok. Sadece bir görüşmede mi kaldı; yoksa uygulamaya geçecek mi bunu önümüzdeki günlerde göreceğiz. Gönül isterdi ki filmler, özellikle “Benim Dünyam” filmi sinema salonlarında da betimlemeli olarak izlensin; ama o fırsatı kaçırdık anladığım kadarıyla. En azından DVD’sine konulursa kesinlikle çok iyi olacak.

E.Y:Engelsiz Film kampanyası hakkında bilgi verebilir misiniz?

E.K: Sitede de görülebileceği üzere yapımcılara sesleniyoruz aslında o kampanyada. Onlar için mali açıdan külfet olmayacak bir teklif sunuyoruz. Ancak “bu kampanyayı düzelttikten sonra film yaptınız mı?” derseniz yapmadık. Yani burada yine aynı noktaya geliyoruz ki, yapımcılar, neden bilmiyorum, henüz filmlerini betimletmeye çok yanaşmıyorlar. Filmlerin DVD’sine bunları koydurmak konusunda çok da istekli değiller. Belki ticari kaygıları var. Bilmiyorum.

E.Y: Animasyonlar betimlediğinizi biliyorum, bu işi oldukça iyi yaptığınızı düşünüyorum; peki küçük çocuklar için çizgi filmler betimlemeyi düşündünüz mü? Mesele Tom ve Jerry?  Çok büyük bir meydan okuma olurdu herhalde; çünkü hemen hemen hiç konuşma yok. Bir çocukken özellikle günümüzde bile televizyonlarda yer alan o çizgi filmde ne olduğunu çok merak ederdim. Ya da Baks Bani’de tavşanın ne yapıp da avcıyı dumura uğrattığını…

E.K: Animasyon betimlemelerini severek yapıyorum.  Aynı şekilde komedi filmlerini hazırlamak da çok keyifli…  Biraz zorlayıcı oluyor, çok hızlı aktığı için ve normal hayatta göremeyeceğimiz bir sürü doğaüstü olayı anlatmamız gerektiği için. Ama bir yandan da çok eğlenceli.

Küçük çocuklar için çizgi film betimlemeyi çok arzu ediyoruz. Kanallarla yaptığımız her görüşmede bunu mutlaka dile getiriyorum. TRT’nin çocuk kanalını betimlesek ya da Digitürk’ün bir çocuk kanalını… Bu gerçekten çok harika olurdu. Görme engelli çocukların dünyasını da çok genişleteceğini, gören akranlarıyla eşitlenmeye yaklaşma açısından küçük de olsa bir adım olacağını düşünüyorum.  Şu aşamada çocuklar için yapabildiğimiz tek şey animasyonları betimlemek; ama tabii ki bunlar sadece çocuklara hitap etmiyor. Büyüklere hitap eden animasyonlar da betimliyoruz.

 

Görme engelli son kontrolcümüz, tüm filmleri baştan sonra dinleyip gerekli gördüğü yerleri hem düzelttiriyor hem de bize bir rapor sunuyor her film için.

E.Y: Filmlere betimleme metin yazma işlemini biraz anlatabilir misiniz?

E.K: Metin yazımı detaylı ve tecrübe gerektiren bir iş. Bazı temel kurallar çerçevesinde hareket etsek de her filme kendi bağlamında bir metin yazıyoruz. En başta dikkat ettiğimiz temel kural tabii ki betimlemenin filmdeki diyalogların üzerine gelmemesi. Çok çok önemli bir detay varsa şöyle bir girip çıkıyoruz o kadar…  Bunun haricinde metin yazarının ilk önce filmde iki konuşma arasındaki saniyeleri hesaplayıp konuşmak için ne kadar zamanı olduğunu bilmesi gerekiyor. O zaman aralığına sığacak bir metin yazması ve zamanı kısıtlı olduğu için tüm detayları veremiyorsa en önemlileri seçip, en az kelimeyle en çok detayı vermesi gerekiyor. Cümleler olabildiğinde kısa ve sade seçiliyor. Yaptığımız şey edebi metinler yazmak değil. Anlaşılır ve kulağı yormayan, az kelimeyle çok şeyi anlatan metinler yazmak.

Betimleme metninde kişileri, hareketleri, mimikleri, mekanları, mevsimi, film içerisindeki eylemleri anlatıyoruz. Metinler sadece anın nasıl geliştiğinden ziyade filmin bütününe hakim, filmin bağlamından kopmadan yazılıyor.

Metin yazımıyla betimleme süreci tamamlanmış olmuyor tabii ki. Filmlerin seslendirilme ve daha sonra montajlanma süreci var bir de. Aşama aşama gidecek olursak örneğin Kanal D’nin bir dizisi bize geldiğinde diziyi betimlemeli haliyle kanala teslim etmek için 48 saat süremiz oluyor. Tüm birimler hemen işe koyuluyor ve 48 saat boyunca iş bir birimden diğerine aktarılarak tamamlanıyor. Öncelikle metin yazarları filmin metnini oluşturuyorlar ve seslendirmene yollanıyor hazır olan metinler. Bu arada işaret dili çevirmenleriyle çekimler yapılıyor, başka bir taraftaysa alt yazısı hazırlanıyor. Hazır olan ses, filmin üzerine metin yazarının verdiği time code’lara uygun bir şekilde montajcı tarafından yerleştiriliyor. İşaret dili çekiminin de filmin içine gömülmesi ve alt yazı için srt dosyasının tamamlanmasıyla film hem görme hem de işitme engelliler için tamamen engelsiz bir hale gelmiş oluyor ancak kanala hemen teslim edilmiyor. Bu aşamada öncelikle kendi iç kontrolümüzden geçmesi gerekiyor. Görme engelli son kontrolcümüz, tüm filmleri baştan sonra dinleyip gerekli gördüğü yerleri hem düzelttiriyor hem de bize bir rapor sunuyor her film için.

E.Y: Filmin yanı sıra tiyatrolar da betimliyorsunuz, nasıl gerçekleştiğinden, hangi yöntemleri izlediğinizden de biraz bahsedebilir misiniz?

E.K: Tiyatro betimleme metinleriyle film metinleri aynı özellikleri taşısalar da oluşma süreçleri birbirinden farklı. Filmlerde yazılan metin stüdyoda seslendiriliyor ve montajlanıyor. Simultane bir süreç değil. Stüdyoda sesi defalarca okuyabilir, montajda düzeltmeler yapabilirsiniz. Ancak tiyatroda simultane (eşzamanlı) anlatım söz konusu. Tiyatronun genel prova çekimlerini alıp üzerinde çalışıyor, metnimizi hazırlıyoruz. Seslendirme provalarıyla tiyatrodaki simultane okumaya hazırlanıyor ve gösterim sırasında sahneye hakim bir kabine yerleşiyoruz. Görme engelliler salona girişte kendilerine verilen kulaklıklarla tiyatrodaki betimlemeleri dinliyorlar.

Animasyon yazmak da çok zordur; çünkü film çok hızlı ilerler ve siz o ritmi yakalamaya çalışırken mesela üç saniye gibi çok kısa bir sürede bir sürü eylem gerçekleşir.

E.Y: Peki, hiç sessiz film betimlediniz mi? Mesela Nuri Bilge Ceylan’ın Üç Maymun’u ya da festivallerde ödül alan filmleri…

E.K: Nuri Bilge Ceylan’dan film betimlemedik henüz; ama çok az konuşma olan bir film örneği verecek olursam Selim Güneş’in yönetmenliğini yaptığı “Kar Beyaz” adlı filmi betimlemiştim. Sabahattin Ali’nin “Ayran” isimli hikâyesinden uyarlanan, Artvin’de, karın içerisinde; doğada çekilmiş çok güzel bir filmdi. Elbette kelimelere döküldüğünde birbirini tekrar eden doğa betimlemeleriyle yavaş akıyordu ama zaten her filmin kendi içerisinde bir zorluğu vardır. Animasyon yazmak da çok zordur; çünkü film çok hızlı ilerler ve siz o ritmi yakalamaya çalışırken mesela üç saniye gibi çok kısa bir sürede bir sürü eylem gerçekleşir. Sonra komedi filmlerini yazmak zordur. O duyguyu, mimikleri anlatabilmek bazen gerçekten terletir.

E.Y: Derneğinizin adı Sesli Betimleme olduğu ve tüzüğünüzün amaçlarında yer alan bir şey olduğu için soruyorum: Karikatür ya da çizgi roman betimlemeyi düşündünüz mü?

E.K:Karikatür ya da çizgi roman betimlemeyi elbette düşünüyoruz. Önümüzdeki günlerde destekçi bulduğumuz takdirde başlayacağımız alanlardan birisi de bu.

E.Y: İşitme engelliler için tercümanı nasıl temin ediyorsunuz? Dernekte çalışan bir tercümanınız var mı?

E.K: Tek işi dernekte çalışmak olan bir tercümanımız yok; ama dışarıdan bizimle çalışan tercümanlarımız var. Hepsi de sertifikalı tercümanlar ve kendi alanlarında son derece deneyimliler. Bazılarının TRT deneyimi de var.  Onlarla çalışmaya devam ediyoruz ve çok güzel geri dönüşler alıyoruz. Zaten bence derneğin en güzel tarafı gelen iyi ve kötü eleştirileri dikkate alıp çalışmalarını o doğrultuda yönlendiriyor olması.

E.Y: Yaptığımız bu röportaj dagmedya.net sitesinde yayımlanacak. Film sektörüyle ilgili ya da bu yazıyı okuyacak olanlara son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mıdır? Mesela destekleyici olmak isteyen ya da derneğe bağışta bulunmak isteyen birisi nasıl bir yol izleyebilir…

E.K: Sitemizde iletişim bilgilerimiz var. Oradan başvurabilirler bize. Daha yapılacak çok iş gidilecek çok yol var…

 

Sesli Betimlemenin Yurt Dışında Nasıl Olduğunu da Önder İşlek ile Konuştuk

Önder İşlek, Eğitimde Görme Engelliler Derneği’nin mail grubuna sesli betimleme ile ilgili bir mail yazmıştı. Ben de maili okuduğumda tam SEBİDER’le yaptığım röportajı deşifre etmekteydim.

Önder İşlek

Önder İşlek

Benim için harikulade bir tesadüftü bu. Bunun üzerine kendisiyle bir röportaj yapmayı önerdim ve sağ olsun kabul etti.

Önder İşlek kimdir?
 Antakya doğumlu. Okul Öncesi Öğretmenliği mezunu. Birkaç ay öğretmenlik yapabilmiş. Sonra her nedense engelli olduğu için görevine son verilmiş. (Önder İşlek az görebiliyor)

Eylem Yurtsever: Ne kadardır yurtdışında sinemaya gidiyorsunuz? Amerika’da ve İngiltere’de.

Ö.İ:  Yaklaşık üç buçuk yıldır.

E.Y: Sinemaya gittiğinde filmi nasıl izlemeyi tercih edersiniz? Mesela ön sıralarda mı.

Genelde arkadaş grubuyla gitmeyi seviyorum. Tercih ettiğim yer genelde salonun arkasına doğru. En arkanın bir-iki önü. Dar bir görme alanım olduğu için arkalarda olduğum zaman daha geniş bir alanı görüyorum. Önde olsam ekranın hepsini göremeyeceğim; ama gördüğüm noktada ne olup bittiğini biraz daha net görebileceğim. Sonuç olarak arka ortalara doğru bir yeri tercih ediyorum.

 

E.Y: Yanındaki arkadaşlara filmin anlamadığın yerlerini sorma girişimin oluyor mu?

Ö.İ: Tabii… ama çoğu zaman gittiğim arkadaşların büyük bir çoğunluğu film bittikten sonra oturup tartışmayı çok seviyor. Bazı yerlerde iki-üç adam konuşuyordur. Birden küt diye bir ses duyuyorsundur, hiçbir konuşma yoktur… Filmi kaçırmamak için bazen soruyorum; ama sürekli konuşmaların olduğu bir zaman arkadaş konuşmayı kaçırmasın, dikkati dağılmasın diye sormuyorum.

E.Y: Peki ne kadar zamandır sesli betimlemeden yararlanıyorsunuz?

Ö.İ: Bir yıldan biraz fazla. Yani on dört aydır diyebilirim. İngiltere’ye geldikten sonra. Aslında Amerika’da sesli betimleme olduğunu da öğrenmiştim; ama Genelde çalışan insanlar sürekli değişir orada. Türkiye’de memur mantığı orada yok. Pazartesi günü 06.00 ile 14.00 arası üç tane memur lazım… Yani öğrenci tarzı. Geçici memurlar gelir. Saat başı çalışırlar. Salı günü başka adam, çarşamba başka. Hatta aynı gün içinde değişir. Bu nedenle böyle bir sistem varsa bile genelde insanlar bilmiyor.

 

İngiltere’deki sesli betimleme cihazı bilgisayar kulaklığı gibi bir şey. Kablosuz. Arkasında bir açıp kapatma düğmesi, bir de kanal değiştirme düğmesi var. Her iki kulakta da sesi açıp kapama tekerleği var.

E.Y: Sesli betimlemede kullanılan cihazları bana tarif eder misiniz?

Ö.İ: İngiltere’den önce Amerika’dayken elime bir cihaz vermişlerdi. Cep telefonu,İphone ya da Galaksilerden biraz daha geniş hali. Boyu aşağı yukarı aynıdır; ama daha geniş bir cihaz. Altında ayağı olan, masa lambası gibi. Koltuklardaki içecek koyma yerine o ayak tarafını içecek koyma yerine koyuyorsun. Ekranı da önüne doğru çekiyorsun. Filmlerdeki konuşmalar o cihazda yazılı olarak geçiyor.
Bu cihaz işitme engelliler için tabii.

İşte biz “sesli betimleme var mı?” deyince o cihazı vermişlerdi. Nasıl bir şey sormaya da utanıyorsun. O turduk, açma kapama düğmesinden nasıl çalıştığını çözdük ve bunun bizim aradığımız bir şey olmadığını anladık. Aslında çıkarken de sorduk: “Bu işitme engelliler için, görmeyenler için bir cihaz var mı,” diye. Tek cihazlarının bu olduğunu söylediler.

Bir hocam vardı, Philip. Yahudi kökenli. Almanya’dan göçmüş. Annesi doksan yaşlarında. Sonradan yaşa bağlı olarak görmesini tamamen kaybetmiş. Bir gün annesiyle birlikte sinemaya gitmişler sesli betimlemeli diye. Ona bir kulaklık vermişler. Sonra onun işitme engelliler için olduğu anlaşılmış. Sesi çok yüksek veren bir kulaklıkmış. Hocam kulaklığı geri götürmüş. Bir kulaklık daha vermişler. Hocam sormuş: “Anne betimlemeyi duyuyor musun?”

“Evet,” demiş. “Çok güzel…”

Halbuki yine aynı kulaklığı vermişler. Kadın da oğlu filmi kaçırmasın diye aynı kulaklıklardan olduğunu söylememiş. Tabii çıkarken kızmış sinemadakilere. Parasını geri almış. Ama İngiltere’deki sesli betimleme cihazı bilgisayar kulaklığı gibi bir şey. Kablosuz. Arkasında bir açıp kapatma düğmesi, bir de kanal değiştirme düğmesi var. Her iki kulakta da sesi açıp kapama tekerleği var.

Kanallardan birincisi filmde geçen sesleri çok daha yüksek sesle vermesini sağlıyor işitmeyenler için. İkinci kanal da sesli betimlemeyi veriyor. İstersem soldaki kulaklığın sesini çok kısıp ya da kapatıp sadece sağdaki betimlemeyi dinleyebiliyorum.

Amerika’da bir-iki film var sesli betimlemeli.  İngiltere’de öyle bir sıkıntım yok. Trene atlayıp sinemaya gitsem on film dönüyorsa, tahminimce sekizi sesli betimlemelidir.

E.Y: Tiyatroya gidiyor musunuz?

Ö.İ: Bir iki defa gittim ama okuldakilere gittim. Profesyonel tiyatroya gitmedim. Okuldakilerde de sesli betimleme yoktu zaten. Amerika’da önceden belirtme şartıyla sesli betimleme sağlıyorlarmış.

E.Y: Son olarak bir şey belirtmek isterseniz ne derdiniz?

Amerika’da bir-iki film var sesli betimlemeli. Onlar da sadece haftanın belirli günlerinde bir iki seansta izlenebiliyor. Yani çok sınırlı; ama İngiltere’de öyle bir sıkıntım yok. Ben şu anda canım sıkılıp trene atlayıp sinemaya gitsem on film dönüyorsa, tahminimce sekizi sesli betimlemelidir. Yani filme bilet alırken hiç sormuyorum bile sesli betimlemeli olup olmadığını.  Neredeyse eminim betimlemeli olacaktır…

İngiltere engellilik konusunda Amerika’dan geri; ama sinemada bilmiyorum, nasıl bir bilinç oturmuşsa… ayrıca sinema biletleri de ucuz. Bir hamburger parası..

Bir de “Benim Dünyam” filmiyle ilgili birkaç şey söylemek istiyorum:

Neden Türkiye’deki çift engelli yani kör-sağır insanlardan değil de herkesçe bilinen Helen Keller’dan ilham alarak bir film çekmişler anlamıyorum. Ayrıca bunun Türkiye gerçeklerini yansıttığını da düşünmüyorum. Türkiye’de zincirlenmiş, evlerine hapsedilmiş bir sürü engelli varken, bu filmin gerçeklerden uzak olduğunu düşünüyorum.

***

Sonuç:

Ben de Önder’e katılıyorum. Açıkçası filmi izlemek için sinemaya gitmem gerektiğini düşünüyordum; çünkü bu filmden yola çıkarak yazmıştım bu yazımı ve film hakkında bir fikrim olmalıydı. Ne var ki, okuduğum köşe yazılarından filmin oldukça dramatik olduğu izlenimini almıştım. Üstelik bir görme engelli olan benim için özel bir düzenleme yapmayan, hedef kitlesi engelli olmasına rağmen bunu önemsemeyen bir filme para vermek hiç de doğru gelmedi bana.

Eğer “Türkiye’de örnek bir engelli film var mı?” diye soruyorsanız kendinize, “Başka Dilde Aşk” sorunuzun cevabı olacaktır.

Sonuç olarak, umarım bu yazımla sesli betimlemenin nasıl yapıldığıyla ve ne kadar önemli olduğuyla ilgili zihninizde bir fikir oluşmasını sağlayabilmişimdir.

 

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Eylem Yurtsever

13.08.1990′da İzmir’de doğdu. İlkokulu Aşık Veysel Görme Engelliler İlköğretim Okulu’nda, Liseyi Bornova Mustafa Kemal Lisesi’nde okudu. Lisede ilk olarak yabancı dil bölümünü bir yıl okuduktan sonra elde olmayan bazı aksilikler nedeniyle Türkçe sosyal bölümüne geçti. İlkokulda bir yıl boyunca İzmir Uğur Mumcu tiyatrosunda tiyatro eğitimi aldı. Eğitim alırken tiyatro öğretmeni tarafından yazmaya teşvik edildi. O zamanlar yazdıklarını beğenmediği için yazdıklarını yok ederek liseye kadar yazmaya ara verdi. Liseden itibaren yazdıklarını İnternet sitelerinde yayınlamaya başladı. Liseden bu yana yani 2005′ten 2012′ye kadar altı buçuk yıldır bir roman üzerinde çalışmakta. İlk olarak Ege Üniversitesi Radyo Televizyon sinema bölümünde bir yıl okuduktan sonra İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı’na geçti. Radyo Televizyon Sinema bölümündeyken bir İnternet radyosu için bir güvercin eğiticisiyle, bir şair ve bir klarnet sanatçısıyla, Gülçiçek Kimya ve Sanayi adlı bir parfüm ve esans fabrikasıyla, körlerin aikido yapamayacağını savunan bir aikido hocasıyla ve ardından körlerin aikidoyu yapabileceklerini savunan bir hocayla röportaj yaparak karşıt görüşleri bir araya getirdi ve bizzat kıyasladı. İzmir’de bir grup görme engelli, bir grup gören öğrenci ile karma olarak Türkiye’de ilk defa bir aikido hocasının desteğiyle aikido öğrenmeye başladı. Uygun bir fırsatta aikido eğitimini sürdürmeyi planlamakta. Üniversite yıllarında engellilerin; otobüslerde durakların seslendirilmesi, ÖSYM sınavlarında sınavların engellilere uyarlanması için bazı sloganlar yazdı ve eylemlerin planlanmasına kendince destek verdi. Engelsiz Erişim Derneği’nin kurucularından biri. Şu günlerde okula bir yıl ara verip memuriyet sınavına girerek Manisa MEB’de memur olarak çalışıyor. Para kazanır kazanmaz çocukluğundan beri istediği şey olan bateri kursuna başladı ve yaklaşık sekiz aydır bateri çalıyor. Yapmaktan hoşlandığı şeyler: Amatörce parfüm yapmak, kitap okumak, yazı yazmak. 2013 Kasım ayında Dağ Medya'ya katıldı. Ve engelliler üzerine yazılar ve röportajlar hazırlamakta.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir