Geçmişten geleceğe uzanan müzeler

Uluslararası Zoolojik Adlandırma Komisyonu (ICZN)’nun toplantılarından biri dünyanın dört bir yanından gelen bilim insanları ile Singapur’da toplanıyor. Komisyonun Başkanı Dr. Jan van Tol da bu vesileyle Singapur Ulusal Üniversitesi (NUS)’nde Raffles Müzesinin daveti üzerine türlerin adlandırılması ve biyoçeşitlilik üzerine bir sunum yaptı. Aynı zamanda Leiden-Hollanda’daki Naturalis Biyoçeşitlilik Merkezinin başkanı olan Dr. Tol, üç enstitünün birleşimiyle oluşturulmuş olan bu merkezin toplam 37 milyon örneğiyle, dünyada beşinci büyük koleksiyona ev sahipliği yaptığını vurguladı. Bitki ve hayvanlarda ikili isimlendirmeyi başlatmış olan İsveçli Biyolog, Hekim ve Fizikçi Carl Linneaus’un çağından bu yana taksonomi (sınıflandırma) alanında pek çok gelişmeler yaşandı. Taksonomi bilimi, biyoçeşitliliği ve biyolojiyi anlamlandırmak için bir nevi belkemiği. Bütün biyolojik bilgiler tür tanımına bağlı. Dünyanın farklı yerlerinde farklı dillerde iletişim kuran biyologlar, konu tür tanımlarına geldiğinde  ICZN’nin de yirminci yüzyılın başından bu yana sağladığı altyapı sayesinde aynı yerde buluşuyorlar.

12-29

SIÇANCIK MI BÜLBÜL MÜ?

Türkiye’nin farklı bölgelerinde dahi aynı tür, çok farklı adlandırılabiliyor. Örneğin Yalova’da sıçancık, yine halk arasında bokluca bülbül olarak bilinen çitkuşu eğer Latince ismi Troglodytes troglodytes olmasaydı, aynı kuş ile ilgili yayınlar yapmış, yazılar yazmış insanlar birbirleriyle nasıl anlaşacaktı? 1758’de Linneaus’un getirdiği bu kuraldan, yani cins ve o cinsin değişik türlerini belirtmek için kullanılan ve türün genel özelliklerine bağlı olarak seçilmiş bağımsız bir kelimeden oluşan ikili isimlendirmeden önce bir türü tanımlamak için uzun cümleler kullanılıyordu. Devir değişse de bu kuralların hâlâ geçerli olması, biyoçeşitliliğe dair elde edilen bilgilerde istikrarlı ve standart bir yöntemi sağlayabilmek için söz konusu. Konuşmanın asıl başlığı ise ICZN’nin dünyanın pek çok yerindeki müzeyle iş birliği yürüterek başlattıkları ‘Zoobank’ Projesi idi. Bu proje kapsamında 2014’ün sonuna doğru müze koleksiyonunda bulunan yaklaşık 7 milyon numuneyi ‘dijitalleştirmeyi’ hedefliyorlar.

NE ANLAMA GELİYOR?

Müzelerle ilgili algımız kökünden değişecek demek. Müzeler artık koleksiyonun olduğu duvarlar arasından ibaret olmayacak, sergilenenler küçük bilgi kartlarının yahut sesli rehberin monoloğumsu anlatımlarından taşıp, çok daha etkileşimli bir hale bürünecek, halk sergilenenlere sadece belli bir zaman dilimi ve mekan içinde ulaşmakla kalmayıp sergilerin tasarlanmasında bizzat yer alacak demek. Bu durum ayrıca halkın araştırma kısmına daha çok katılması anlamına da geliyor. Örneğin çektiğiniz bir yaprak fotoğrafını konum adresi ile birlikte müzeye bildirirseniz, ilgili araştırmacılar o fotoğraf üzerinden ağacın türünü tespit edebilecek, böylece çeşitli kaynaklardan gelen bilgiler kullanılarak ağaçların konum ve türleri kaydedilebilecek.

NEDEN ÖNEMLİ?

Küresel ısınma, istilacı türler, doğal yaşam alanlarının zarar görmesi, yok edilmesi gibi pek çok değişken durum hızlı karar verme mekanizmalarını gerektiriyor. Önlem almak ve karar vermek de pek tabii bilgi sahibi olmaktan geçiyor. Bilgi sahibi olmak da sadece müzeye gidebilenler ile sınırlı kalmamalı, pek çok kişinin müzelerin sağladığı kaynaklara erişimi mümkün olmalı, ki bu durum da halkın bilimin daha çok içinde olmasını, yani katılımcı bilimi yaygınlaştıracak. (Evrensel )

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir