Mutluluk İmalat Sanayi Ticaret Limited Şirketi: Acun Ilıcalı

H. Bahadır Türk
(27.11.2013/Birikim)

I.

11 Ekim 1989’da Turgut Özal, İstanbul Halkalı Toplu Konut Bölgesi’nde yaptığı konuşmanın ardından bir muhabirin kendisine yönelttiği “Ben bir gazeteciyim, 650 bin lira maaş alıyorum. Gazetenin yaptırdığı konutların en ucuzu 35 milyon. Ben nasıl konut alacağım?” sorusuna 1962’de kendisinin de benzeri bir durumda kaldığını ama hiç korkmadan borçlandığını söyleyerek yanıt verir ve ekler: “Bugün biraz cesaret, biraz teşebbüs sahibi olmak insanlara ev sahibi olmaya yardım eder.”[1]

Tam ekran yakalama 28.11.2013 161346

Uzunca bir süredir “televizyonun dahi çocuğu” olarak hayatımızda olan Acun Ilıcalı, Özal’ın “biraz cesaret, biraz teşebbüs” formülünün kanlı canlı hali aslında. Bağdat Caddesi’nde kot satan bir dükkanı varken iflas edişinin ardından futbol bilgisiyle gözüne girdiği İlker Yasin’in elinden tutmasıyla spor muhabirliğine geçişi, Şansal Büyüka’yla çalışmaya başlaması ve Televole yılları, Televole içindeki küçük bir bölümün Acun Firarda adıyla ayrı bir program olarak devam edecek kadar sevilmesi, Var Mısın Yok Musun’la televizyon yapımcılığına doğru ilk büyük ve kurumsal adımını atışı; Fear Factor, Survivor, O Ses Türkiye, Yetenek Sizsiniz gibi büyük televizyon hitlerini Türk seyircisiyle tanıştırması, bu programların Türk seyircisi tarafından çok beğenilmesi ve son olarak TV 8’i satın alması. İşte size pırıl pırıl cildiyle karşımızda duran bir başarı hikâyesi daha.

II.

28 Ekim 1989’da Turgut Özal, Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in onuruna verdiği yemekte şunları söyler: “Sayın Cumhurbaşkanım; hakikaten size Türkiye, bu ülke çok şey borçludur. Bunu en samimi şekilde, kalbimden gelerek söylüyorum. Ümit ediyorum ki sizlerden sonra gelecekler de bu memlekete sizin yaptığınız hizmeti yapabilsinler. Türkiye bugün çok ileri bir noktaya (…) gelmiştir. Önümüzdeki yıllar bunun devam edeceğini gösteriyor. Sistem iyi kurulmuştur. İyi insanlar yetişmiştir.”[2]

Acun Ilıcalı, Özal’ın çeşitli konuşmalarında dile getirdiği “müteşebbis” olarak “iyi insan” profilinin mükemmel bir örneğidir. Demin de söylediğim gibi, risk almaktan kaçınmaz. TV 8 hamlesiyle ilgili olarak bir söyleşisinde “Risk aldığımı düşünüyorum evet. Ama hayatımda hep risk aldığım için bu noktadayım zaten. Kendi matematiğimde aptalca bir risk almadım. Sezgilerime ve elbette kendime güveniyorum” der mesela.[3] Henüz 24 yaşındayken kendi deyişiyle “yaşanılacak her şeyi yaşamış” biridir o: “Annemi babamı kaybetmişim, kendim trafik kazası geçirmişim, yanımdaki arkadaşım ölmüş, evlenmişim, boşanmışım, iflas etmişim, okuldan atılmışım.”[4] Dolayısıyla genç yaşına rağmen görmüş geçirmiş biri olarak risklerle yüzleşmekten de, fırsat kovalamaktan da asla imtina etmez. Risklerle dolu televizyon piyasasında kazandığı başarılarla sivrilttiği varlığı bunun canlı bir kanıtıdır. Fatih Altaylı; Acun Ilıcalı’nın TV 8’i satın almasının kopardığı gürültüyle ilgili olarak o her zamanki sevimli üslubuyla şunları yazarken onun bu risklerle boğuşan kendini kanıtlamış başarılı müteşebbis yönüne vurgu yapar: “(…) Bugüne kadar yaptığı tüm televizyon programlarının toplam reytingi Acun’un bir gecede aldığı reytinge yetişemeyenler Acun’a ya akıl veriyorlar ya eleştiriyorlar. Başbakan dedi ya, ben de rahatlıkla söyleyebilirim artık: Ulan televizyon programları yaparak kazandığı parayla televizyon kanalı satın alacak hale gelmiş, Türk televizyonlarının gelmiş geçmiş en başarılı adamı bilmiyor da siz mi biliyorsunuz?”[5]

Katıldığı programlarda ve kendisiyle yapılan söyleşilerde genellikle başarısını halka yakınlıkla açıklar. Aslında dışarıda neyse, televizyonda da odur. Samimidir, içtendir, bizden biridir. Zaten Var Mısın Yok Musun ya da Survivor gibi programlarda sevildiğini hissettiği herkese yönelttiği “Seni çok sevdik, samimi, sempatik bir arkadaşımızsın” iltifatı biraz da onun yücelttiği bu samimiyet değerinin bir uzantısıdır. Eğlencelidir. Yarışmacıya ya da jüriye takılan hali, “gülmekten konuşamama” jesti ve espri yapmadan önce seyircisiyle yaşadığı o kısa “bakın şimdi ne söyleyeceğim” hoşlukları programlarının olmazsa olmazlarındandır. Pek çok kişi için “Acun” ya “Acun Abi”dir. Büyüklerine, özellikle de -her yeni zaman muktediri gibi- Başbakan’a derin bir muhabbet bağıyla bağlıdır (Başbakan’ın annesinin vefatı üzerine Yok Böyle Dans programının yayınını ertelemiştir örneğin) ve bunu yine çeşitli vesilelerle dile getirmekten geri durmaz. Bir “sıfırdan zirveye” kıssası olarak, pek çok genç için rol modelidir.[6] Bununla birlikte televizyon alemindeki mutlak muzaffer halinin sırrını çekinmeden paylaşacak kadar da alçakgönüllüdür: “Burada nasılsam ekranda öyle olabilme yeteneğim var. Burada başka, ekranda başka olmuyorum. Halk bunu anladı ve beni evlerine kabul etti. Bu sayede bulunduğum ortamı da ısıtıyorum. Yanımdaki insanlar da doğallaşıyor, kendileri gibi davranmaya başlıyor.”[7]

Keskin gözlü bir trend avcısıdır. Başbakan’ın şu sıralar sıkça dile getirdiği ve artık bıktırıcı bir suistimal noktasına gelen Ahmet Kaya övgüsüyle, Kemal Kılıçdaroğlu’nun aynı minvaldeki “öz hakiki Ahmet Kaya” kestirimlerinde kendisini gösteren yine Ahmet Kaya merkezli itibar iadesi çabaları bu kadar belirginleşmeden önce, hakim siyasal hava içinde tersine esmeye başlayan rüzgarların kokusunu da aldığından mıdır bilinmez, O Ses Türkiye programında, Ahmet Kaya “gibi” şarkı söyleyen bir yarışmacıyı, Mustafa Bozkurt’u “keşfetmiş”tir örneğin.

Yaptığı programın türü ne olursa olsun, özü itibariyle işi “ilginç/dikkat çekici/pozitif enerji veren tipler” keşfetmek olan bir ekran kaşifidir o. Keşfedip kitleye sunduğu figürlerin başka televizyon programlarındaki varlığının daimi olarak kendi başarılarının altını çizeceğinin farkındadır. Reklam yıldızlığı ve dizi oyunculuğuna terfi eden –hadi yarışmalardaki gibi sadece ön isimleriyle analım- Merve, Hakan, Hilmi Cem ya da yemek programı yapmaya başlayan Nursel gibi figürler, doğrudan Acun Medya bünyesinde çalışmaya başlayan Hanzade gibi isimler yahut Türk televizyon tarihinin bence en fenomen yarışmacısı olarak kendi “Acun Firarda”sını yapacakken deneme çekimlerinden sonra Acun Medya’nın “Şu andan itibaren ocak dışındasın” dediği 3T Taner bu renkli figürlerden sadece birkaçıdır. Acun Ilıcalı’nın seyirciye sunduğu şey aslında sonsuz bir tipler galerisidir. Bazen bu motivasyonu, onu ekranda deney yapan bir laboratuvar insanına yaklaştırır. Sözgelimi “İnşallah senin için küçük açarım canım abicim” gibi sevgi dolu temennilerin eşlik ettiği Var Mısın Yok Musun’daki yarışmacıları Survivor’da da yarıştırarak her biri şirinlik kumkuması olan bu yarışmacıların koşullar zorlaşınca sucuk ekmek için birbirini boğazlamaya hazır müsabıklara dönüştüğünü görmemizi ve Thomas Hobbes’un ruhuna fatiha okumamızı sağlamışlığı da vardır.

Bir başka özelliği de rahatlığı ve kendi deyişiyle “large”lığıdır. Tişört ve parmak arası terlik insanı olduğunu sıkça vurgular. Ekranda ağırlıklı olarak siyah tişört/gömlek ya da Survivor dönemlerinde gördüğümüz renkli desenli tişörtlere arz-ı endam eder. Anlatmaktan bıkmadığı ve muhabirlik döneminden bugünlere uzanan son dakikada iş yetiştirmek, ofiste uyuyacak yer aramak, her yere gecikmek gibi hasletlerini, yine her fırsatta anlattığı 1998’de Dünya Kupası’nda muhabir olarak görevliyken İstanbul’a kanalından habersiz olarak gelmek ve canlı yayında telefonla Brezilyalı taraftarlar arasından konuşuyormuş gibi yapmak türünden şirinliklerini kural tanımaz ama sempatik, dağınık ama samimi imajını cilalamak için kullanırken, bu hallerini kendine özgü başarı anlatısının küçük bir parçası olarak hep bir kenarda canlı tutar.

III.

27 Aralık 1988’de Turgut Özal yaklaşan yerel seçimlerle ilgili olarak bir muhabirin sorduğu “aday tespitlerinde milletvekillerinin tavsiyeleri nasıl değerlendirilecek” sorusuna büyük bir gururla şu yanıtı verir: “Onların getirdiği bilgileri kompütere koyacağız. Biliyorsunuz biz gayet modern çalışan bir partiyiz. O bilgisayar bize bu konuda derlenmiş, tasnif edilmiş bilgileri hazır olarak verecek.”[8]

Acun Ilıcalı da çalıştırdığı yüzün üzerindeki Acun Medya çalışanıyla sonsuz bir teknoloji aşığıdır. Sürekli bir yerlere geç kalsa da televizyon dünyasında olan biten her şeyi takip eder. Panama-İstanbul arasında sıkça gerçekleştirdiği uçuşlarda ve sürekli seferleri kaçırdığı ya da uçuşlara geç kaldığı için satın aldığı uçağında[9], her biri onu bugünlere getiren ve yapımcılığını yürüttüğü bir televizyon programının adını taşıyan üç teknesinde[10] hızı-yaşamı ve işi bir arada teneffüs eder. Acunn.com’dan izleyicilere sunduğu anketlerle çok önemsediği halkın nabzını tutma işlevini, alamet-i farikası hız olan iş yapma biçiminin her anına yedirir. Kendi deyişiyle “hayattaki her şeyi hızlı seven” biridir çünkü.[11] Survivor’daki oy dağılımını seçim sonuçlarına nazire yaparcasına bölge ve il dağılımları üzerinden –şeffaf yayıncılık anlayışının gereği- kitlesiyle paylaşmak gibi jestlerden de geri durmaz.

Kuru ve soğuk bir işadamı imajından hasssiyetle uzak durur. Teknolojiyle haşır neşir olmanın zorunluluk olduğu bir sektörde çalışsa da bunun ruhunu kirletmesine izin vermez. Onun önemsediği insani değerleri vardır. Kurduğu medya şirketinin asli karakteristiğinin arkadaşlık ortamı olduğunun her fırsatta bilinmesini ister. Parada pulda gözü olmadığını hep vurgular. Show Tv’den alacakları yüzünden batma noktasına gelse de karşılıklı itimat ilkesine dayanmayı seçmiştir hep. Ama tabii ki bir piyasa oyuncusu olarak saf da değildir. “Hayatım boyunca paradan para kazanmadım. Sürekli bir şeyler ürettim”[12] dese de “Uzun yıllardır tanıdığı, güvendiği, çok sevdiği arkadaşları”ndan oluşan bir kurumun “Parasını borsada bire beş yaptıklarını”[13] söyleyen de yine odur.

Tüm çalışanlarını tatile götürmek, her fırsatta çok çalıştıklarını ama çok da eğlendiklerini vurgulamak, çalışanlarıyla yaptığı halı saha maçları, ayak tenisi müsabakaları gibi faaliyetleri seyirciyle paylaşmak gibi etkinlikler onun çalışanlarıyla abi-kardeş, baba-oğul, onlar da olmadı arkadaş gibi olan bir patron tipi (ki en korkutucusudur aslında) olarak öne çıkmasına hizmet eder.

 

IV.

2 Mart 1989’da Turgut Özal, düzenlediği bir basın toplantısında kendisine sorulan Monaco-Galatasaray maçıyla ilgili soruyu, Köln’deki rövanş maçına yönelik şu hatırlatmayı yaparak yanıtlar: “Çok iyi hazırlanmalarında fayda var. Hiç olmazsa ben de kullanayım, ANAP iktidarı zamanında bir dömi final oynayalım değil mi? Olmamış şeyler hep bizim devrimizde oluyor. Çağ atlıyoruz.”[14]

Özal’ın futbol sevgisini anımsatan ve futbolu da malzemeye çevirmeye iştahlı bir temayül, Acun Ilıcalı’da da karşımıza çıkar. Playstation tutkusu (ki kastedilen FIFA/PES oyunlarına duyulan tutkudur), futbol muhabirliği, futbolcu arkadaşlar, futbol sevgisinden türettiği programlar (Örneğin Sergen, Boliç, Nouma, Tanju, Hakan Ünsal, Van Hooijdonk gibi oyuncuların takımlarının mücadele ettiği bir futbol turnuvası olan ve Show Tv’de yayınlanan 2009 tarihli Devler Ligi), Sergen Yalçın/Emre Belözoğlu/Arda Turan/Adana topraklarına ayak basmış en kötü futbolculardan biri olan Gökhan Şükür/Ümit Karan/Rıdvan Dilmen gibi isimlerle bazen iş paslaşmasına dayanan güç birliği örnekleri, Survivor gibi programlara yedirdiği küçük halı saha gösterileri ve hiç fena sayılamayacak kendi futbol performansı, Hakan Şükür’ün oğlunun sünnet töreni gibi nümayişlerde kameralara peynir reklamındaki mutlu çocuklar gibi gülümseyen, sıcacık aurasıyla el sallaması gibi anlar ve hususiyetler hep bu sevginin altını çizer. İşine ve hayatına bakışında da futbol tutkusunun izleri görülür bazen: “Futbol terimiyle konuşayım, pozisyon gereği istemeden faul yaparsın mesela. Bir de kasti faul vardır. İşte bana hayatta kasti faul yapan insanları, zirveye gelirken beni indirmeye çalışan, karalayan insanları hayatıma sokmam.”[15]

 

V.

22 Mart 1989’da Turgut Özal, kendisine yöneltilen hayat pahalılığı eleştirileriyle ilgili olarak şunları söyler: “Hayat pahalılığı dedikleri şey aslında geçim sıkıntısıdır. Ana sebebi enflasyon sıfır olsa da olacaktır. Çünkü hayat pahalılığı sizin imkanlarınızla, sizin arzularınız arasındaki farktır. Çok şey istersiniz, ama hepsini alamazsınız. Türkiye’de çeşit çeşit şeyler varken, illa aynısını ben de alacağım diye düşünür, ona da güçleri yetmezse geçim darlığından bahsedip ‘Hayat pahalılığı zordur’ filan demeye başlarlar.”[16]

Özal’ın tanısaydı seveceğine çok emin olduğum, zamanımızın bir başka kahramanı olarak Acun Ilıcalı, yine Özal’ın işaret ettiği o imkanlarla arzular arasındaki farkın mühendisi aslında. Bu fark ne kadar büyük olursa olsun, televizyon karşısındaki kitlenin sahip olduğu eğreti eşitliğin ekranda aradığı simyayı çözmüş bir ahir zaman büyücüsü. Mutluluk imalatından para kazanan bir, o ünlü Ağlayan Çocuk imgesinin gölgesinde kalmış ve bir zamanlar esnaf duvarlarını süsleyen bir başka popüler resme atıfla söylemek gerekirse, “peşin satan”. “Veresiye satan”ın pişmanlıkla kafasını kaşıyan yoksunluğunun zıddı, gururlu ve gösterişçi bir zenginlik halinin sembolü. Uzun bir “gülümseyin çekiyorum” anı gibi varlığı.

Tv 8’in yayın politikasını açıklarken söylediklerini hatırlayın: “Kesin bir şey söylemeyeyim ama spor ve haber olmayacak gibi. Ben mutluluk veren bir kanal yapmak istiyorum. Bu yüzden sit-com olacak. Bakın birçok insan istemediği meslekleri yapıp eve yorgun argın ve mutsuz geliyor. Ben bu insanların hayatını güzelleştirmek, mutlu etmek istiyorum.”[17]

 

Yavaş yavaş bir “Black Mirror” bölümüne dönüşen Acun Ilıcalı’nın yeni kanalındaki geleceği; bu harika çocuğun şimdiye kadarki ışıltılı televizyon performansını ve personasını mahcup edecek bir yere gider mi, yoksa bu gösterişli yükseliş hikâyesi sürer mi bilinmez ama TV 8’i satın almasının ardından işten çıkardığı insanları TV 8 binasının duvarlarını süsleyen sınav sonuçları gibi ilan etmesinde samimi bir halk çocuğundan, kalpleri kazanmayı şiar edinmiş bir gönül insanından çok, oyunu kurallarına göre oynayan soğuk bir tüccar tavrının varlığı nefes alıp veriyor. Ertuğrul Özkök, memleket gündeminden kaçıp bir Budist tapınağında ruhuna bakarken, Rasim Ozan Kütahyalı futboldaki Ergenekon uzantılarına açtığı savaşı bol “Haydaaa”lı nidalarla sürdürürken, Nagehan Alçı sabah zayıflama sırları ve moda tüyolarını paylaştığı programını akşamları yeni Türkiye’nin yeni dinamiklerini anlattığı diğer programıyla taçlandırırken, siyaset bilimi profesörlerinden kanaat teknisyenlerine Başbakan’ın “kızlı erkekli yaşam”a dair açıklamalarını hâlâ ustaca bir gündem değiştirme manevrası olarak anlatan ve bunu da Başbakan’a tapmak için bir başka kutlu gerekçe sayan bir güruh her gün televizyonlardan el sallarken, medya sektöründeki insanlar sessiz sedasız işlerinden olurken, CHP’nin de pre-AKP çizgisinin de aslında eşit derecede nefret ettiği Ahmet Kaya şimdilerin yükselen değeri olurken, Acun Ilıcalı da TV 8’i satın alıp memleketimize mutluluk dağıtmaya devam edeceğini söylüyor. Ve biz Yetenek Sizsiniz’e her sezon katılıp ısrarla çalışmayan traktör, Mart ayındaki sokak kedisi ve Denizli horozu sesi çıkaracağını söyleyen adamlar ve izlediklerine bayıla bayıla gülen üniversite öğrencileriyle birlikte Acun’u çok ama çok seviyoruz.

 

——————————————————————————–

 

[1] Başbakan Turgut Özal’ın Yurtiçi-Yurtdışı Konuşmaları: 13.12.1988-31.10.1989, s.586.

[2]Başbakan Turgut Özal’ın Yurtiçi-Yurtdışı Konuşmaları: 13.12.1988-31.10.1989,, s.633.

[3] Mehmet Coşkundeniz’le Söyleşi, “Yılbaşına Kadar Türkiye’nin İlk Üç Kanalı Arasına Gireriz”, Posta, 16 Kasım 2013.

[4] Ayşe Arman’la Söyleşi, “Beynimde Polyanna Vitesi Var”, Hürriyet, 30 Aralık 2012.

[5] Fatih Altaylı, “Siz Kim Acun’a Akıl Vermek Kim?”, Habertürk, 20 Kasım 2013.

[6] Ipsos’un yaptığı bir ankette Ilıcalı, “Başbakan’ı da geçerek” tüm yaş gruplarında % 26 ile Türkiye’nin rol modeli olarak karşımıza çıkmıştı. Bkz. http://www.medyafaresi.com/haber/96911/magazin-acun-ilicali-basbakani-geride-birakti.html, 1 Ocak 2013.

[7] Mehmet Coşkundeniz’le Söyleşi, “Yılbaşına Kadar Türkiye’nin İlk Üç Kanalı Arasına Gireriz”, Posta, 16 Kasım 2013.

[8]Başbakan Turgut Özal’ın Yurtiçi-Yurtdışı Konuşmaları: 13.12.1988-31.10.1989,, s.5.

[9] Ilıcalı bir söyleşide şunları söyler: “Malım mülküm olacağına uçağım olsun daha iyi, evim olacağına uçan evim olsun. Ama gösterişi sevmiyorum. Yeni Ferrari’m var, daha kimse görmedi, görmelerini de istemem.” Bkz. B. Bozok Yatek’le Söyleşi, Hürriyet, 27 Mayıs 2013.

[10] Mehmet Coşkundeniz’le Söyleşi, “Yılbaşına Kadar Türkiye’nin İlk Üç Kanalı Arasına Gireriz”, Posta, 16 Kasım 2013.

[11] “Bunu Konuşalım” Programı, Kanaltürk, 20 Kasım 2013.

[12] “Acun Ilıcalı Hayatındaki Bilinmeyenleri Anlattı”, http://www.haber7.com/roportaj/haber/925075-acun-ilicali-hayatindaki-bilinmeyenleri-anlatti, 16 Eylül 2012.

[13] “İşte Acun Ilıcalı’nın Serveti”, http://www.turkiyegazetesi.com.tr/magazin/104786.aspx, 20 Kasım 2013.

[14] Başbakan Turgut Özal’ın Yurtiçi-Yurtdışı Konuşmaları: 13.12.1988-31.10.1989, s.83.

[15] Mehmet Coşkundeniz’le Söyleşi, “Yılbaşına Kadar Türkiye’nin İlk Üç Kanalı Arasına Gireriz”, Posta, 16 Kasım 2013.

[16] Başbakan Turgut Özal’ın Yurtiçi-Yurtdışı Konuşmaları: 13.12.1988-31.10.1989, s.93.

[17] Mehmet Coşkundeniz’le Söyleşi, “Yılbaşına Kadar Türkiye’nin İlk Üç Kanalı Arasına Gireriz”, Posta, 16 Kasım 2013.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir