Zeynep Koçel Erdem ile Gelibolu Yarımadası Yüzey Araştırması Röportajı

Zeynep Koçel Erdem: ‘Yüzey araştırmalarında karşımıza çok çeşitli zorluklar çıkabiliyor. Örneğin çoğu kez bölge halkı bize inanmıyor, defineci ve kaçak kazıcı gözüyle bakıyorlar.’

Dağ Medya Arkeoloji Yazarı Zuhal Tuzcu 

İstanbul / @zuhaltuzcuu -info@dagmedya.net

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nden Doç. Dr. Zeynep Koçel Erdem, ‘Tekirdağ Ganos Dağı Arkeolojik Yüzey Araştırması’ çalışmalarını T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın resmi izinleri, Üniversitenin Bilimsel Araştırmalar Başkanlığı (BAP) ve Tekirdağ Müzesi’nin katkıları ile 2008 yılından beri Tekirdağ Merkez İlçe ve Şarköy İlçesi ile köylerinde sürdürmekte. Araştırma bölgesinin sınırları ise kuzeyde Tekirdağ’dan Çanakkale’ye giden kara yolu, güneyde Marmara Denizi (Propontis), doğuda Tekirdağ Merkez İlçe ve köyleri, batıda Şarköy İlçesi ve köylerini kapsıyor.

Kendisi bu yıl Ganos araştırmalarına ek olarak çalışma bölgesini genişletti ve çalışmalarına Gelibolu Yarımadası da (Trakya Khersonesos’u) dahil oldu. Ben de bu yeni çalışmasını duyunca sizlerle de paylaşma adına Zeynep hocamla bir söyleşi gerçekleştirdim. Kendisine teşekkürlerimi sunarım.

Keyifli okumalar..

***

“Bu yıl çalışmamızda ulaştığımız en önemli sonuçlardan biri, Trakya’nın karakteristik mezar tipi olan tümülüs mezar tipolojisine yeni bir tip eklenmesiydi.”

Zuhal Tuzcu: Öncelikle Gelibolu Yarımadası’nın kapsadığı alanlar nerelerdir? Kısaca coğrafi açıdan biraz bahsedebilir misiniz?

Zeynep Koçel Erdem: Gelibolu Yarımadası (Trakya Khersonesos’u) coğrafi ve stratejik bakımdan antik çağlardan beri Türkiye Trakyası’nın en önemli kısımlarından birini oluşturmaktadır. Bir yandan Marmara Denizi (Propontis), diğer yandan Saros Körfezi (Melas Kolpos), dolayısıyla Ege Denizi ile olan bağlantılar çok önemli bir geçiş noktası ve kültürel çeşitliliği olan bölgeyi önemli kılmaktadır.

MSGSÜ - Doç. Dr. Zeynep Koçel Erdem

MSGSÜ – Doç. Dr. Zeynep Koçel Erdem

 

Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı planlanan köprü nedeniyle bölgedeki tüm antik kalıntıların yok olmadan belgelenebilmeleri büyük önem taşımakta..

Z.T: Sizden önce Gelibolu Yarımadası’nı çalışan kişiler var mıydı? Sanırım geniş çaplı olarak ilk defa siz çalışmaya başladınız bu sene.

Z.K.E: Gelibolu Yarımadası’nda daha önceki yıllardaki gerçekleştirilmiş olan ve bazıları halen devam eden araştırmalara kısaca göz atacak olursak :  Prof. Dr. Mehmet Özdoğan ile 1980’li yıllarda başlatılan Trakya yüzey araştırmalarının bir kısmı da bu coğrafyada gerçekleşmişti. Ayrıca İstanbul Üniv. Prof. Dr. Mustafa Hamdi Sayar’ın uzun yıllardır devam eden epigrafik araştırmaları; Çanakkale 18 Mart Üniv. Doç. Dr. Onur Özbek’in Prehistorik Devir araştırmaları; Çanakkale 18 Mart Üniv.’den Doç. Dr. Ayşe Çaylak Türker’in Bizans Devri araştırmaları. Bir başka yüzey araştırması da Çanakkale 18 Mart Üniv. den Doç. Dr. Reyhan Körpe tarafından yapılan Sestos (Akbaş Şehitliği). Yine Çanakkale 18 Mart Üniv. den Yard. Doç. Dr. Mithat Atabay’ın Çanakkale savaş alanları yüzey araştırması ile Çanakkale Müzesi tarafından gerçekleştirilen kısa süreli kurtarma kazıları sayılabilir. 4 sene önce Yard. Doç. Dr. Göksel Sazcı Maydos (Eceabat) Kilisetepe Höyük kazısına başladı ve bu kazı halen devam etmekte.

‘TRAKYA ÜLKEMİZİN ÇOK HIZLI TAHRİBATA UĞRAYAN BÖLGESİ’

Bizim 2013 yılında yeni başlayan Gelibolu Yarımadası yüzey araştırmamız ise, bir ölçüde Tekirdağ Ganos araştırmasının bir devamı niteliğinde. Kısaca hem Ganos bölgesinde saptadığımız bazı kültürel özelliklerin devamını anlayabilmek için bölge genişleterek yürüttüğümüz bir çalışma, hem de Gelibolu Yarımadası’nın Yunan (Arkaik, Klasik, Hellenistik) ve Roma Devirleri yerleşmelerinin detaylı bir şekilde araştırılacağı, mimari ve küçük buluntularının değerlendirileceği bir araştırma denebilir. Çünkü Trakya ülkemizin çok hızlı bir şekilde tahribata uğrayan bölgelerinden biri. Yol ve baraj yapımları, yazlık konut inşaatları, arazilerin tarımsal faaliyetler için kullanımları ve tabii ki kaçak kazılar antik alanları ve kalıntıları gün geçtikçe yok etmekte. Ayrıca gündemde olan ve Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı planlanan köprü nedeniyle bölgedeki tüm antik kalıntıların yok olmadan belgelenebilmeleri büyük önem taşımakta.

Gelibolu Yüzey Araştırması Çalışma Ekibi

Gelibolu Yüzey Araştırması Çalışma Ekibi

Z.T: Aslında Ganos Dağı Yüzey Araştırması’nı yürütüyorsunuz. Nasıl oldu da Gelibolu Yarımadası’na kaydınız? Trakya ile Gelibolu’nun bir bağlantısı olsa gerek.

Z.K.E: Tekirdağ Ganos Dağı araştırmasında sınırımız batıda Gelibolu Yarımadası idi. Yani çalışma iznimizi kapsayan en son köy olan Kızılcaterzi Köyü tam Gelibolu sınırında yer almaktaydı. 2012 yılında burada tespit ettiğimiz liman yerleşmesinin kısmen Gelibolu içerisinde kalması bizi biraz da araştırma sınırımızı genişletmeye zorladı. Bundan başka geçen yıllarda bu sınır bölgesinde tespit ettiğimiz çok ilginç bazı bulgular bize Gelibolu tarafında da araştırma yapma ihtiyacını doğurdu. Zira, antik çağda bölge tabii ki kesin sınırlarla ayrılmamıştı ve kültürel özelliklere daha bütüncül bir gözle bakmak gerekir düşüncesindeyim ve böylelikle arkeolojik kültür varlıklarının devamı ve belki de birtakım yerel ve bölgesel özellikler ortaya konulabilecekti. Ancak işin içerisine Gelibolu girince tabii ki Çanakkale İli’nde çalışmak söz konusu oldu. Böylelikle bu yıl iki ilde birden çalıştık.

Çalışmamızın genelde yaklaşık 15-20 gün sürmesi ise biraz da ödenek ile bağlantılı.

Z.T: Çalışmalar bu sene hangi tarihler arasında oldu? Kaç kişilik ekiple çalışıldı?

Z.K.E: 2013 yılı çalışmaları 2.09.2013-16.09.2103 tarihleri arasında 15 gün sürdü ve 2008 yılından beri aynı ekiple çalışmaktayım. Ekibimiz 9 kişi. Yaklaşık her sene aynı tarihlerde ve aynı süreler arasında çalışıyorum. Neden bu tarih? Çünkü Trakya’da tarlalarda ayçiçekleri kesiliyor, tarlalar büyük ölçüde bu dönemde sürülüyor ve alanlar daha iyi gözlemlenebiliyor. Çalışmamızın genelde yaklaşık 15-20 gün sürmesi ise biraz da ödenek ile bağlantılı.

Gelibolu Yüzey Araştırmasında çalışma anı

Gelibolu Yüzey Araştırmasında çalışma anı

‘YÜZEYDE BULUNAN ESERLER TOPLANMADAN OLDUĞU YERDE İNCELENECEK’ YASASI

Z.T: Bildiğiniz gibi 2013 yılının Mart ayında yüzey araştırmaları için ‘yüzeyde bulunan eserler toplanmadan olduğu yerde incelenecek’ şeklinde yeni bir yasa oluşturularak bu sene uygulamasına geçildi. Yeni olduğu için nasıl uygulandığı merak konusu. Kendi çalışmalarınızdan örnek vererek açıklayabilir misiniz? Ve bu yasanın avantajlı ve dezavantajlı yönleri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Z.K.E: Bakanlığımız bu yıl yeni yönerge yayınladı. Senin de söz ettiğin gibi oldukça tartışılan bir konu da, antik alanlardan envanterlik buluntu dışında seramik parçası vs. gibi herhangi bir küçük buluntunun toplanamayacak oluşuydu.

‘…geniş bir ekip olmalı, iyi yetişmiş çizimciler olmalı, çalışma süresi uzun olmalı ve işler çok hızlı yapılmalı ki pratikte bunlar çok zor, ayrıca bu pek çok ekip için de imkansız.’

Böyle bir karar zaten mevcut eserler için yeterli yeri olmayan müzelerimize pek çok araştırıcının kasalar dolusu etütlük malzeme taşınmasından ve yıllar boyu malzemeleri devamlı toplayıp bilimsel hiçbir değerlendirme ve yayın yapmamasından kaynaklanıyor olabilir. Ancak bu noktada bazı ikilemler doğuyor, öyle ki yüzey araştırmalarımız sırasında bazı antik alanlara çok zor ulaşılıyor ve neredeyse bir daha gidilmeleri ve ulaşılmaları kolay olamıyor. Yüzey araştırmaları çok dinamik çalışmalar, aynı anda, biraz da zaman zaman panik içerisinde pek çok işi bir arada yapmak durumundasınız. Zamana karşı yarıştığımız hızlı çalışma temposu ve belgeleme anında örnek parçaların seçilip arazide değerlendirilmesi, çizimlerinin yapılması ve fotoğraflanması çok zor. Ayrıca pek çok parçanın temizlenmesi de gerekmekte. Bu nedenle belki geniş bir ekip olmalı, iyi yetişmiş çizimciler olmalı, çalışma süresi uzun olmalı ve işler çok hızlı yapılmalı ki pratikte bunlar çok zor, ayrıca bu pek çok ekip için de imkansız. Oysa malzemelerin çok ciddi bir biçimde değerlendirilmesi gerekmekte. Ancak bu tarzdaki çeşitli sıkıntılar uygulamacılar tarafından toplu olarak belirtilirse ileride belki de farklı çözümler bulunabilir diye düşünüyorum.

Şarköy ve Gelibolu arasındaki bölgede tümülüs tepelerinin altında doğal kayaya oyulmuş arkesoliumlu mezar tipleri karşımıza çıktı.

Z.T: 2013 Sezonunda Gelibolu Yarımadası’nda ne gibi malzemelerle karşılaştınız ve envanterlik kaç eser görebiliriz Çanakkale Müzesi’nde?

Z.K.E: Gelibolu Yarımadası çalışması hiç beklemediğimiz kadar önemli sonuçlar getirdi, her şeyden evvel Ganos Bölgesi’nde rastladığımız bir takım kültürel özelliklerin bu bölgede devam ettiğini saptadık, ayrıca çok fazla araştırılacak yeni antik yer olduğunu ve üzerinde düşünülmesi gereken pek çok nokta olduğunu gördük. Araştırmamız buluntu bakımından da oldukça verimliydi ve 15 günlük çalışma sonucunda aralarında iki adet mermer heykelin de olduğu çeşitli devirlere ait 14 adet envanterlik eseri Çanakkale Müzesi’ne teslim ettik.

‘Trak kült alanları’ olarak adlandırılan kaya kutsal alanlarının Türkiye Trakyası’nın kuzey batısı dışında, güney doğusunda da var olduğu saptandı.

Bu yıl çalışmamızda ulaştığımız en önemli sonuçlardan biri, Trakya’nın karakteristik mezar tipi olan tümülüs mezar tipolojisine yeni bir tip eklenmesiydi. Bu mezar tepelerinin altında basit toprak gömü, lahit gömü, oda mezar gibi farklı türde mezar tipleri yapıldığı bilinmekteydi. Şarköy ve Gelibolu arasındaki bölgede tümülüs tepelerinin altında doğal kayaya oyulmuş arkesoliumlu mezar tipleri karşımıza çıktı. Böylece geçen yıllarda Yeniköy Akalan Mevkii’nde bölgedeki tek örnek olarak saptadığımız kayaya oyulmuş mezar tipinin bölgede tek olmadığı ortaya çıktı. Üzerlerine tümülüs tepelerinin yapıldığı bu tipe ilişkin örnekler şimdiki bulgularımızın ışığında Yarımada’nın kuzey doğu kısmında yoğunlaşmakta.

Gelibolu Yüzey Araştırması ofis çalışması

Gelibolu Yüzey Araştırması ofis çalışması

Bir başka önemli saptamamız da, yine Şarköy–Gelibolu sınırında, benzerlerine hem Bulgaristan’da hem de Türkiye Trakyası’nın kuzey batısında, Istranca Dağları ve Kırklareli çevresinde rastladığımız, doğal kayalar üzerinde düzeltilmiş platformlar ve kayaya oyulmuş adak çukurlarının bulunduğu bir kutsal alanın saptanması. Böylelikle genelde literatürde ‘Trak kült alanları’ olarak adlandırılan kaya kutsal alanlarının Türkiye Trakyası’nın kuzey batısı dışında, güney doğusunda da var olduğu saptandı.

..yüzey araştırmalarında karşımıza çok çeşitli zorluklar çıkabiliyor. Örneğin çoğu kez bölge halkı bize inanmıyor, defineci ve kaçak kazıcı gözüyle bakıyorlar.

Z.T: Yüzey araştırmaları kazıdan biraz farklıdır. Çünkü sabit bir yerde değilsinizdir. Sürekli bölgeleri gezersiniz. Bu yüzden ilgili yerlerden izin alınıp, ‘bakın biz buradayız, şu çalışmayı yapıyoruz’ diye de bilgilendirmemiz gereken yerler olmalı değil mi? Bunun için kimle muhatap olunur?

Z.K.E: Yüzey araştırmaları Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın resmi izinleri ile yapılmakta, ancak izin yazılarımız gerekli birimlere her zaman zamanında ulaşmıyor. Bu nedenle arazide çalışmaya başlamadan evvel çalışma yapacağımız ilin Valiliği, Müzesi, İl Kültür Müdürlüğü, İlçe Kaymakamlıkları, Muhtarlıklar ve Jandarma gibi resmi kurum ve birimleri mutlaka ziyaret etmek, araştırma ekibi ve çalışmalar hakkında bilgi vermek gerekmekte.

Çünkü yüzey araştırmalarında karşımıza çok çeşitli zorluklar çıkabiliyor. Örneğin çoğu kez bölge halkı bize inanmıyor, defineci ve kaçak kazıcı gözüyle bakıyorlar. Ayrıca yüzey araştırmalarında genelde kırsal da ya da dağlık alanlarda çalışıldığından, kaza gibi her an başa gelebilecek herhangi bir talihsiz durumla karşılaşılabilir. İşte bu noktada bu birimler her zaman bize destek ve yardımcı olmaktalar.

 Zuhal Tuzcu’nun diğer çalışmalarını okumak için tıklayın…

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Zuhal Tuzcu

Arkeolog. 12 Haziran 2012'de Dağ Medya'ya katıldı. Arkeoloji üzerine yazılar yazıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir