Dortmund ve Rotasyon Denklemleri

Borussia Dortmund birkaç sezonluk istikrarını bu sezon da sürdürebilecek mi?

Erkin Bozdoğan
Erkin Bozdoğan / erkinbozdogan@gmail.com

@erkin_bozdogan 

Almanya’nın en popüler takımlarından birisi olan Ruhr temsilcisi Borussia Dortmund’un 2010-2011 ve 2011-2012 sezonlarında ulaştığı Bundesliga şampiyonlukları, uzun kriz dönemleri ve nice teknik/yönetimsel kadro yetersizliklerinden sonra ülke futboluna damga vurduğu ve Dünya’da da sesini duyurarak adeta “Ben Geldim!” mesajını verdiği bir dönem oldu. Nitekim bu dönemin bu sezon da devam ettiğini söylemeliyiz. Ancak geçtiğimiz sezon çok farklı olan bir başka takım vardı ki malumunuz bu takım, belki de Şampiyonlar Ligi Finali’ndeki Dortmund takımı hariç 3 kupayı da rakiplerini adeta ezerek sahip olmayı başardı.

dortmund_giris

Dortmund’un 3 sezondur sahip olduğu ivme, Bayern Münih’in geçen sene ekstra performansla rakiplerini sürklase ederek aldığı şampiyonluğa rağmen kaybolmuş değil. Bu sezona da iyi başlayan iki takımdan Dortmund’un, 8 hafta lider kaldıktan sonra Bayern’e verdiği liderlik ve sonrasında kafa kafaya devam eden liderlik mücadelesinde, bugünlerde geriden takip eden taraf olmasının çok da tesadüfi olmadığını söyleyebiliriz. Zira geçen seneki finalle cesaret kazanarak tekrar iddialı olduğu Şampiyonlar Ligi ile her zaman iddialı olduğu Bundesliga’da başarılı olmak ya da aynı başarıyı tekrarlar en başta kadro gücü ve derinliği gerektirmekte.

klopp-dusunceli

“Kloppo”, Rotasyon konusunda düşünceli gibi. Ne dersiniz!?

Dortmund’un kendi ruhunu da yansıttığı oyun yapısındaki en uçtan en son adamına kadar makine misali yaptığı takım defansı ve hücumunu da aynı tempoda götürmek zor bir olay. Tam da burada Klopp’un idari ve teknik kabiliyeti ortaya çıkıyor; ancak onun da herkes gibi kritik sakatlıklar sırasında yapılacak kadro rotasyonunda 14. ve 15. Adamlara ihtiyacı olduğu açıkça gözüküyor.

Dortmund’da Mario Götze’nin gidişiyle sezona başlarken yaptığı Pierre Aubameyang ve Henrikh Mkhitaryan transferlerini överek takım yapısına de cuk oturduğunu çokça tekrar ettiğimizi söylemeliyiz. Gerçekten de transferleri gündeme geldiğinde hızlı, dinamik, topu ayağında tutarak kanatlara servis yapılan bir oyun yapısında bu iki oyuncunun hiç sırıtmayacağını tahmin etmek zor değildi, beklenen de gerçekleşti.

Ligde 12 maçta 7 gol atarak 2 asist yapan “Aubame” ile 10 maçta 3 gol ve 4 asist yapan Mkhitaryan’ın takıma yaptığı katkı ve Mario Götze’nin gidişindeki olumsuz etkiyi de unutturduğu da ortada. Bu iyi istatistikler bir transfer başarısını gösteriyor; ama Dortmund 3 kulvarda oynayan iddialı bir takım olarak sakatlıklar sırasında zor günler geçirebiliyor. Sezonun hemen başında sakatlanarak uzun süredir takımını yalnız bırakan İlkay Gündoğan’ın, kritik dönemeçlerdeki en can alıcı eksiklik olduğunu belirtmeliyiz. Özellikle Şampiyonlar Ligi’nde 4 maç sonunda –denk grup olsa da– alınan 6 puanda onun yokluğunun etkisi var. Aynı zamanda, takımın en önemli parçalarından birisi olan Lukasz Piszczek de hücumlarda ve takım defansındaki etkisinden de yoksunlar.Son olarak da mağlup olunan Arsenal maçında sakatlanan Kuba Blaszczykowski’nin de bir süre takımdan uzak kalacak olması iki önemli kulvarda başarı arayan Dortmund için hücumda büyük eksiklik yaratacağa benziyor.

Bu eksiklerin yoğun maç trafiğinin arasında ortaya çıkması bir başka sorun. Örnek olarak Klopp’un, daha çok açık/kanat bölgesinde gördüğümüz Kevin Grosskreutz’u sağ bek oynatmasını gösterebiliriz. Öte yandan genç Marvin Ducksch ve Jonas Hofmann gibi oyuncular her ne kadar potansiyelli ve kaliteli oyuncular olsalar da zora giren maçlarda kilidi açacak veya direk katkı yapacak durumda henüz değiller. Özellikle bu durum, Şampiyonlar Ligi’nde alınan Arsenal ve son lig maçı olan Wolfsburg mağlubiyetlerinde şiddetle ortaya çıktı. Takımın son 3 sezonda birbirine alışan ve kemikleşmiş bir düzeni olduğu açıkça ortada; ancak dönem dönem yaşanan sakatlıklar ve form düşüşleri, Klopp’un takım oyununu ön planda tutma isteğini bitirmese de sekte vurarak teknik olarak bazı aksaklıklara neden oluyor. Verilen pozisyonlar sonucu yenilen “Pis” diye tabir edebileceğimiz goller ve bu gollerin bir şekilde çıkarılamayışı duruma bir örnek oluşturmakta.

 

dortmund-un-en-iyi-baslangici

Takım, bu günlerden kritik dönemden geçerken bu tabloyu görmeye çok daha fazla ihtiyacı olacak

Devre arasında yazımızın başında bahsettiğimiz başarılı ve takıma direk oturan transferler gibi Dortmund’un dokusuna ve “Takım Oyunu” yapısına uygun oyuncuların takviye edilmesi, Bundesliga ve –eğer devam edilebilirse- Şampiyonlar Ligi gibi uzun soluklu kulvarlarda etkisini gösterecektir. Tabi bu yapılırken -özellikle vurguladığımız üzere- alınacak oyuncuların gerçekten kaliteli ama daha çok “Takıma Oynayan” tipte profiller olması gerekli; çünkü Borussia Dortmund, hiçbir zaman direk olarak starların değil, takımını star yapan iyi oyuncuların takımı olmuştur. Ayrıca sadece transfer değil yapılacak olan doğru hamleler de, Dortmund’u bu tip küçük kriz dönemlerinden kolayca çıkmasını sağlayacaktır.

 

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Erkin Bozdoğan

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi‘nde Radyo-TV ve Sinema bölümü mezunu.“Camp USA” programıyla A.B.D.‘ye gitti.Bu süre zarfında çalışırken, bir sene boyunca dil okuluna devam etti. Bu dönemde de eyalet liginde futbol oynadı. Spora ve özellikle de futbola ilgisi küçük yaşlardan beri bulunan Erkin, bu ilgisini de oynayarak ve sürekli takip ederek devam ettirmiştir. Avrupa futbolu ve futbol tarihi üzerine kendisini geliştiren Erkin için unutulmayan ve öne çıkmış efsane isimlerin belgeselleri de her zaman büyük bir ilgi odağı olmuştur.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir