Golün Adı “Toni” Polster

Televizyonlarda ara ara verilen futbol belgesellerinde özellikle yakın tarihteki maçların çokça konu edildiğini görürüz. Her futbol meraklısını ekrana bir göz atmasını sağlayan ise efsanelerin işlenişidir.

Erkin Bozdoğan
Erkin Bozdoğan / erkinbozdogan@gmail.com
@erkin_bozdogan 

Özellikle Avrupa ve Dünya Kupalarının bir fotoroman gibi sunulduğu gösterimlerdeki her bir karakter, zihinlerde malum hikâyenin ayrı yoldan yürüyen rol arkadaşları gibi izlenimler bırakır. Hele de şu derin seslendirmeyle anlatılarak tribün sesleri ve görüntülerine fazlaca yer verilenler ise ayrı bir hava ve tutkuyla izlenir. Keşke hiç bitmese, başka oyuncuları ya da takımları da işlese aynı anda ve böylece daha da uzasa deriz ama her bölüm başka kahramana ayrılır, yapacak bir şey de kalmaz.

toni_giris_001

Eski eleme maçları özetleri ve hatta özelikle 1990 Dünya Kupası belgesellerinde tam da bu betimlemelere oldukça uygun ancak konunun direk kendisi olmasa da dikkat çeken bir oyuncu Anton “Toni” Polster.  Almanların “Doğu Ülkesi” olarak adlandırdığı ve dilimize de böyle yansıyan Avusturya’nın milli formasıyla, özellikle Almanya’yla oynanan maçlarda, 1990 Dünya Kupası belgesellerinde ya da Milli Takımımızın Avusturya’yla oynadığı eski eleme maçlarında 80’lerin de modası olan “At Yelesi” diye tabir edeceğimiz ama kıvırcık saç stiliyle gözümüze çarpıyordu. Zira sadece saçlarıyla bir yerlere geldiğini söylemek de biraz abesle iştigal olacaktır.

2002 Dünya Kupası için oynadığımız Play-Off karşılaşmalarında da hatırlayacağımız Avusturya’nın 10 numarası  kaptan Herzog’dan sonra en çok milli olmasının yanında, 44 golle Avusturya Milli Takımlar tarihinin de en golcüsü olması unvanı aslında onun uluslararasında bilinmesini sağlayan önemli bir istatistiği. 18 yaşında doğduğu şehrin takımı olan ve altyapısından yetiştiği Austria Wien formasıyla profesyonelliğe adım atan Toni, daha ilk sezonunda attığı 11 golle ülke futboluna damga vuracağının belirtilerini de sunmuş oldu.

Altın Ayakkabı ve Açık Denizlere Sefer

Transfer olarak ülke dışına çıktığı  1987-88 sezonuna kadar, Austria Wien formasıyla gitgide yükselen ve gol sayısını arttıran bir grafiğe sahip oldu. Zira 1986-87 sezonunda 34 maçta attığı 39 golle Avrupa Altın Ayakkabısının da sahibi oldu. Aynı ödülü, bir sonraki sezon Galatasaray formasıyla 39 gol atan Tanju Çolak alacaktı. Öte yandan düşük kalite liglerden birçok oyuncu gol rekorları kırarak bu ödülü almaya başlayınca 1996-97 sezonunda Altın Ayakkabı gol hesaplamalarına lig katsayıları etkisi de eklendi ve artık büyük, zorlu liglerin isim yapmış oyuncuları sahneye çıkacaktı. Polster, “Altın Ayak” olduktan hemen sonra 23 yaşında, Avusturyalı bir oyuncu için hatırı sayılır bir rakama Serie A’da Torino takımının yolunu tuttu ve burada daha hafif ölçekli maçlar dışında pek de ortalarda gözükmese de takımın en golcüsü olmayı başardı. Takımın orta sıralarda olmasının hesabı Toni’deymişçesine gönderildi; yolculuk noktası ise İspanya’ydı.  Sevilla’daki üç yabancıdan birisi olan Toni, burada da Ramon Garcia’yla takımın en çok gol atan oyuncusu oldu. İkinci sezonu ise, gerçek patlamayı yaptığı ve 19 golle takımını UEFA Kupası’na taşıdığı dönem oldu. Aynı sezonun bitişinden sonra Haziran’da 1990 Dünya Kupası’nda Avusturya takımının lideri olarak onu o bahsettiğimiz belgesellerde gördük.

toni_003

Dünya Kupası’ndan sonra tekrar Sevilla’da devam eden UEFA kupası maçlarına da çıkan Toni, daha sonra kariyerinde düşüş yaşadı ve kendisini üst düzey takımlarda iyi pozisyonlarda bulamadı belki ama asla standart gol sayısı, oyun ritminden ve tarzından bir şey kaybetmedi; tabi malum saç stilinden de. Şimdilerde 3.ligde olan ve o dönemin La Liga takımı Logrones’e giden Toni, burada maçların tamamında forma giyerek attığı gollerle takımının orta sıralarda bitirmesinde etkili oldu. Avusturyalının 1992-93’teki durağı ise Madrid takımı Rayo Vallecano’ydu. Burada da gol standardını asla bozmadı ve hikayenin kahramanın silinmesine izin vermedi; zira Rayo’yu ligde tutan isimdi. 1993-94 sezonu öncesinde serbest kalarak Köln takımıyla anlaştı.

…ve Bundesliga

Avrupa ve Dünya Kupaları geride kalsa da 29 yaşında olgun bir golcüydü artık ve kendi futbol yapısına, tipine en uygun lige geliyordu. Günümüzde de olduğu gibi Avusturyalıların en çok oynadığı ve dil, gelenek, karakteristik bakımdan aynı özellikleri taşıyan insanların bulunduğu ülkenin marka takımlarından birinin de parçasıydı artık. O dönemde, sonradan Real Madrid’in yolunu tutan Bodo Illgner de Köln’deydi. Bundesliga’da ilk sezonunda küme düşme adaylarından olmasına rağmen 17 golle takımını orta sıralarda tuttu. 2.sezonunda da 17 golle gol krallığında üst sıralarda yer aldı.

toni_002

1994-95 sezonunun Toni açısından bir başka önemli noktası ise Euro 96 elemelerinde milli formayla takımının lideri olarak attığı tam 11 goldü. Avusturya futbolu için başka bir rekorda yine Anton Polster’in imzası vardı. 1990 Dünya Kupası’ndan sonraki ilk organizasyonuna katılma şansını son ana kadar zorlamasını da sağlayan aslında bu durum oldu. Köln’de 1998 yılına kadar kalarak gollerini rakip filelerden esirgemese de takımdaki düşüş ve Toni’nin artık genç bir oyuncu olmaması gibi 1997-98 sezonu sonunda küme düşmesine engel olamadı.

Son Kupa ve Kaptan’ın Vedası

Fransa’da düzenlenen Dünya Kupası onun son Milli Takım macerası oldu. 2 puan topladıkları grupta Kamerun’a 90. dakikada attığı gol onun uzun yıllar taşıdığı Ulusal takımındaki son imzası oldu. Takımın liderliğini ve abiliğini de takımın oyun kurucusu konumundaki Andreas Herzog ve Hırvat asıllı golcü Ivica Vastic’e bıraktı ve 44 golle ulusal kariyerini tamamladı. Kupadan sonra ezeli rakip Gladbach’a transfer oldu, ilk sezonunda 35 yaşında bir golcü için iyi iş çıkardı ancak orada da takımı lige veda etti. 35 yaşına geldiğinde artık Toni’nin 6 yıllık Almanya macerası son buldu ve yetiştiği takımı olan Austria Wien’in günümüzde bir bakıma ezeli rakibi olan Salzburg’da huzur içinde futboldaki son demlerini yaşamak istedi.

Kariyerinin özeti olarak belirteceğimiz gibi, gittiği takımın gücü veya camianın boyutu ne olursa olsun her zaman bir standardı yakalayarak gollerini hep sıralamış ve liderlik özellikleriyle ön plana çıkarak takımının çoğunlukla en golcüsü olmuş bir oyuncu Toni. Öte yandan her golü, iki ayağını da kullandığını göz önüne alırsak her türlü atabilecek komple bir oyuncu olduğunu da belirtmeliyiz. Yoksa 600’e yakın maça çıkıp 300’den fazla golü atarak ülkesinde “Gelmiş Geçmiş En İyisi” unvanını kazanan bir “9 Numara” olabilir miydi?

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Erkin Bozdoğan

Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi‘nde Radyo-TV ve Sinema bölümü mezunu.“Camp USA” programıyla A.B.D.‘ye gitti.Bu süre zarfında çalışırken, bir sene boyunca dil okuluna devam etti. Bu dönemde de eyalet liginde futbol oynadı. Spora ve özellikle de futbola ilgisi küçük yaşlardan beri bulunan Erkin, bu ilgisini de oynayarak ve sürekli takip ederek devam ettirmiştir. Avrupa futbolu ve futbol tarihi üzerine kendisini geliştiren Erkin için unutulmayan ve öne çıkmış efsane isimlerin belgeselleri de her zaman büyük bir ilgi odağı olmuştur.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir