Theo…

Bugün,”Ölüm Günü” idi. “Anneler günü, Babalar günü,  Sevgililer günü” gibi. Yani anlam yüklenmiş, bazı kültürlerce kısmen kabul görmüş günlerden biri. Şahsen kendim de  bu vesile ile farklı dinlere ait mezarlara gittim bugün. Bir ara “Ölüm Günü”nü yazacağım fakat başka bir hikaye üzerinden  yazmak istiyorum.

“Ölüm Günü” aklıma Theo’yu getirdi. Theo’yu düşündüm. Atölyesine girip sessizce izlediğim, çocuklarla ilişkisinden etkilendiğim, 2011’in sıcak bir Ağustos gününde hayata veda eden ve benim 2008’de tanıştığım, ahşap oyuncakların en güzelini çocuklara yapan, bundan benim de nasiplendiğim , Aziz Nesin’in “Emekliliğinden sonra Nesin Vakfı’na gel çocuklara Mekano öğret”  dediği, 1993 senesinde Türkiye’ye eşiyle yerleşen Theo’yu andım.

12-17

2011’de öldüğünü öğrendiğimde çevremde hayatını hayal dünyasına bu kadar güzel adamış başka örnek olmadığını düşünmüş, onunla tanışmış olmanın hatta elinden bir  ahşap kedi edinmiş olmanın sevincini duymuştum. Sanırım anlam aramayı seviyorum, hayata dair ince hikayeler kalbime çok dokunuyor, seviyorum. İşte Theo’yu tanıyıp, onunla sohbet edip hikayesini dinlemek kalbime yerleşmişti. Fakat ölümüne dair hislerimi yazma fırsatım olamamıştı. Ama yanımda bana hediye ettiği o güzel ahşap kediyi nereye gittiysem hep taşıdım.   Theo’ya herkes “Theo dede” diyordu. Fakat kendisi çocuklarla arkadaştı, “Theo” diye hitap ediyordu  çocuklar ona. Çok hoştu, hala gülümserim diyalog şeklini düşündüğümde.

theo_2008_pd

Theo’nun  hikayesi şöyle, 1928 yılında Hollanda’da doğuyor. Sosyal Hizmet uzmanı olarak cezaevinde görev yaparken  Türkiyeli hükümlülerle tanışıyor ve onlarla çalışmalar yürütüyor. Türkiyeli mahkumlara daha fazla yardım edebilmek için onların dilini ve kültürünü bilmek gerektiğini düşünerek 1961 yılında Türkçe dil kursuna  başlıyor. Türkiye’ye ilk ziyaretini de 1978 yılında gerçekleştiriyor. 1991 yılında Aziz Nesin’le ilk defa Hollanda’da tanışıyor. Aziz Nesin, “emekliliğinden sonra Nesin Vakfı’na gel çocuklara Mekano öğret” deyince Theo 1993 yılında emekli olduktan sonra Nesin Vakfı’na gelip yerleşiyor. O tarihten  2011 yılına kadar,  Nesin Vakfın’da mekano ve ahşap oyuncak yapıyor. Ve 2011’de ölüyor.

12-14

Theo      -Fotoğraf: Pınar Dağ/Arşiv

Ölümünün ardından Nesin Vakfı’ndan e-posta kutuma  gelen bülten, saklamıştım.

“…Nesin Vakfi, 25 Agustos 2011-

“Ak sakallı dedemiz Teo’yu kaybettik. Teo 1992’de Vakf’a gelmişti. İlk yıllarında marangozluk yapardı. Kütüphanemizi, arşiv odamızı, dolaplarımızı, masalarımızı ve bugünkü atölyemizi de hep ona borçluyuz. Hepimizde büyük emekleri vardır. Zamanla kulakları duymaz oldu, zor yürür oldu, güçten kuvvetten düştü ama çalışmayı hiç bırakmadı. Teo bir gün Aziz Dede’ye yaslanmamak için ne yapmak gerekir diye sormuş. Aziz Dede de “çalışmak çalışmak çalışmak” demiş… Teo da büyük işler için dermanı kalmayınca oyuncak yapmaya başladı. Hiç durmadı. Ölmeden bir gece önce odasına girenler, onu Allah’la pazarlık ederken duymuşlar. Şöyle diyormuş Teo: “Allahım, bana bir hafta daha izin ver. Fazla değil, bir hafta istiyorum… Yaptığım oyuncak evin içini döşemem lazım… Sonra al beni yanına…” Olmadı. Theo o gece öldü. Hollanda’dan gelen küllerini vasiyeti gereği bahçemize serptik. Çoluk çocuk küçük ama içten bir toplantı yaptık. Anısına da bahçemize bir çınar ağacı diktik.”

Klasiktir yaşın önemi yoktur lafları filan… Theo’da bu gerçekten geçerliydi. Hayatımda Theo kadar çocuk kalmayı isteyen başka bir örnek ile karşılaşmadım. Ölürken hayatın o en kıymetli sihrini bilerek var olmak! Bu bana çok etkileyici gelmişti. Ciddiye almamak değildi hayatı, ama ciddiye alanlara rağmen özgür olabilmeyi başarmaktı tüm ciddiyetiyle(!) Bazıları için yaşamayı sürdürmek gibi.

“Madem sen yaşamayı seviyorsun, o vakit eşlik edeyim sana” gibi…

Hatta oldukça içimi acıtan, tiyatroda her yazdığı oyununu izlediğimde uzun uzun düşündüğüm Çehov ve onun bir doktor iken öleceğiyle hiç ilgilenmemesi gibi.  Yaşamın berbat yönlerine rağmen bazen yaşamak için ısrar edenlere destek vermek için yaşarsınız.  Aynen Çehov gibi. İşte Theo’da böylesi bir örnekti benim için. Kıyısında ölümü bekleyebilirdi hayatın ama 18 yıl boyunca yaşadığı Türkiye’de bir sürü minik kalbin hikayesine yardımcı oldu. Tahta oyuncaklar yaptı gülümseyerek…

Ölüyoruz,  ölümü bilerek yaşamayı öğretiyoruz kendimize. Theo’nun hikayesi de tamda böyle bir şey benim için.  Ölürken anlamlı olana bulaşmak. İşte, “Ölüm Günü” bana en çok Theo’nun var oluşana dair seçtiği hayatı anımsattı!

*Laf ölümden açılmışken, sanırım bir diğer yazım beni yine çok etkileyen  Karl Marx’ın mezar ziyaretime dair olacak…

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Pınar Dağ

about.me/dagpinar

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Geri İzleme: DağMag’da Bu Pazar | Dağ Medya

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir