Zeynep Ocak Kudüs seyahatini yazdı..

KUTSALLAR ŞEHRİ KUDÜS|

Dinlerin ayrılmaz biçimde birbirine geçmişliğini görüp, her noktasında inanılan yüce varlığı hissedebiliyorsunuz.

Zeynep Ocak
Dağ Medya Din Editörü
Zeynep Ocak

Üç semavi dinin birçok kutsal değeri bünyesinde barındıran Kudüs’ün tarihi, aynı zamanda peygamberler tarihi. Üç büyük dinde de ata kabul edilen İbrahim Peygamber ile başlar Kudüs’ün dinler tarihi. Hz. Süleyman, Hz. Musa, Hz. İsa, Hz. Muhammed’den izler taşıdığı gibi Yakup, Yusuf, Yunus, Lut ve daha birçok peygambere de ev sahipliği yapmıştır bu şehir.

Kudüs  -Fotoğraf:Zeynep Ocak

Kudüs Fotoğraf:Zeynep Ocak

Tüm dinlerin bir arada ibadet ettiği Kudüs’te çanlar susuyor ezan başlıyor, ezan bitiyor Yahudilerin ilahileri yükseliyor. Artık bir noktadan sonra şehir, bütün insanların bir olduğunu ve insanlığı kendinde topladığını haykırmaya başlıyor.

Bu topraklarda gezerken hüzne, sevince, gözyaşına ve gülümsemelere aynı anda şahit olabiliyorsunuz. Dinlerin ayrılmaz biçimde birbirine geçmişliğini görüp, her noktasında inanılan yüce varlığı hissedebiliyorsunuz. Yeryüzünün en derin noktası (Lut Gölü) ile göklerin en yüksek noktasının (Hz. Muhammed’in Allah katına yükselmesi) aynı topraklarda bulunmasına, Kudüs’ün bütün hisleri ve dinleri birleştirdiği gibi yer ve göğün de kendisinde birleştiğine şaşırıyorsunuz.

Peki, neydi Kudüs’ü bu kadar önemli yapan?

Kudüs’ün dinler için arz ettiği önemi kronolojik sıra ile ele alırsak, öncelikle Yahudilik açısından taşıdığı öneme değinmemiz gerekir. Bu şehrin Yahudilik için en büyük önemi, Süleyman Mabedi’nin burada bulunması. Yaklaşık olarak M.Ö. 960 yılında Süleyman Peygamber tarafından inşa edilen ve Yahudilerce kutsal sayılan Ahit Sandığı’nın saklandığı yer olan Süleyman Mabedi, tarih içinde birçok istilaya ve yıkıma uğruyor. Mabed’in MS. 70 yılında Romalılar tarafından tekrar yıkılmasıyla Mabed’in sadece batı duvarı kalıyor. Bugün Yahudilerce ziyaret edilen “Ağlama Duvarı”, işte bu Mabed’den kalan batı duvarı. Mabedlerinin yıkılmasına ve sahip çıkamayışlarına ağlayan Yahudiler, bugün de kendi takvimlerinde Av ayının 9. Gününde mabedin yıkılış tarihini “yas günü” olarak anarlar.

Yahudilerin kutsal kitabı olan Eski Ahit’te Kudüs, İsraioğulları’nın simgesi olarak ifade edilir ve Yahudiler, dualarında “Gelecek sene Kudüs’te; Kutsal şehri Kudüs’ü inşa et” şeklinde yakarıda bulunurlar.

Kudüs’ün Hıristiyanlık açısından önemine baktığımızda, bu şehir Hristiyanlara göre Tanrı’nın seçtiği bir şehir ve İsa Mesih’in Tanrı katına yükseldiği yer olduğu gibi aynı zamanda Mesih’in yeryüzüne ineceği şehirdir. Buraya gelen Hıristiyanlar, Hz. İsa’nın çarmıha gerilirken izlediği yolu takip ederek hac ibadetlerini yerine getirmiş olurlar. “Via Dolorosa” (Hüzün Yolu) ismi verilen bu yolda Hz. İsa’nın durduğu, düştüğü yerler işaretlerle belirlidir ve bu rotayı takip eden Hıristiyanlar dokuz bölümlü bu yolda çeşitli ritüelleri yerine getirir, dua eder, yere kapanır ve ağlarlar. Ayrıca Hıristiyan inancına göre dünyanın sonu yaklaştığında İsa Mesih, Kudüs’teki Zeytindağı’na inecektir ve kendisine inananları burada toplayıp kendi krallığını kuracaktır.

Kudüs’ün İslamiyet’teki yeri ise diğer dinlerdeki gibi ilk sırada yer almaz. Kudüs İslamiyet’e göre üçüncü kutsal şehir. İlki Mekke, ikincisi Medine, üçüncüsü de Kudüs. Kudüs’teki Mescid-i Aksa, Kuran-ı Kerim’de “etrafını mübarek kıldığımız mescid” şeklinde tarif edilir ve Müslümanların ilk kıblesidir. Mescid-i Aksa sınırları içindeki Kubbetü’s-Sahra ise Hz. Muhammed’in miraca, Allah katına yükseldiği yerdir. Hz. Muhammed’in miraca yükselmeden önce Muallak mağarasında bütün peygamberlere imamlık ederek namaz kıldırdığı rivayet edilir. Muallak kayası üzerine inşa edilen mescit, 691 yılında Emevi halifesi Abdülmelik bin Mervan tarafından yapılmıştır. İslamiyet’in, inşa edildiği şekliyle ayakta kalan en eski mabedi olan bu mescidin kubbesi, 1992 yılında Ürdün kralı Hüseyin tarafından som altınla kaplanmıştır.

Mescid-i Aksa sınırları içerisinde Burak ve Mervan mescidi de yer alır. Hz. Muhammed’in Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksa’ya yaptığı yolculuk sonrasında Burak isimli bineğini bağladığı yer, Burak mescidi olarak inşa edilmiştir.

Kudüs’ün ilahi dinler için bu kadar kutsal olması, önemli kutsalları bir arada bulundurması tarih boyunca sorunları da beraberinde getirmiştir. Yıllar boyunca yıkımların, istilaların, işgallerin uğradığı bir şehir olmuş ve her dönemde çözülemeyen bir problem olmuştur. İsrail ve Filistin arasındaki sorunların çözümlenememesi, zaman zaman diğer devletlerin de soruna müdahil olmaları problemleri farklı noktalara taşımıştır. İsrail’in bütün Filistin bölgesini ele geçirmek istemesi, Filistinlileri bölgeden uzaklaştırmaya çalışması, kendi mabedini yeniden inşa etmek için Mescid-i Aksa’yı bölmeye -hatta yok etmeye- çalışması problemler iyice çıkmaza sokmuştur.

Kudüs’teki problemler sadece Osmanlı döneminde çözüme kavuşmuştur. Dinleri tarafsızlık ve adaletle yöneterek bir arada tutmaya çalışmıştır. Osmanlı’nın bulduğu en güzel çözüm ise Kudüs’ün giriş kapısına “La ilahe illallah İbrahim Halilullah” (Allah’tan başka ilah yoktur, Hz. İbrahim Allah’ın dostudur) yazarak, üç dinde ata kabul edilen İbrahim peygamberin ismini yazmak olmuştur.

Herkes Kudüs’ü benimsemiş ama Kudüs, hiçbir zaman kimseye ait olamamıştır. Bu yüzden Hıristiyanların Hüzün Yolu’nda, Yahudilerin Ağlama Duvarı’nda, Müslümanların Mescid-i Aksa’da gözyaşı döktüğü bu kutsal toprakların en çok özlediği şey barış ve huzur olsa gerek.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Zeynep Ocak

İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi mezunu.Lisans bitirme ödevini Süryaniler ile başlayan Dinler Tarihi yolculuğu yüksek lisansta Dominiken Tarikatı ile devam etti. Yüksek Lisans Tezini, alan araştırması yapmak üzere gittiği Roma'’da hazırladı. Çalışmaları Angelicum Üniversitesi’'nde yaptı ve tarikat pansiyonunda rahibelerle kalarak Roma-Vatikan-Din üçgeninin analizini yapma fırsatı buldu. Şimdi de yine İstanbul Üniversitesi’'nde Dinler Tarihi’'nde doktora yapıyor.

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir