Hrant Dink Davası|| Erhan Tuncel’e Yakalama Kararı

Hrant Dink cinayeti davasında Yargıtay’ın verdiği bozma kararının görüşüldüğü duruşmada savcı Erhan Tuncel için yakalama kararı çıkartılmasını istedi. Bir sonraki duruşma 3 Aralık’ta.

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesine ilişkin dava Yargıtay’ın bozma kararının ardından yeniden görülüyor. ‘İktidar sözünü tutmadı’ diyen Dink’in ailesi: “Biz artık bu müsamerede yokuz” dedi.

Hrant

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili dava, Yargıtay’dan bozularak geri dönmesinin ardından  saat 10:00’da tekrar görülmeye başlandı.

Bianet’in haberinde, Hrant’ın Arkadaşları, duruşma öncesinde Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nın C Kapısında davaya ilişkin şu çağrıları yaptılar:

“Bu sefer müsamereye izin vermeyeceğimizi, katillerin, azmettirenlerin, yardım ve yataklık edenlerin, ihmali olanların, görmezden gelenlerin tamamı ortaya çıkarılmadan ve hak ettikleri cezaya çarptırılmadan bu davanın peşini bırakmayacağımızı en başından bütün gücümüzle gösterelim. Yarın saat 10’da Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde buluşuyoruz.”

Hrant’ın Arkadaşları hazırladıkları afişte de davayı şöyle anlattı:

“Müsamereyi bırakın, asıl sorumluları yargılayın.”

“Bir dava yeniden başlıyor. Hrant Dink’in kamu görevlilerinin yardımıyla, yönlendirmesiyle öldürüldüğü, ancak gerçek sorumluların hala yargı önüne çıkmadığı dava…”

“Süreç malum. Mahkeme bir örgüt bulamadı.”

“Bugün her şeyin yeniden başladığı gündür. Bizler 19 Ocak 2007’den beri, Hrant Dink cinayeti davasını takip eden, cinayetin tanıkları, mağdurları ve takipçileri olarak adalet nöbetimize devam etmek için bir kez daha buluşuyoruz.”

“Hrant için, adalet için!”

17 Ocak 2012’de sona eren dava, Dink davasında adalet isteyen kamuoyunu tatmin etmemişti.

Dink cinayeti ile ilgili tüm davaların şu andaki genel tablosunu öğrenmek için tıklayın.

Erhan Tuncel ile birlikte 19 sanığın yeniden yargılanmasına başlanıyor

Davanın görüldüğü İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 17 Ocak 2012 tarihinde 19 sanık hakkında kararını açıklamıştı. Mahkeme sanıkların örgüt üyeliği suçlamasından beraatine karar verdi. Sanıklardan Yasin Hayal hakkında ağırlaştırılmış müebbet ve 1 yıl 3 ay hapis cezası veren mahkeme sanıklardan Erhan Tuncel’e Dink cinayetinden ceza vermemişti.

Tuncel, Mc Donalds patlamasına ilişkin 10 yıl 6 ay hapis cezası alırken, cezaevinde kaldığı süre göz önünde bulundurularak tahliye edilmesine karar verildi. Sanıklardan Ahmet İskender 12 yıl 10 ay, Ersin Yolcu 12 yıl ve Salih Hacısalihoğlu ise 2 ay 15 gün hapis cezası almışlardı. Mahkeme aralarında Hayal’in abisi Osman Hayal’in de bulunduğu 13 sanığın beraatine karar vermişti.

“YARGITAY ‘SUÇ ÖRGÜTÜ’ VAR DEMİŞTİ”

Duruşma savcısı ile Dink ailesinin avukatları mahkemenin kararına itiraz ederek sanıkların terör örgütü üyeliğinden cezalandırılması gerektiğini ifade etmişlerdi.

Dava dosyasını inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi kısmen onadığı kararın “örgüt yok” hükmünü yerinde görmemişti. Yargıtay sanıkların iddia edildiği gibi terör örgütü üyeliğinden değil suç örgütü üyeliğinden cezalandırılması gerektiğini ifade etmişti.

Yargıtay’ın bozma kararının ardından Yasin Hayal, Erhan Tuncel’in de aralarında bulunduğu 19 sanığın yeniden yargılanmasına başlanıyor. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek davada tarafların Yargıtay’ın bozma kararına ilişkin görüşlerinin alınması bekleniyor.
Sitemizde 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na uygun olarak yayın yapılmaktadır. Sitemizde yayınlanan haber ve tüm içerikler ancak ilgili sayfamıza link verilmek koşuluyla yayınlanabilir. Aksi durumlarda art niyetli kişi ve/veya kuruluşlar hakkında yasal yollara başvurulacaktır.

Artık mahkemeyi tanımadıklarını açıklayan Hrand Dink’in ailesinden Radikal’den İsmail Saymaz’a bir açıklama geldi.

Açıklama ise şöyle:

Bu davada, devletin cinayet mekanizmalarının ve suç ittifakının ortaya çıkarılması konusunda gereken tek şey siyasi iradeydi. Siyasi iktidar, kamuoyu önündeki türlü sözlerine ve vaatlerine karşın, bu iradeyi göstermekten ısrarla kaçındı. İrade göstermek bir yana, cinayette rol alan veya katilleri yücelten devlet görevlilerini terfi ettirdi, emniyet müdürü, müsteşar, vali, ombudsman olarak atadı; bazılarını da kendi bünyesine katarak, milletvekili, bakan yaptı.

Muhalefet partileri ise kâh 301. maddeye ilişkin tutumlarıyla, kâh ülkedeki milliyetçi-ulusalcı dalgalanmaları körüklemeleriyle, kâh tetikçileri yetiştirdikleri ocaklarıyla, zaten cinayet ikliminin başaktörleriydi.

İktidar, kendi döneminde işlenen bu cinayeti ‘namus’ meselesi haline getirmek yerine koz olarak kullanmayı, silah sadece kendilerine doğrultulunca suçluları yargılamayı, Cumhuriyet tarihi boyunca yüksek sesle insan hakları mücadelesi vermiş tek Ermeninin öldürülmesini yok sayıp “Bizim zamanımızda faili meçhul cinayet olmamıştır” diye böbürlenmeyi seçti. Cinayetin hemen ardından “Bu kurşun Türkiye’ye sıkılmıştır!” demek, ama sonra bu icraatı göstermek, onursuzluktur. Doğrudur! Bu cinayet faili meçhul değildir: Fail, muhalefeti ve iktidarı, askeri, polisi, istihbaratı ve yargısıyla, devlettir.

Biz artık bu müsamerede yokuz. “Bu mahkemenin kararı şundan iyiymiş”lerden, “bu savcı şunda daha doğru demiş”lerden, “bu yapmak istiyormuş da yapamıyormuş”lardan, “şu yapabilirmiş de yapmıyormuş”lardan, “şu aslında iyiymiş de çevresi kötüymüş”lerden sıkıldık.

Ne bekliyorduk ki. Bir tek bizim mi başımıza gelmişti? Daha önce ne olmuştu ki şimdi ne olacaktı? Ama olsundu. Belki bu kez farklı olurdu. Belki önceki davalara, belki sonraki cinayetlere de bir faydası olurdu. Bir de biz deneyelim dedik. Denedik, olmadı. Acıda akraba olduklarımızın yanındaki yerimizi çoktan aldık. Türklüğe hakarete girmesin diye Türk adaleti demekten özenle kaçındığımız bu şey, adı her neyse, biz artık yokuz. Önünde ya da arkasında devlet olan herhangi bir şeyden, bir beklentimiz yok.

Hrant Dink, en yüksek yargı makamı olarak halkların vicdanını görürdü. Bütün bu yaşananlar içinde bizlere gelecek adına hâlâ umut veren tek şey, halkın çok geniş bir kesiminin bu cinayeti vicdanlarında mahkûm etmesi; ona yüreklerinde yer açması oldu.
Bu dava sadece ailemizin değil, Türkiye’de demokrasiye inanan, ayrımcılığı ortadan kaldırmak isteyen, devletin şeffaflaşmasını arzu eden, yüzleşmeden ve barıştan yana herkesin davasıdır. İşte bu insanlar adına avukatlarımız davayı şeklen takip etmeyi, sahipsiz bırakmamayı sürdürecekler.

Bizler olduğumuz ve olmamız gereken yerde olacağız. Öyle ya da böyle, devlet eliyle, sopasıyla, copuyla, bombasıyla öldürülenlerin yakınlarının yanında. Daha iyisinin değil, iyinin kavgasında. Salonlarda değil, sokaklarda, caddelerde, meydanlarda… İnsanına, vicdanına inandığımız bu toplumun içinde, onlarla birlikte, bu vicdanı temsil eden gerçek adaletin tecellisi için mücadeleden vazgeçmeyeceğiz.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir