Din ve Diyalektik – Çeviren:Banu Barış

Çeviren: Banu Barış
Orijinal İçerik: http://socio-anthropologie.revues.org/1255#tocto1n2


Dindar, insanın yalnızca ölüme ve evrene (korku ve evrendoğumsal sorgulama) karşı kırılganlık anlarının bir ifadesi değildir. Müşterek olanın içselleştirilmesini temsil eder, kendi yararına olacak şekilde doğanın güçlerine hükmetmeye olanak sağlar (Durkheim, 1991:170 ve Hervieu-Léger, 1993).

Karl Marx (1968 ve 1972), dinde kayıtlı olan kaygıların, sömürü dünyasına karşı hem bir itirazı hem de sefaleti ifade ettiğini belirtir. Bu, mümkün olan başka bir dünyayı düşünebilmek için yapılan organize bir başkaldırıdır. “ Dinsel endişe hem gerçek bir ıstırabın ifadesi hem de gerçek ıstıraba karşı bir itirazdır. Din, zulme uğramış varlığın şikâyeti, kalbi olmayan bir dünyanın ve tinden yoksun bir gerçekliğin hissidir. Bu, toplumun afyonudur. Bu anlamda, öznellik, tinselliğe sahip olmayan bir dünyanın nesnelleştirilmiş ve somut bir durumunun özüdür ve hüküm giymiş pek çok tinin geçmişin adaletini günümüzde zorunlu kılmasını sağlar. Feuerbach’tan ilham alan Genç Marx, diyalektik niteliği dinsel olgudan daha az çelişik olmayacak şekilde tasarlıyordu.” (Löwy, 1988: 3) çünkü bu nitelik, dağları yerinden kaldırmaya, köyler ve ortak hedefler inşa etmeye muktedir sembolik güçleri içermekteydi. Marx’ın vurguladığı üzere (1972: 42), toplumların var olmayan bir geleceğe ait ilüzyonlardan ve sanallardan vazgeçmesi mümkün değildir zira ilüzyonlar günlük hayatın paydaşı olduğundan, bu gelecek gerçekliğin bizzat kendisinden oluşur. “Bu nedenle din eleştirisi, dinin hale olduğu bu gözyaşları vadisinin eleştirisini yeşertmektedir.”

Dindara ait alanlarda, parçalara ayrılmış, yerel, ulusal ve küresel egemenlik zamanının, toplumsal bir anlam arayışıyla içinden çıkılamaz bir hale geldiğini gözlemliyoruz. Bu durum, toplumsal merkez, toplumsal çevre ve bunların politikanın yerel ve ulusal formlardaki uzantıları [örneğin, iktidar kurumu – iktidarın kurumsallaşması] arasında yer alan, gelişmeyle ilintili farklılıkları ve aykırılıklarıyla açıklanmaktadır. Buna paralel olarak, din olgusunu, toplumsal direniş ve yeniden düzenlenme süreçleri dâhilinde bir itiraz olarak, uyumsuz bir zamanın varlığı ve toplumsal hareketlerin çağdaşlığına anlam kazandıran bir geçmiş gibi değerlendirmeliyiz. Bunlar, geçmişten yola çıkarak, düşünülebilir ve mümkün olanda, zamanın ve mekânın kendilemelerine biçim veren bir son ve yeniden başlangıçtır. Şu halde, uyumsuz zamanda birbirine bağlanmış ve insanoğlunun icatlarına ilişkin olarak düşüncemizin birçok tezahürünü içeren sözcüklerin anlamı için açıklayıcı bir algı tesis etmeliyiz. Bu icatlar, kehanet ve binyılcılıklar vasıtasıyla dünyada büyünün bozulması ve dünyanın yeniden büyülenmesi hakkında oluşan mitik karabasanları gideriyorlar; Muzaffer Kilise’nin öyle olsun’unun, geleneksel Babil’in tozlu arşivlerini içeren tarihin parantezlerini açıyorlar.

Bununla birlikte, insan, toplu göçe ve mahkumiyete, bunalımlı ve bellekten yoksun bir halde teslim olmaz. Özlemler bizi daima toplumsal gerçeklerin en alt seviyelerine doğru çeker. İlerleme tarihinin mağluplarının inkârlarına, sembolleri ve imgeleriyle birlikte erk tarafından ileri sürülen tek anlamlı senaryoların cazibesinde rastlarız.

Varlığın ve Var Olmayan’ın tarihine ve antropolojisine de bizzat erkin kültürü ve ikonları vasıtasıyla ışık tutabilmekteyiz. Hiç kuşku yok ki, bellekten geçerek Tarih’in labirentine nüfuz etmek, bizi hiçbir anıya sahip olmaksızın unutmaya mahkum eden terör sentezini anlamaktır. Ne var ki, bu azillerin aynı konumları, medeniyet ve barbar sözcüklerinin tuzaklarını harekete geçiren coşku ve arzu yıllarını temsil eder. Walter Benjamin’e göre (2000: cilt III, 431 ve cilt I, 173), sabit doğrular olarak değerlendirilen tarihî anlamlar ve “mutlak olan”ın anlamları, geçmişin “sihirli” imgelerini muhafaza etmeye yarar. Bu anlamlar aynı zamanda, sürekli galip gelen bir illet olan günümüz düşmanının (Antikrist) tehlikesiyle yüzleşmeyi sağlayacak silahlardır. Bunlar, Mesih’in halen aşabileceği bir kapıdır. Aktörler, kötünün zaferiyle birlikte ölülerin yeniden gömülmek üzere mezardan çıkartılacaklarını bilirler. Böylelikle tarih, mitin istatistiklerinde dünyayı yeniden-büyülemek adına bir yeniden-başlangıç haline gelecek olan bir sona kilitlenmiş olacaktır.

Şayet İnanma edimi dindarın içinde toplumsal olanın merkezi ve yansıması olarak ortaya çıkıyorsa, toplumsal inanışlar ve hayallerde zımnî olan negatif figürlerin yeniden oluşturulması süreçlerinde var olan mantık ve dinamikler hakkındaki tarihî ve diyalektik bakış açısıyla kendimizi sorgulamalıyız. Burada söz konusu olan yalnızca “öbür dünya”ya dair endişeli bir sübjektif yapı değil fakat aynı zamanda ve özellikle, değişim için harekete geçmiş insanların gelenek ve görenekleri aracılığıyla aktarılan toplumsal fikirlerin sonucudur. Toplumsalın içine yaptığı dalışlar, insanı şiddet vasıtasıyla kurulmuş hukukun sınırlarının ötesinde olanaklar icat etmeye iter. Böylece, farklı anlaşmazlıklarda yaptığı müdahaleler gösteriyor ki, Kilise’nin oluşumu, yerel direnişlerle bağlantılı şekilde, bütünün imlemlerinin ve imlenenlerinin sembolik arabuluculukları üzerine kurulmuştur. Örneğin, Guadalupe Bakiresi’nin ya da Toprak Ana Tonantzin’in (La Chingada) anıldığı yer Tepeyac’ta yetkili bir kişi olan Aziz Juan Diego-tzin’in, özgürlük mücadelelerine ve güncel olanın yeniden düzenlenmesine anlam kazandıran sembolik gücünden bahsetmekteyiz. Böylelikle, şunu da hatırlatalım ki birleştirimci direniş süreçlerinde, Kızılderililer büstlerini Hristiyan tapınaklarında gizliyorlardı. Eduardo Matos Moctezuma (1999), yerli ritüelleri araştıran misyonerlerin sömürgelilerin özlem ve istekleriyle ne zaman ve nasıl karşı karşıya kaldıklarını not ettiklerinden bahseder. Tıpkı “modern etnologlar” gibi onlar da kendi egemenlik stratejilerini gözlemlemek ve ona daha iyi bir şekilde yeniden odaklanmak için kendi gerçeklerini (toplumsal çoğalma için gerekli olan eylem ve düşünce formları) arıyorlardı. Bu nedenle, din duygusunun, anma yerlerinde kolektif bir yeniden-benimseme vasıtasıyla kendisini belli ettiğini söyleyebiliriz – gelenek ve tarihî kültür, çatışma alanları ve umut deneyimi üzerine inşa edilmiş, mücadele ve umutla dolu bir kümelenmedir.

Böylece, zaman içerisinde sekülerleşmiş ve dinî kurumların betimlemelerinde yeniden uyarlanmış olan inanç göstergesi davranışlar, köklerini hem sanal hem de gerçek bir geçmişten alır. Kilise’ye ait yapılarla ilintili çok sayıda hareketin (reform, karşı reform, devrim) direniş ve toplumsal anlamda yeniden düzenlenmesi süreçlerinde, İnanma ediminin, zamandaşlık içerisinde bir tasarlanmamışlık olarak ortaya çıktığı tespitini yapabilmekteyiz. Burada söz konusu olan, geçmişe dair özlemlerle kendisini yenileyen yakın geleceğin olasılıkları üzerine yapılan seküler bahislerdir; insanların “adaletin tanrıları” ile yaptıkları İttifak’ta yazılı olan inkârın bir diyalektiğidir.

Romantik diyalektiğin sosyolojik modelinin ortasındayız, diğer bir deyişle, umutsuzluğun melankolisiyle dolu isyan enerjilerinin, erk ve istismar zamanıyla olan süreksizlikle eş zamanlı gerçekleşen, özlemlere dair zamanın sürekliliğinin ortasında.

Bunlar, lineer tarih, uygarlık ve egemenliğin ilerlemesi karşısında ters yönde yapılan mücadeleler. Resmî tarih baskındır ve olgularda ve eylemlerde, insanlar zulüm karşısında alaşağı edilirler. Geçmişteki hikâyelere, yasak arzuların anıları olan imgelere de aralıksız şekilde referans yapılır. Dünyanın daimî olarak yeniden inşa edilmesinde toplumsala anlam kazandıran bir geçmiş hatırlatılır (anamnezi). Bu bakımdan, din ve siyaset dünyasının ana karakterleri, ne geleceğe ne de öbür dünyanın üstünlüğüne dair bir şeyi zorunlu ve şüphesiz olarak kestirememektedir. Aksine, burada mevzubahis olan, düşüncenin (felsefe) metafizikle olan dayanışmasıdır (Adorno, 1992). Kahince ve dinî esinleri ve prensipleri “modernite karşıtı” ve “antikapitalist” bir romantizm içerisine dahil eden bir model;  geçmişe ait fakat geleceğe yansıyan, organik toplumların ıstırap veren bir nostaljisi (Löwy ve Sayre, 1992: 236-237).

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir