Arkeolog Göksel Sazcı:”Tekno arkeoloji ya da arkeo teknoloji diye bir proje uygulamaya başladık.Bütün bilgileri dijital ortama aktarmayı planlıyoruz.”

 Dağ Medya Arkeoloji yazarı Zuhal Tuzcu’nun Arkeolog Yrd. Doç. Dr. Göksel Sazcı ile Maydos Kilisetepe Höyüğü Röportajı

Zuhal Tuzcu

Çanakkale

@zuhaltuzcuu

Bu yaz bir kazıya katılmadım fakat içimde kazı özlemini yaşadım. Madem kazıya gitmedim kazı ziyaretine de mi gidemeyeceğim diye düşündüm. İnsan bir kere kazıya gitmenin tadına varınca bırakamıyor. Çünkü bu bir tutku, aşk, heyecan ve dahası.. Derken Maydos Kilisetepe Höyüğü kazısı ile iletişime geçtim. Bu kazıyı tanıtma amaçlı bir çalışma yapabileceğimden bahsettim ve sevgili kazı başkanı Göksel Sazcı’nın da kabul etmesi sonucunda kendimi özlediğim kazı hayatında buldum. Orada hem bir arkeolog hem bir gazeteciydim. Bu sayede hem işimi yapıp hem kazı özlemimi gidermiş oldum. Anlayacağınız arkeoloji yazıları yazmanın bana büyük avantajları var.

Bu kazı da en dikkat çekici tespitim ise arkeolojinin teknolojiyle birleştirilerek daha sağlıklı sonuçlara varıldığı oldu. Örneğin burada tekno arkeoloji yöntemi kullanılarak kağıt üzerindeki verilerin dijital ortama aktarılması söz konusu. Aslında çağımızın da gerektirdiği böyle bir çalışma yapılması. Ve Maydos’ta bu proje hayata geçiriliyor.

Gitmeden önce şöyle bir şey düşündüm. Eğer bu kadar yol gideceksem röportaj haricinde buna değecek başka bir şey daha yapmalıydım. Hayalimde bir gün kazı belgeselleri çekmek ve değerli topraklarımızı doğru şekilde tüm dünyaya tanıtmak var. Ve hep hayalim olan bir şeyi amatör de olsa burada gerçekleştirdim. Sizler için tek başıma çektiğim bir video hazırladım. İlk deneyimim ve video tam bir belgesel niteliği taşımasa da en azından kafanızda görsel olarak bir şeyler oluşturma açısından faydalı olabileceğini düşünüyorum. Sizler de izledikten sonra görüşlerinizi paylaşırsanız mutlu olurum. Çünkü fikir alış verişiyle ilerlemenin her zaman yararı vardır. Röportajı okuduktan sonra aşağıdaki linkte videoyu izleyebilirsiniz. İyi okumalar ve iyi seyirler dilerim.

[vimeo]http://vimeo.com/73521788[/vimeo]

Yrd. Doç. Dr. Göksel Sazcı - Zuhal Tuzcu / Fotoğraf Devrim Çalış Sazcı

Yrd. Doç. Dr. Göksel Sazcı – Zuhal Tuzcu / Fotoğraf Devrim Çalış Sazcı

Zuhal Tuzcu : Maydos Kilisetepe Höyüğü’nün tarihçesinden başlayalım isterseniz.

Göksel Sazcı : Kazı hazırlıklarına 2007’de başladık. Biraz daha geriye gidersek ben uzun yıllardır bu bölgede çalışıyorum. Troia kazılarında yaklaşık 18 yıl Manfred Osman Korfmann ile birlikte çalıştım. Dolayısıyla kökenimiz Troia olduğu için Troia’yı ve bu bölgede ne var ne yok iyi biliyoruz. Troia I dönemi ilk kurulduğu dönem olmasından dolayı, Troia II dönemi meşhur hazineleri, megaronları ile, Troia VI dönemi Homeros’un İlyada Destanı’nda anlatıldığı için bu dönemler iyi biliniyor. Sonra Hellenistik ve Roma dönemleri nispeten iyi bilinir. Ama aradaki o Troia III, IV, V dönemleri pek iyi bilinmez. Onlardan sadece bahsedilir. İyi bilinmemesinin farklı sebepleri var. Birincisi Troia’da sürekli bir teraslama hareketi olmuş. Teraslamadan ötürü birçok tabaka tahrip olmuş. İkinci sebebi hem kültürel hem mimari kalıntı açısından olsun bu dönemler diğer dönemler kadar kuvvetli varlık gösterememişler. Bunun da bulunduğu coğrafya ve coğrafi değişimlerle alakası var. Troia daha önce koy kenarında yer alırken bu dönemlerde burası bataklık bölgesi haline geliyor. Dolayısıyla denizin getirdiği nimetlerden, zenginliklerden fazla istifade edemiyor. O yüzden bir gerileme söz konusu o dönemlerde.

…  Schliemann’ın belirli bir saplantısı var. O düşlerindeki Troia’yı bulmak için kazıyor. 

Maydos Kilisetepe Höyüğü / Fotoğraf Zuhal Tuzcu

Maydos Kilisetepe Höyüğü / Fotoğraf Zuhal Tuzcu

Bir de tabi eski kazıcıların faktörleri var. Schliemann’ın belirli bir saplantısı var. O düşlerindeki Troia’yı bulmak için kazıyor. Tabi onun düşlerindeki Troia ile gerçek Troia’daki tabakalar biraz farklı. O yüzden o hayalindeki Troia’yı bulabilmek için çok hızlı ve 120-150 işçiyle birlikte madenci gibi kazıyor. 1870’li yıllarda oluyor bu olaylar. Ona önemsiz gelen o zayıf tabakaları tahrip ediyor. Bu farklı sebeplerden ötürü bu dönemler çok iyi araştırılmamış.

Biz burada yaklaşık 20-25 işçiyle çalışıyoruz. Ve her açmada en az iki uzman arkeolog var. Onlara ilaveten 4 ya da 5 işçi olabiliyor. Ancak bu şekilde kontrol edebiliyoruz.

O zamanki kazı teknikleri de farklı. Günümüzdeki diğer alanlarda örneğin şimdiki kalp ameliyat teknolojisi 100 yıl öncesine göre nasıl farklıysa arkeolojideki tekniklerde o kadar radikal olmasa da biraz daha farklı. Çünkü arkeoloji bilimine daha yeni başlamış dönemlerdeyiz.

Maydos Kilisetepe Höyüğü genel görünüm / Fotoğraf Kazı arşivinden

Maydos Kilisetepe Höyüğü genel görünüm / Fotoğraf Kazı arşivinden

Z. T. : Maydos Kilisetepe Höyüğü’nün keşfedilmesi nasıl oldu?

G. S. : Belediye, 1980’li yıllarda denizi doldurmak için höyüğün batı kısmından iş makineleri ile toprak alıyor. Tabi bu trajik bir durum. Ama aynı zamanda bizim için de yandan bir profil oluşmuş. Bu profili biz gelip incelemeler yaptığımızda Troia’da zayıf olan III, IV, V tabakalarını burada yaklaşık 3-4 metre gibi hatırı sayılır bir dolguya sahip olduğunu gördük. Burada araştırma yapmak için asıl bizim çıkış noktamız bu oldu. Fakat başka nedenlerde vardı. Yalnızca bu dönem değil, içerisinde barındırdığı dönemler de dünya arkeolojisi için önemli bilgiler içeriyor. O yüzden de çalışmalarımıza burada başlatmak için 2007 yılında harekete geçtik. Kazı izni almak çok kolay olmadı. Biraz uğraşmak gerekiyor. Projenizin iyi olması ve kendinizi iyi ifade edebilmeniz gerekiyor. Bir de buranın bir aciliyeti vardı çünkü yerleşim Eceabat’ın tam ortasında. Yerleşim içerisinde kalmış bir höyük ve Gelibolu Yarımadası’nın şimdiye kadar bildiğimiz en büyük höyüğü. Belki daha büyükleri var ama henüz keşfedilmedi. Şehir yapılaşması artık höyüğün yamaçlarına kadar girmiş. Neredeyse içerisine kadar yükselmiş. Korumasız, hiçbir çit, tel örgü falan yoktu burada. Asıl tahribat ise üzerine su deposu yapılmış olması. 80’li yılların ortasına kadar Eceabat’ın su ihtiyacı höyüğün üzerine açılan kanallarla ve höyük üzerinde bulunan su dağıtım pompası ile dağıtılıyordu.

Maydos Kilisetepe Höyüğü 2013 Kazı ekibi

Maydos Kilisetepe Höyüğü 2013 Kazı ekibi

Z. T. : Kaç kişilik ekiple çalışıyorsunuz?

G. S. : Ekibimizin sayısı 20 ile 30 kişi arasında değişiyor. Küçük bir grubuz. Yeni başladık zaten kazıya. Böyle olması hem bütçeye hem buluntu durumuna bağlı. Hangi dönemleri ne şekilde araştıracaksanız ona göre ekibinizi oluşturuyorsunuz. Örneğin kemik çalışacaksanız Arkeozooloğu davet ediyorsunuz. Botanik çalışacaksanız yine gerekli elemanları davet ediyorsunuz. Ya da bir dönem de ağırlıklı olarak çalışacaksanız o dönemin uzman kişisini davet ediyorsunuz. Buluntuya göre ekip değişiyor ama çoğunluğunu Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nden öğrenciler. İlk yıllarda çok farklı üniversitelerden öğrencilerimiz olmuştu. Çok da başvuru oluyor. Öğrencilerin kendilerini tanıtmalarını istiyoruz. Özeliklerine, yazdıklarına, kendilerini ifade ediş şekillerine göre seçiyoruz.

 Z. T. : Höyük hangi dönemlerde yerleşim görmüş?

G. S. : Höyük İlk Tunç Çağı’nda kurulmuş. Kabaca M.Ö. 3000 diyebiliriz. Kesintisiz olarak günümüze kadar yerleşim var. Bunun içerisinde Orta Tunç, Son Tunç, Trak kavimleri, Geometrik Dönem, Arkaik Dönem, Klasik Dönem, Roma Dönemi, Bizans Dönemi ve Osmanlı Dönemi var.

En büyük tahribat iş makineleriyle denizi doldurmak için toprak almakla yapılmış. 

Maydos Kilisetepe Höyüğü kazı alanı / Fotoğraf Zuhal Tuzcu

Maydos Kilisetepe Höyüğü kazı alanı / Fotoğraf Zuhal Tuzcu

Z. T. : Höyüğün isminden de anlaşıldığı gibi burada bir kilise vardı değil mi?

G. S. : Biz kazıya başladığımızda yaklaşık 20-30 cm’den mezarlar ortaya çıkarttık. Bunlar yakın döneme ait yaklaşık 80-100 yıllık mezarlar. Bu mezarlar höyüğün ismini aldığı kilisenin mezarları. Her dini inanışta ya da her farklı kültürde mezarlar belli bir ritüelle belli bir derinliğe gömülüyor. Örneğin müslümanlarda erkekler göbek hizasından, kadınlar göğüs hizasından derinliğe gömülür. Hıristiyanlarda da bu derinlik en az 2 metre. Biz bunları 20 cm’den çıkarttık. Bu da bize yaklaşık 80-100 yıl içerisinde höyüğün yüzeyinin ya da tepe kısmının yaklaşık olarak 2 metre aşındırıldığını gösteriyor. Zaten höyüğün üzeri dümdüz. Büyük ihtimalle tarım yapmak için kullanıldı. En büyük tahribat iş makineleriyle denizi doldurmak için toprak almakla yapılmış. Biz buraya gelerek hem bu tahribatı (doğa tarafından değil de insan tarafından yapılan tahribatı) bir nebze olsun durdurmak istedik. Kazı amaçlarımızdan bir tanesi buydu. Süreç uzun sürdü. 2010 yılında kazılara başladık. Bu yıl da 4. Sezonumuz.

Maydos Kilisetepe Höyüğü'nden manzaraya bakış / Fotoğraf Zuhal Tuzcu

Maydos Kilisetepe Höyüğü’nden manzaraya bakış / Fotoğraf Zuhal Tuzcu

Z. T. : Denize mesafesi günümüzde çok yakın. Antik Çağ’da ise zaten deniz kenarındaydı. Konumundan dolayı önemli olsa gerek.

G.S. : Burası önemli bir koyun yanında yer alıyor. Kilye Koyu. Zamanında burası deniz kenarında bir yer. Dolayısıyla tercih edilen bir yer. Boğazlardan her zaman geçmek mümkün değil. Çünkü burada sürekli Kuzeybatı rüzgarı eser. Antik Çağ gemicileri hareketlerinde rüzgara ve akıntıya bağlılar. Bu yüzden de uygun rüzgarları beklemek zorundalar. Boğazın akıntısı yaklaşık saatte 9km hız, rüzgarın hızını da eklersek 17 ile 20 km hıza ulaşıyor bu ikisi. Kürek çekerek geçmek çok zor akıntıdan dolayı. Uygun lodos rüzgarı beklenerek buradan geçilebiliyor. Bu da her zaman esmiyor.

Z. T. : Burayı özel kılan nedir?

G. S. : Troia III – IV – V dönemlerini iyi araştırmak istiyoruz burada. İyi iş çıkartmak istiyoruz. Şuan işin başındayız ama bunun dışında sürpriz buluntularımız da var. Örneğin M.Ö. 1200’lerde Doğu Avrupa’dan Anadolu’ya, Mezopotamya’ya Filistin’e doğru kavim harekatı söz konusu. Bu dönemde Doğu Avrupa’da bir kuraklık olduğu araştırmalar sonucunda biliniyor. İnsanlar bulundukları bölgelerden daha iyi yaşam koşulları olan bölgelere göç ediyorlar. Tabi göç ettikleri yerler de boş olmadığı için buradaki insanlarla mücadeleye girmişler. İşte bu döneme ait mimari kalıntılar burada var. (Oval evler)

Maydos Kilisetepe Höyüğü Oval ev / Fotoğraf Kazı arşivinden

Maydos Kilisetepe Höyüğü Oval ev / Fotoğraf Kazı arşivinden

Burada Son Tunç Çağı tabakası var ve bir yangınla sona eriyor. O yangının üzerinde de bu Trak Göçlerine ait buluntular var. Yani hem Yunanistan’a göç etmişler ve hem yaptıkları göçün sonuçları burada görülüyor hem de kendi göçleri de var burada. Yani ikisi de var.

Son Tunç Çağı’na ait Anadolu’nun hiçbir yerinde bulunmayan ilginç buluntular ortaya çıktı. Onlar da merkezi yapılar. Taş temel üzerine kerpiç yapılar var. Bu kerpiçler yangın geçirdiği için üzerindeki süslemeler günümüze kadar ulaşmış.

Spiral motifli parçalar / Fotoğraf Kazı arşivinden

Spiral motifli parçalar / Fotoğraf Kazı arşivinden

Bu süslemeler rölyef, bordür, kapı pencere kenarlarına söve olarak yapılmış, bazıları da bugünkü kartonpiyer uygulama gibi yapılmış malzemeler. Üzerlerinde spiral motifler var. Bunlar bu halleriyle Anadolu’nun başka yerlerinde yok. O yüzden ilginç.

Kartonpiyer niteliğindeki parçalar / Fotoğraf Kazı arşivinden

Kartonpiyer niteliğindeki parçalar / Fotoğraf Kazı arşivinden

Definecilerden farkımız her şeyi dokümantasyon altına almak. Bunu yapmazsak 10 yıl sonra kazdıklarımızı hatırlayamayız.

Z. T. : Gördüğüm kadarıyla çok sistemli hareket ediyorsunuz. Kazıyı bir sisteme oturtmak yıllar alan bir şeydir ama siz 4 sene içerisinde çoğu şeyi düzene sokmuşsunuz.

G. S. : Belirli bir sistemimiz var. Burası da bir okul gibi çünkü üniversitemize yakın. Kışın gezmek için geliyoruz. Okulda da burada işlerine yarayacak dersler sunuyoruz öğrencilerimize. Oradan zaten hazırlıklı geliyorlar. Uygulama olmadığı zaman çabuk unutuluyor ama uygulamanın içerisine girdikleri zaman daha kalıcı oluyor derslerde öğrendikleri. Dokümantasyona çok önem veriyoruz. Çünkü kazdığımız her şey tahrip olduğu için höyük kazılarında özellikle. Definecilerden farkımız her şeyi dokümantasyon altına almak. Bunu yapmazsak 10 yıl sonra kazdıklarımızı hatırlayamayız. Kendi geldiğim sistemde de öyleydi. Alman ekolünden geliyoruz biz. Troia’da şu şekilde gördük. Hem Almanlar hem Amerikalılar çalışıyordu. Her iki grubun da ayrı sistemleri vardı. Çünkü Amerikalılar klasik arkeoloji kısmını, almanlar prehistorya kısmını üstlenmişlerdi. Fakat ikisinin de iyi olan sistemleri vardı. Mesela numaralandırma sistemi Amerikan sisteminde daha pratik ve mantıklıydı. Alman sisteminde sıradan gelen numaralar veriliyordu. Bizim kazı sistemimizin %90’ı Alman sistemi, %10’u Amerikan sistemi. İkisini harmanlamış olduk. İlk 4 yılımızda altyapıya da çok önem verdik. 4 yılda altyapımızı %90 tamamladık.

Çizimlerin dijital ortama aktarılması / Fotoğraf Zuhal Tuzcu

Çizimlerin dijital ortama aktarılması / Fotoğraf Zuhal Tuzcu

Tekno arkeoloji ya da arkeo teknoloji diye bir proje uygulamaya başladık. Özellikle depolama sisteminde işimize yarayacak. Bütün bilgileri dijital ortama aktarmayı planlıyoruz. Depo içerisindeki buluntuları barkot sistemine geçirmeye çalışıyoruz. Bilgisayar mühendisi arkadaşlarımız var onlar programlarını hazırlıyorlar. Daha sonra bu etiketleme sistemine dönüştüreceğiz. Gelişmiş teknolojiden de istifade etmek istiyoruz.

Z. T. : Burasının antik çağdaki ismi de Maydos muydu?

G. S. : Bu bölgenin antik ismi Madytos. M.Ö. 1200 ile M.Ö. 800 arası karanlık dönem olarak geçer. Çünkü bu dönemle ilgili yazı yok. O yüzden karanlık dönem olarak adlandırılır. Bu dönem de tam kavimler göçünün başladığı ve yaşandığı dönemlere denk geliyor. O dönem bittikten sonra yazılı kaynaklar başlıyor. M.Ö. 7.yy’a ait yazılı kaynaklarda Madytos’un ismi geçiyor. Madytos bir Trak yerleşmesi olarak kurulmuş ilk etapta daha sonra ise Lesbos Adası’na (Midilli Adası) gelen Aioller’in burada iskan ettiğini söylüyor yazılı kaynaklar. Yazılan bu söylem de doğrulandı. Gerçekten de Trak kavimlerine ait buluntuları bulduk. Bunların üzerinde de oval evler var. Buraya en yakın oval ev kalıntısı Midilli Adası’nda var. Yani yazılı kaynaklarla arkeolojik buluntular birbirlerini tamamlıyor.

Buranın ismi 1950’li yıllara kadar ise Maydos olarak geçiyor. Madytos’dan zamanla türemiş bir kelime. Evliya Çelebi de burasını gezmiş ve halkına burada hiç müslüman olmadığını hep hıristiyanların olduğunu söylüyor. İnşaat işlerinde de uzman olduklarından bahsediyor. 1950’li yılların ortalarında ismi Eceabat olarak değişiyor. Ama yaşlılar hala buradan Maydos diye bahsederler.

Sponsor olunca daha rahat hareket edebiliyorsunuz. Kendinizi finansal işlerden daha çok bilimsel işlere verebiliyorsunuz.

Kazı alanından arkeologlar ve işçiler / Fotoğraf Zuhal Tuzcu

Kazı alanından arkeologlar ve işçiler / Fotoğraf Zuhal Tuzcu

Z. T. : Kazınızın sitesinde sponsorlar bölümüne baktığımda INSTAP adında yabancı bir sponsor gördüm hocam. Nasıl sponsorunuz oldu?

G. S. : INSTAP (Institute of Aegean Prehistory) Akdeniz bölgesinde prehistorik kazıları destekleyen bir fon Amerika’da. Bizim başvurduğumuz yıl sanırım 1400 başvuru vardı ve 200 başvuruya yardımda bulundular. Çok fazla değil ama insanı motive ediyor. Aygaz, kazımızın teknolojik malzemesi için ve Tekno arkeoloji projesine destek veriyor. Diğer sponsorlarımızın da kazı araç gereçleri, kırtasiye malzemesi, yiyecek malzemesi gibi şeylerde katkıları oldu. Sponsor olunca daha rahat hareket edebiliyorsunuz. Kendinizi finansal işlerden daha çok bilimsel işlere verebiliyorsunuz.

Z. T. : Maydos Kilisetepe Höyüğü’nü İnternet’te araştırırken kazınıza ait bir site ile karşılaştım. Artık teknoloji ve İnternet çağındayız ve kazıların kendilerini tanıtım amaçlı sosyal medyada yer almaları çok önemli diye düşünüyorum. Örneğin bu sayede siz hocalarımıza da ulaşma imkanını elde ediyoruz.

G. S. : Artık her şey İnternet üzerinden oluyor. İnternet’te yoksanız pek varlık gösteremiyorsunuz. Bakanlık bunu istiyor. Kazıların hepsinin sitesi olması gerek diyor. Eskiden bilgi ne kadar saklanırsa o kadar değerlidir diye bir düşünce vardı. Bu yanlış bir düşünce tabii ki. Artık teknoloji çağındayız. Biz burada yaptığımız çalışmaları kamuoyuyla paylaşmazsak, sadece kendimize saklarsak hiçbir önemi kalmaz.

Z. T. : Burasının turizme kazandırılması için ne gibi çalışmalarda bulunuyorsunuz?

G. S. : Troia aralıklarla yaklaşık 130 yıldır kazılıyor. Biz 4. yılımızdayız. Epey bir yolumuz daha var. Ama bilgilendirme levhaları koymaya başladık. İnsanlar gelip burada ne yaptığımızı en azından bilsinler diye. Levhaları her iki yıl da bir güncellenecek şekilde monte ettik. Yönlendirme levhaları yapmayı düşünüyoruz. Kaymakamlıkla görüşmeler yaptık. Eceabat’ın her yerinden buraya ulaşmak mümkün olacak. Çünkü Eceabatlılar kendileri de bulamıyorlar. Bunlar haricinde biraz çevre düzenlemesi yapacağız. Höyük olduğu için çok fazla müdahale edemiyoruz. Daha işin başındayız. Ama önümüzdeki yıllarda burası daha cazip bir görüntüye sahip olacak.

Z.T. : Değerli vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim hocam.

G. S. : Ben de teşekkür ederim.

Videoyu izlemek için linke tıklayınız.

https://vimeo.com/73521788

@zuhaltuzcuu

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Zuhal Tuzcu

Arkeolog. 12 Haziran 2012'de Dağ Medya'ya katıldı. Arkeoloji üzerine yazılar yazıyor.

Benzer yazılar

2 Yorum

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir