Bugün susarsak, yarın nasıl konuşuruz

Ali Deniz Uslu’nun Radikal gazetesi muhabiri İsmail Saymaz ile söyleşisi

İsmail Saymaz

İsmail Saymaz, siyasal otoritenin kendine tehdit gördüğü tüm unsurları yalnızca siyaset alanından değil kamusal alandan da sildiğini anlatıyor. Devletin açık bir nefret çağrısı yaptığına dikkat çekiyor. Bu tuzağa düşmeyen, sokağa çıkıp demokratik hakkını kullanan halkın ise terör torbasından payına düşeni aldığını söylüyor.

Gazeteci İsmail Saymaz, 30 ayrı dava dosyasını incelediği yeni kitabı “Sözde Terörist”te annesiyle beraber cezaevinde volta atan iki yaşındaki Şana’nın, taş atan çocuk Berivan’ın, “parasız eğitim” pankartı açan Berna ve Ferhat’ın, oğlunu andığı için yargılanan Ayşe Karakaya’nın, Kürt sanılıp linç edilen Balgün Ailesi’nin, askeri casusluk örgütünün lideri denilen bir genç kadının ve daha onlarca “sözde terörist”in hikâyesini anlatıyor.

– “Terör Suçu” AKP ile iyice bıçak sırtı bir tanıma kavuştu. Sisteme aykırı, muhalif olan herkes “terör suçu” işlemiş sayılıyor, iki kişi bir arada yürüse “örgüt” olarak tanımlanıyor. Peki nedir “terör suçu”?

– Siyaset biliminde bile uzlaşılan tam bir tanım yok, yaklaşık 360 tanımlama var! En yaygını da sivil bir grubun devlete karşı silahla ayaklanarak, ondan siyasi bir çıkar elde etmesi ya da onu devirmesi, yıkması… Türkiye’de terör ile mücadele uygulaması özellikle 2005 yılından sonra tersyüz edildi. Kapsamı dönüştürüldü; sivilden devlete doğru değil de devletten sivile doğru, iktidarı devirmek için değil de iktidarın kendi gücünü pekiştirmesi için uygulanan bir enstrümana dönüştü. Artık suç istatistikleri ile terör soruşturması kapsamında açılan dava ve soruşturmalar ters orantılı. Çünkü Türkiye’de terör eylemi diyebileceğimiz olaylar sıfıra yakın, (silahlı eylemler) buna karşın onun yüzlerce katı fiili terörist bulunuyor!

– Terör enflasyonunda ciddi artış var yani?

– “Terör mahkemeleri” iktidarın manipülasyon aracı oldu. Muhalefet=terör! Özellikle 11 Eylül bu anlamda dünyada bir milat. Bu tarihten sonra polis eliyle tüm kamusal, sosyal ve siyasal alan düzenlenmeye başladı. Türkiye’de de siyasal otoriterin kendine tehdit gördüğü tüm unsurları yalnızca siyaset alanından değil kamusal alandan silip, vatandaşlıktan düşürüyor.

– “Özel Yetkili Mahkemeler” nasıl bir çıkmaz?

– Toplumda iki tür insan var; biri işlediği suçtan sonra yargılanan, cezasını çektikten sonra topluma katılan yurttaşlar, diğeri ise suç işlemeyen, eyleminin gelecekte suç oluşturacağı düşünülen, davranışının suç kapsamına girdiği varsayılan ve ceza alan yurttaşlar. Kehanetle suçu belirlenenler vatandaşlıktan düşürülür, kamusal alandan dışlanır, hayattan ötelenir. Özel Yetkili Mahkemeler bu mirası Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden aldı! ÖYM’lerde yargılanan sekiz bini tutuklu yetmiş bin sanıkla Türkiye, 12 Eylül mahkemelerinin rekorunu bile geride bıraktı.

– Hep yakın geçmişle karşılaştırılıyor içinde olduğumuz günler. Size göre durum nasıl?

– Geçmişte, 15 yıl önce, “durum daha kötüydü” diyenler için söylüyorum; “Tansu Çiller İktidarı’nı yıpratma” diye bir suç yoktu. Ya da örneğin, “Erbakan iktidarını alaşağı etmek” gibi bir suç tanımı da olmadı. İnsanların bir siyasal iktidarı yıkma, alaşağı etme hedefleri olabilir, suç bunun hangi araçla gerçekleştirileceğine dairdir. Keza, geçmişte “herhangi bir tarikatı kötüleme” diye, “onun hakkında kitap yazma”, “taslak aşamasına getirme” diye bir suç yoktu… Elimizdeki dosyalardan şunu anladık; Türkiye’deki siyasal iktidarın ve onun bileşeni olan Gülen Cemaati’nin otoritesine ayrı ayrı ve birleşik olarak karşı her düşüncenin suç olarak değerlendirilmesi mümkün. Ergenekon sanıkları hangi örgütün üyesi olduklarını bilmediklerini söylüyordu. Bugün de insanlar bir örgüte dahil olmasalar da onların hangi örgüte dahil oldukları devlet tarafından ilan ediliyor. Terörle Mücadele Şubeleri ve Mahkemeler yapıyor bu atamayı!

Söyleşinin devamını buradan okuyunuz..

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir