Erhan Odabaş: TARTIŞMADA “YANILGIDAN KURTARMAK AŞAĞILAMAK DEĞİLDİR”

Zuhal Tuzcu/Mecidiyeköy

Erhan Odabaş İle “Sözün Farkı – Türkiye’de Tartışma Kültürü” Adlı Belgesel Üzerine Söyleş

Çocukken “tartışma” kavramının anlamını düşündüğümde hep olumsuzluk, bir kavga ortamı gelirdi aklıma. Büyüdükçe bu fikrim değişti ve aslında karşıdaki kişiyle sözlü şekilde belli bir konu üzerinde görüşlerimizi, düşüncelerimizi belirtmek olduğunu, çoğunlukla eleştiri şeklinde gerçekleştirilen diyalogların saygı çerçevesinde olması gerektiğini anladım.

Geçen haftalarda ise konusu ilgimi çeken “Sözün Farkı- Türkiye’de Tartışma Kültürü” adlı belgeselin galasına katıldım. Belgeselin konusu daha önce geniş çaplı olarak ne kitaplarda ne filmlerde ne belgesellerde ele alınmamıştı. Bu açıdan bir ilkti. İzledikten sonra ise kesinlikle anlatılması gerektiğini düşünerekten belgeselin senaristi ve yönetmeni olan Erhan Odabaş’ı arayarak söyleşi yapmak istediğimi belirttim. Kendisini akşam 19.00 gibi aramama rağmen nerede olduğumu ve vaktimin olup olmadığını sordu. Tabii ki vardı. O zaman hemen görüşebiliriz diyerek 15 dakika içinde Mecidiyeköy’de buluştuk. Odabaş ile bakın neler konuştuk.

Erhan Odabaş Fotoğraf Mehmet Erenkaya

Erhan Odabaş Fotoğraf Mehmet Erenkaya

 

BELGESELİN OLUŞUM AŞAMASI

Benim merak ettiğim ilk şey belgeselin oluşum aşamasıydı. Bu fikir nerden ve ne zaman çıkmıştı?, nasıl gelişmişti de belgesel olma niteliğine gelmişti? Bu sorularımı Odabaş şöyle yanıtladı:

“ Bu belgesele şöyle başladım. Bu konu benim bitirme tezimdi. İnsanın özgürleşmesinde tartışma kültürünün rolü ve önemi üzerine bu belgesel şekillendi. Türkiye’de tartışma daha çok medya üzerinden tartışma programlarında yürütülmekte. Daha önce de bu konu üzerine bir dergiye makale yazmıştım. Makale ve tez olmadan önce kitap şeklinde düşünülmüştü.

Belgeselde  toplumda fikir beyan eden gazeteci, yazarları katmaya çalıştık. Okur kitlesi olan yazarları belirlemeye çalıştık. Bu kişiler aydın, bilim adamı niteliğine sahip insanlar. Bu kişilerden muhafazakar kimliğe sahip olanları, liberalleri, sosyalistleri, Kemalistleri belirlendi ve bir konsept oluşturuldu. Sonrasında da bazı temel kavramlar üzerinden alt başlıklar oluşturarak sorular üzerinden bir belgesel hazırlamaya çalıştım. İnsanın özgürleşmesinde tartışma kültürünün önemi, empati nedir?, her düşünce akımıyla empati kurulmalı mı? gibi sorulara yer verdim.. Sol ve sağ düşüncenin dil ve üslup açısından aralarındaki fark olup olmadığını irdelendi, Kemalistlerde bir tartışma kültürünün niteliği, siyasal İslam’da tartışma kültürünün niteliği nedir? gibi sorulara da yer verdim. Belgeselin en sonunda da devlet tartışır mı? sorusu üzerine şekillendi.

Bu toplumda bir tartışma kültürü yok. Aslında belgeselin ismi “Sözün Farkı” ama Türkiye’de sözün farkı önemli olmasına rağmen daha çok demogoji, diyalog yerine münakaşa ve  sözün fazlalığı  üzerinden sürdürülen bir tartışma var.

Çekimlere 15 Mayıs 2010’da başladık. Yaklaşık 3 yıl sürdü. Sponsor desteği yok fakat Kültür Bakanlığı destekli bir projedir.”

SÖZÜN FARKI- TÜRKİYE'DE TARTIŞMA KÜLTÜRÜ

 

“BU BELGESEL TARTIŞMA KÜLTÜRÜNÜ KONU ALAN TÜRKİYE’DE VE HATTA DÜNYA’DA İLK TİR. DAHA ÖNCE BU KONU TEMEL ESAS ALINARAK OLUŞTURULAN İLK BELGESEL OLMA ÖZELLİĞİNDEN DOLAYI BÜYÜK ÖNEM TAŞIR.”

En çarpıcı, herkeste aynı yorumu yaptıracak bir yönü de vardı belgeselin. İzledikten sonra insanı silkelendiren, ben farklı düşünüyormuşum bu zamana kadar dedirttiğini de Odabaş’a gelen yorumlardan anlayabiliyoruz. Kendisi şöyle diyor:  “Belgesel izlendikten sonra da herkesten şöyle bir yorum aldım. “Biz tartışmayı bilmiyormuşuz.” Ayrıca “bizden sonraki kuşaklara da sözlü bir kaynak niteliği taşımaktadır.” diye de ekledi.

 

EMPATİ KENDİNİZİ BAŞKASININ YERİNE KOYMAK MIDIR?

Empati kavramına da değinmek istiyorum. Ben belgeseli izlediğimde şu zamana kadar bildiğimi sandığım kavramın aslında çok başka bir anlam taşıdığının farkına vardım. Empatinin en basit anlamıyla kendini başkasının yerine koymak olmadığını anladım. Bakın Odabaş empatiyi nasıl anlattı.

“İnsanın kendisini başkasının yerine koyma diye bir şey yoktur. Tam tersine anlamaya çalışmak olmalıdır. Kendinizi başkasının yerine koyarak oradan bir empati kurmaya çalışırsanız kendiniz olmaktan çıkarsınız. Karşıdakiyle empati kurarken şunları görmek lazım. “Kişinin içinde bulunduğu durum.”  Bir insan diyelim ki ırkçılığı savunuyor. Onunla ben empati kurmam ama neden ırkçı olduğunu anlamaya ve sorgulamaya çalışırım. Hiç kimse doğuştan ırkçı, sosyalist, faşist olmuyor.

Tartışmada esas olarak bir eleştiri yoksa orada bir tartışma olmaz. Tartışmada taraflar birbirlerinden etkilenir mi etkilenmez mi buna da bakmak lazım. Medya üzerinden yapılan tartışmalarda bir etkilenme yok. Herkes kendi fikriyatını kendi seyircilerine oynayarak yönlendirmeye çalışır. Seyirciye yönelik dil ve üslupla söylemde bulunur. Buradan hareketle böyle bir çalışma ortaya çıktı.”

 

BELGESEL KİTAP HALİNE GELECEK

Erhan Odabaş: “Belgeseli yurt dışında ve Türkiye’de birkaç festivale yollayacağız. Daha sonra da kitap olarak yayınlanacak. Bu 35 saatlik bir proje ve biz belgeselde 1 saate sığdırmaya çalıştık. Çok fazla kesmek istemediğim ama kesmek zorunda kaldığımız parçalar oldu. Kitap sayesinde 35 saatin tamamını okuma şansına sahip olacağız.”

 

 

Zuhal Tuzcu - Erhan Odabaş Fotoğraf Mehmet Erenkaya

Zuhal Tuzcu – Erhan Odabaş Fotoğraf Mehmet Erenkaya

TAKSİM – GEZİ PARKI TARTIŞIYOR MU?

Beni düşündüren bir konu da vardı. Belgeselin galası 7 Haziran Cuma günü yapıldı. Bildiğimiz gibi Taksim Gezi Parkı’nda 31 Mayıs’ta direniş gerçekleşti. Yani bu direniş galanın olduğu gün de devam etmekteydi. Katılımcı sayısı buna rağmen Şişli Kent Sineması’nı doldurdu. Bende izledikten sonra içimden “işte bu belgesel tam da şuan içinde bulunduğumuz gezi parkı durumunda medyanın göstermiş olduğu tutumu çok iyi anlattığı için bir an önce tüm halkın izlemesinin bir fayda sağlayabilir” dedim. Bunun üzerine Odabaş durumu şöyle özetledi:

“Türkiye’de bir uzlaşma, diyalog sürdürme kültürü yoktur. Birinin birine dayatma kültürü egemendir. Siyasal bakış açıları üzerinden bakıldığı zaman uzlaşmaz karşıtlıklar vardır. Örnek verecek olursam bir burjuvaziyle bir işçi sınıfı ne kadar uzlaşabilir? Bunlar asla fikri düzeyde uzlaşmazlar. Gündelik hayatta ise insanların uzlaşabileceği alanlar vardır. Mesela bir filmde o film, tekniği açısından güzeldir ve sanatsal içeriği vardır. Filmi İslamcı biri yapmış olabilir ama karşıdaki kişi topyekün kötüleme yapamaz. Orada filmin niteliksel özelliklerini görebilmek önemlidir.

“Tartışmada yanılgıdan kurtarmak aşağılamak değildir.”

Taksim Gezi Parkı Türkiye’nin bir panaroması. Başbakan daha ilk günden “siz haklısınız burası Gezi Parkı hatta burasının adı Gezi ve Özgürlük Parkı olsun” deseydi milyonlar sokağa dökülür müydü acaba? Ama şuan yapılan tartışma değil bir dayatmadır. Ve kullanılan dil ve üslup aşağılayıcı. Gezi Parkı’nda tartışmalar yapılıyor ama devlet tartışmıyor.

Resmi ideolojinin belirlediği ortamlarda sağlıklı bir tartışma olmaz. Sınırlar, kurallar vardır. O belirlenen kurallar içerisinde bir tartışma sürdürülür. Resmi ideolojinin egemen olduğu bir ortamda da insanlar ne kadar özgür tartışabilir?

Toplum kendisine yukardan sunulan argümanlar üzerinden dil ve üslubunu belirliyor. İktidarın dili toplumsal kanaatin oluşmasında önemli bir rol oynar. Toplum da kendisine sunulanlar üzerinden tartışır ve onun üzerinden bir dil ve üslup kurar.”

 

DEVLET TARTIŞIR MI?

Devlet tartışır mı sorusuna halktan hem tartışır hem tartışmaz yanıtları gelebilir. Bana sorarsanız tartışmaz. Odabaş’ın yanıtı ise şöyle oldu.“Devlet tartışmaz. Temel niteliği budur. Çok zor durumda kaldığı zaman tartışır gibi yapar ama tartışmaz.

Mesela Gezi Parkı direnişinde ilk gün devlet tartışmadan demokratik taleplerini dile getirmeye çalışan insanlar üzerinden şiddet ile bastırdı.  İkinci gün “sonuç çıkartılmıştır”, “mesaj alınmıştır” dediler ve devlet “ tartışmanın kapısını araladı”. O zaman içerisinde kendisine bir zaman tanıdı. Ardından Gezi Parkı’na müdahale edildi. Yani yapmak istediği özü itibariyle halkın kitlesel tepkisini engellemeye çalışmak için sorunu çözüyormuş algısı yaratarak kendilerine yönelik bu kitlesel tepkiyi nasıl engellerim üzerinden bir kapalı kapılar ardından tartışma yürüttü. Ve sonuçta almış olduğu karar tartışma değil, kolluk güçlerine tebliğ ile uygulatmaktı. İşte yapmak istedikleri tartışma bu.”

 

MÜNAZARA MÜZAKERE FARKI?

Erhan Odabaş: “Türkiye’de müzakere kültürü yoktur. Münazara ve münakaşa vardır. Bir sorgulama yok. Sistem içinde olan Ahmet, Mehmet ne dediyse ona göre şekilleniyor.

Her zaman akılla düşünmek yeterli olmuyor. Akılla düşünüp vicdanımızın sesine kulak verdiğimiz zaman olumlu bir sonuç elde edebiliriz. Metalar hiçbir zaman insan hayatından değerli değildir.”

TARTIŞMADA TARAFLAR MI YOKSA OBJEKTİFLİK Mİ VARDIR?

Erhan Odabaş: “Tartışmanın hangi koşullarda nasıl yapıldığına bağlı. Eğer bu bir siyasi tartışma ise taraflar vardır. Herkes taraftarına oynar. İnsanlar fikirlerini beyan ederlerken karşısında tartıştıkları kişi ile birbirilerini anlamaları önemli. Ama objektifliğin bir ölçüsü, kriteri yoktur. Örneğin bir kişiyle insan hakları, çevre meselesini çok iyi noktaya gelip tartışabilirsiniz. Ama karşıdaki kişi milliyetçi diyelim ve siz milliyetçilik çok kötü bir şeydir derseniz tartışma orada bitmiş olur. Doğruları mutlak ve değişmez olan insanlarla sürdürülen bir tartışmada olumlu bir sonuç çıkmaz.”

 

BELGESELDE ÖNEMLİ NOKTALAR

Acaba Odabaş’ın belgeselde kendince gördüğü önemli noktalar var mıydı? Merak ettim ve sordum. Odabaş’ın yanıtı şöyle oldu:

“Benim neyi önemli gördüğümden ziyade izleyicinin ne algıladığı, nasıl bir sonuç çıkardığı, biz tartışıyor muyuz?u anlayabilmeleri önemlidir. Sokaktaki insan empatinin anlamını en basit şekliyle kendini başkasının yerine koyma olarak bilirken belgeselde aslında öyle olmadığını, belgeselde fikir beyan eden gazeteci, yazar ve aydınlar üzerinden sunmaya çalıştım.”

“Bir düşüncenin var olabilmesi için karşıt düşüncenin olmasına bağlıdır.”

Karşıt düşünce var olduğu sürece seninle öteki arasındaki düşüncenin farklılığını toplumun ayırt edebilme olanağı ortaya çıkmış olur.

 

İLERİKİ PLANLAR, PROJELER

“Sözün Farkı – Türkiye’de Tartışma Kültürü” belgeseli daha çok yeni proje ama ilerideki başka planlarınız, projeleriniz nelerdir? sorusunu da es geçmemek gerektiğini düşünerek Odabaş’tan hepsinin yanıtını almış oldum.

Odabaş: “Sözün Farkı belgeselini Uluslararası Festivallere ve Türkiye’deki festivallere gönderiyorum. Ama öncelikle bu belgesel üzerindeki olumlu ve olumsuz tepkileri gördükten sonra yeni projelere yönelmek daha doğru. Belgeselin kitabı çıktığında da film hakkında olumlu ve olumsuz fikirleri görmüş olacağım. “

Belgeselde temel verilmek istenenleri de Odabaş şöyle sıraladı: “Toplumsal iletişimde tartışmanın önemi, tartışmanın kamuoyunda geliştirici etkisinin olup olmadığı, eşitlik ve saygıdan ne anlamamız gerektiği, her düşünce akımıyla her platformda tartışma sürdürülebilir mi? sürdürülemez mi?, insanlık tarihi açısından tartışmayı kısmen irdelemeye çalıştık. “

Bu güzel, içeriği çok anlamlı olan belgeseli anlatan Odabaş ile söyleşimizi kendisinin birkaç cümlesi ile bitirmek istiyorum. Keyifli sohbet için Odabaş’a teşekkürlerimi sunarım.

 “Tartışma ancak gerçekliği mutlak değişmez bir olgu olarak değil, değişim ve dönüşüm süreci olarak algılayan; birbirlerini aynı düzlemde görme becerisine sahip insanlar arasında gerçekleştiğinde daha öğretici sonuçlar doğurur.”

“Tartışma kültüründe veya bir sorunu tartışırken öncelikle esas almamız gereken temel yaklaşım şu olmalıdır: Karşıtının haklarını korudukça aynı zamanda kendi düşünce ve fikrini özgürce beyan etme haklarını korumanın da teminatını sağlamış olursun.”

__________BİTTİ___________

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Zuhal Tuzcu

Arkeolog. 12 Haziran 2012'de Dağ Medya'ya katıldı. Arkeoloji üzerine yazılar yazıyor.

Benzer yazılar

1 Yorum

  1. Geri İzleme: Tartışmada “Yanılgıdan Kurtarmak Aşağılamak Değildir” (1. Bölüm)* | SİNEMA KAFASI

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.