HÜMANİST BÜRODAN|| Medya Nisanda Çocuğa Nasıl Baktı?

Ayın konusu: Dikkat; Üç Çocuğun Üçü de Eşit ve Yeterli Yaşam Standardına Sahip Olma Hakkı ile Doğacak! Önleyebilirdik, önleyemedik; Bir şey yapmalı; Düşünmeli, dikkat etmeliyiz; Bu ay çocuklar için ne yaptık; Bu sözlerin takipçisi olalım bölümlerinde medyadaki çocuk haberleri tartışılıyor.

Gazetelerde her gün çocukları ilgilendiren haberler yayımlanıyor. Bunlardan bazıları, doğrudan çocukların öznesi olduğu olaylar. Bazıları bizi üzen, hatta dehşete düşüren olaylar. Bazıları ise, daha genel politikalar ile ilgili, okuyanın aklında “pekiyi bu konunun çocuklar üzerinde etkisi ne olacak” sorusunu oluşturan haberler. Bazen de, umut veren sözler veya hizmetleri okuyoruz. Sonra unutup gidiyoruz, ta ki bir başka olay oluncaya kadar.

Hümanist Büro tarafından hazırlanan Medyada Çocuk Raporunun amacı; aylık olarak çocuğu ilgilendiren olayların bir bütün olarak görülmesini sağlamak ve habere konu olaylar üzerinden çocuk koruma yaklaşımı ile yapılan değerlendirmeyi ilgilenenler ile paylaşmaktır.

Önleyebilirdik, önleyemedik!“, “Bir şey yapmalı!”, “Düşünmeli, dikkat etmeliyiz!“, “Bu ay çocuklar için ne yaptık?“, “Bu sözlerin takipçisi olalım!” bölümlerinde haberler ve kısa değerlendirmeleri yer alıyor. “Ayın Konusu” bölümünde ise, her ay farklı bir konuyu biraz daha detaylı inceliyoruz.

Nisan 2012

Önleyebilirdik, önleyemedik!

Bazı olayları okuduğumuzda filmi geriye doğru sarabilir ve bu sonucun nasıl önlenebileceğini adım adım belirleyebiliriz. Bu belirleme, benzer durumların tekrar etmemesi için yapılması gerekenleri de gösterir aynı zamanda. Dolayısıyla hem geçmişe hem de geleceğe doğru sorumluları ve sorumlulukları tespit etmemizi sağlar. Bir çocuğun zarar gördüğü her olaya bu bakış açısı ile bakmak devletin, toplumun ve hepimizin çocuklara karşı sorumluluğudur. İşte size bu gözle baktığınızda çok şey anlatacak nisan ayı haberlerinden bazıları:

Yaşam hakkı ihlali…

Erken evlilikler…

Cinsel istismar olayları…

Fiziksel ve duygusal istismar…

Yaşam alanlarındaki tedbirsizlikler…

Suça sürüklenme…

Bir şey yapmalı!

Bazı olaylar ise bir işaret fişeği görevini görüyor. O ana kadar fark edilmemiş tehlikeleri fark etmemizi sağlayan bu olaylar sonrasında hiçbir şey olmamış gibi hayata devam etme becerisini gösterebilmek, bu olayların işaret ettiği tehlike ile karşı karşıya olan çocuklara karşı sorumluluğumuz açısından en hafifinden ihmaldir. Aşağıda yer alanlar nisan ayında yayımlanan, işaret fişeklerini konu edinmiş haberlerden örnekler:

Düşünmeli, dikkat etmeliyiz!

Çocukların zarar görmesi doğrudan onlara yönelmiş tehlikeler ile mücadele ederek önlenemiyor. Genel olarak toplumu veya sadece yetişkinleri ilgilendiren ya da çocuklara yönelik hizmetlere ilişkin kararlar alınırken, bu kararların çocuğa etkisini değerlendirmek gerekiyor. Çocukların zarar gördüğü olayların önemli bir kısmı bu dikkatin eksikliğinden kaynaklanıyor. Adeta kaş yapalım derken göz çıkarttığımız durumlara örnek teşkil edecek nisan ayı haberlerini sıralıyoruz aşağıda:

Bu ay çocuklar için ne yaptık?

Yazının buraya kadar olan kısmında çocuklara zarar vermiş veya verme riski taşıyan ve bu özellikleri ile haber olan olayları ele aldık. Ancak toplumsal hayatımızda çocukla ile ilgili olup bitenler bunlardan ibaret değil. Bir de olumlu bir gelişme olarak haberlere konu olan olaylar var. Çocuklara yönelik yapılan çalışmaların ve hizmetlerin de takip edilmesi, hem hiçbir şey yapılmadığı düşüncesinden kaynaklanan umutsuzluğu yıkmak hem de yapılanlar üzerinde bir toplumsal denetim oluşturmak bakımından önemlidir. Yazının bu bölümünde farklı sektörleri ilgilendiren gelişmeler ve yeni hizmet modellerine ilişkin haberlere yer veriyoruz.

Bu sözlerin takipçisi olalım!

Yazının bu bölümüne kadar gelmişseniz yorulmuşsunuz ve sormuşsunuzdur: Ne çok sorun var, iyi bir şey derken bile altından bir eleştiri çıkıyor. Ne olacak bu çocukların ve bu memleketin hali, yok mu bunun bir çaresi diye. Siyasetçiler veya bürokratlar tarafından çocukları ilgilendiren konularda verilen sözler, bu ruh hali içerisindekilerin yüreğine bir su serpiyor. Ama olaylar ve eleştiriler arttığında dile getirilen bu taahhütler bazen unutulup gidiyor. Bu bölümde bu sözlere yer veriyoruz ki, takipçisi olalım ve hayata geçirilmelerini sağlayalım.

AYIN KONUSU: Dikkat: Üç Çocuğun Üçü de Eşit ve Yeterli Yaşam Standardına Sahip Olma Hakkı ile Doğacak!

Nisan ayında yayımlanan Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütünün (OECD) RaporuTürkiyede eğitim ve çocuk bakımı kalitesinin, ortalamanın hala çok altında olduğunu ortaya koydu. 34 OECD ülkesinde yapılan birden fazla araştırmayı bir araya getirmek suretiyle hazırlanan rapora göre, Türkiyede doğan her 1,000 bebekten 17si ölüyor. Bu oran OECD ülkelerinin en kötüsü. Türkiye, 3-5 yaş aralığında çocuğu olup da çalışma hayatını sürdüren anneler bakımından da %21.4 ile son sıralarda yer alıyor. Yani anneler çocuklarına bakmak için çalışmıyor ama OECD raporu çocukların okuma becerilerinin gittikçe düştüğünü söylüyor. Bu ay içinde yapılan YGS sınavında da 40 Türkçe sorusunun 4üne bile doğru yanıt veremeyenlerin oranı %100 artı; sıfır puan alanların sayısı ise katlanarak 50 bineulaştıBaşarısızlık sadece üniversite sınavında değil; OECD tarafından 3 yılda bir düzenlenen Uluslararası Öğrenci Başarısını Değerlendirme Programı (PISA) kapsamında yapılan değerlendirmede de Türkiye 34 OECD ülkesi arasında 32. sırada yer alıyor. ERG,2010 yılı raporunda Türkiyenin eğitimdeki en önemli sorununun “öğrenme sorunu” olduğunu dile getirmiş. Bu durumu anlamamıza yarayacak bir başka veri daha var elimizde: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının yaptırdığı Türkiye Aile Yapısı Araştırmasına katılanların %44ünün hiç kitap okumadığı anlaşılmış.

Bütün bunların yanında dikkate alınması gereken bir başka gerçek daha var: OECD bölgesinde ortalama yoksul nüfus oranı %11.1 iken, Türkiyede bu oran %17 ve Türkiye gelir adaletsizliğinde ilk üçte yer alıyor.

Yani yoksulluk ve yoksunluk sonucunda bebeklerimizi yaşatamıyoruz, çocuklarımızı besleyemiyoruz, okul öncesi bakım hizmeti ve yeterli eğitim olanağı sunamıyoruz.

Bütün bu koşulların gerçek hayatta yansımasının örneği, 26 yaşında 7 çocuklu bir kadının yaşadıkları. Fatma Nalbant, 6 çocuklu bir ailede dünyaya gelmiş. Babası 4 erkek kardeşi okuturken, 2 kız kardeşi okula göndermemiş. Küçük yaştan itibaren bağda, bahçede çalıştırılmış. Ailesinin kendisini halasının oğlu ile evlendirmek istemesi üzerine 14 yaşında komşularının oğluna kaçmış. Kızın yaşının küçük olması nedeniyle nikahsız yaşayan çiftin 4 çocukları olmuş. Kocasının 2005te çalıştığı kaçak kömür ocağında meydana gelen göçük altında kalarak ölmesinin ardından 4 çocuğu ile babasının evine dönmüş. Ailesinin çocuklarını istememesi üzerine ikinci evliliğini yapmış ve bu evlilikten de 3 çocuk dünyaya getirmiş. Eşinin gözlerinde %61 görme kaybı var ve bu nedenle 3 ayda bir 680 TL engelli maaşı alıyor ve ayakkabı boyacılığı yapıyor. Ayrıca ilk eşinden 18 yaşında bir erkek çocuğu var. Bir hayırseverin kendilerine verdiği, duvarları çatlak, her an çökme tehlikesi bulunan 2 odalı, eşyasız bir evde oturuyorlar.

Bu öykünün başlangıcı çok eski değil, sadece 12 yıl. Türkiye B.M. Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesini 1990 yılında imzaladı; Fatma Nalbant yaklaşık olarak 4 yaşında iken. Bu Sözleşme ile Devlet ona; okula gönderilmesini güvence altına aldığını, çalıştırılmaktan ve erken evlendirilmekten korunacağını, anne-babasının destekleneceğini taahhüt etti.  Ama bu taahhütler yerine getirilmedi. Pekiyi ya şu anda en büyüğü 10 yaşında olan 7 çocuğa karşı, anne-babasının onları yetiştirmek için Devletten destek görme hakkı kapsamında yapılması gerekenler yapılıyor mu? Yapılmak bir yana, her çocuğun sağlıklı bir konuta, asgari bir gelire, yeterli besine ve giysiye sahip olma hakkı, bunun için ailesinin Devletten destek görme hakkı tanınıyor mu?

Mevcut çocuk nüfusuna sunmak zorunda olduğumuz asgari yaşam standardını sunamazken, bu sayının artması gerektiğini söyleyen bir hükümetimiz var.

Bu durumda sorumlu vatandaşa düşen, en az 3 çocuk politikası izleyen devletten, her çocuğun annesinin hamileliğinden itibaren düzenli sağlık hizmetlerinden, ücretsiz ve fırsat eşitliğine dayalı eğitimden, giysi, besin, konut dahil yeterli yaşam standardından, sosyal güvenliğe, anne ve babasının sosyo-ekonomik destek almasına kadar bütün haklarını güvence almayı sağlayacak bir politika belgesine sahip olmayı talep etmektir. Tıpkı sorumlu bir anne adayının en az 3 çocuk isteyen baba adayına yapması gerektiği gibi, nerede ve nasıl okutacağız, ihtiyaçlarını hangi gelirle karşılayacağız diye sormamız gerekir. Bunları karşılamak da yetmiyor, nüfus kaydının yapılmamasından, erken evlendirilmeden, cinsel istismardan, fiziksel ve duygusal istismardan, çalıştırılmaktan da koruyabilmemiz gerekiyor. Bunların hepsi Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gereğince devletin yükümlülüğü zaten ama vatandaşından en az 3 çocuk isteyen bir başbakanın öncelikli yükümlülüğü, doğacak her çocuk için bütün hakları güvence altında olduğunu gösterecek bir sistem kurmaktır. (BA/SA/YY) -BİANET

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir