Şebnem Erişen Cuenca Madridden yazdı|| Anadilde “merhaba”…

MADRİD

Şebnem Erişen Cuenca

Yaklaşık 10 ay oluyor İstanbula, kendi alıştığım düzene ve anadilime veda edeli. Bu veda hayatın en güzel kararıyla gelmese, aylar içinde bir işkenceye dönüşebilirdi belki. Ama evliliğimin ardından olunca alışmak ve ayak uydurmak ölümcül yaralara sebebiyet vermedi… “Seni öldürmeyen şey güçlendirir”e bağlamak isterdim ama inanın öyle değil, çünkü seni öldürmeyen şey yaralıyor, acıtıyor. Güçlendiriyor mu emin değilim.

İspanya ile bir gönül bağımın oluşmasından önce dillerine, filmlerine, insanlarına ve kültürlerine hayrandım. O neşeli, kıpır kıpır,   telaşsız, tasasız, aldırmaz görünen insanları beni hep etkilerdi. Türkiyede büyümüş her insan gibi, İstanbulun karmaşasında ve hızında yaşayan her birey gibi, sakin ve gamsız bir hayat manzarası büyüleyici gelirdi hep.

Eşimle tanışma hikayem başlı başına bir roman olabilecek uzunlukta, ona hiç değinmek istemiyorum bu sebeple. Kısaca  İspanyol erkeklerinin her özelliğine sahip, dünya iyisi bir insan olması beni ona, ikimizi de İspanyaya bağladı. Evliliğimizin 1 hafta ardından Madride geldik. Aşk; öyle büyüleyici ki, seni tüm hayatına veda edebilecek cesarete ulaştırabiliyor hızlıca. Öyle oldu…

29 Mayıs 2011 günü Madride taşındım. İnsan tüm hayatını bavullara sığdırıp taşıyabilir mi dersiniz? Hayır… Ne sığdırabildim, ne de taşıyabildim. Yanıma aldığım, hayatımın yüzde birini bile içermeyen o bavullar, havayolunun yük taşıma ağırlığını aştı.

Sevdiğim insanların havalanında bana veda edişi, gözyaşları, buruk gülümsemeler, el sallayışlar. Bir filmin en buruk sahnesi gibiydi. Hayatımın yolculuğunu yaptım 4 saat. Yanımda sevgili eşim, o çok sevdiğim memleketimin havayolu şirketinin uçağıyla terk ettim eski hayatımı… Madrid Barajas Havalimanında yeni ailemin ellerinde çiçeklerle beni karşılaması uçuş boyunca tutmaya çalıştığım gözyaşlarımı yerlerinden olanca hızıyla çıkmaya zorladı. Ağladım.

İnsan hem mutlu, hem çok üzgün, hem endişeli, hem korkusuz nasıl olur ve daha bir çok zıtlığı aynı anda nasıl yaşar anladım.

Madride taşınmamdan bu yana 10 ay geçti. Bu süreç içerisinde İspanyolca öğrenmek üzere halen devam ettiğim bir okula kayıt oldum. Kültürlerine adapte oldum. Başta zor gibi görünse de, İstanbulda yaşamış, büyümüş, orada yetişmiş bir insan için dünya üzerindeki herhangi bir ülkenin, şehrin kültürüne adapte olmak inanın çocuk oyuncağı gibi. Tüm olumsuzlukların içinden çıkıp gelmiş bir genç kadın için Madrid inanın cennet sayılabilir. Bu sebeple özgürlüğün, saygının ve samimiyetin hayatın her alanına hakim olduğu İspanyaya alışmak kolay oldu.

Fakat  boşuna dememişler değil mi, “bülbülü altın kafese koymuşlar, ah vatanım demiş” diye… Tam da bu sebeple içinde bulunduğum özgürlükler şehri bile bir süre sonra “yine de vatanım” demeye itti beni de…

Ne kadar küçük şeylerin özlenebileceğini farkettim…

İnsan kalabalıkla kahvaltı etmeyi özler mi? Ya da çay bardağından gelen çay kaşığı sesini?  Özlüyor işte…  (Neyse ki artık çay bardaklarım ve kaşıklarım var evimde)

Günaydın demeyi ya da? Nasılsın? demeyi… Türkçenin o çok zengin dilbilgisi, bir cümlenin taşıyabileceği o anlamları, kalbinden geldiği gibi, hatta hissettiğinden ya da düşündüğünden fazlasını bile aktarabilirsin ya kendi dilinde, onu çok özlüyorsun işte.

İnternetten gazeteleri takip etmek, okumak, arkadaşlarınla internet üzerinden haberleşmek, hep okumak ya da yazmak, bir süre sonra kendi dilinde konuşmayı özletiyor insana. Okumak ya da yazmak değil “konuşmak” istiyorsun.

Ailenle yaptığın telefon konuşmaları uzuyor da uzuyor. Fındık kabuğunu doldumayan şeyler anlatıyorsun, sırf konuşmak için.

İnsanın anadili… En kıymetli hediyesi. Sahip olduğu en büyük zenginlik…

En çok özlediği…

Ben şimdi burada, İspanyanın göbeğinden, çok özlediğim, dünyanın en güzel dili Türkçe ile ülke değiştirme serüvenimi sizlere kısaca anlattım. Başlangıcımı öğrenin, bilin, girişimizi böyle yapalım istedim.

Bundan böyle dilimin döndüğü, parmaklarımın yazabildiği sürece, gelişme bölümleri, uzun paragraflar, noktalı virgüller, ünlem işaretleri ile, anadilimle ulaşacağım sizlere. Madrid hayatını, İspanyolcayı, kısacası İspanyaya ait her şeyi aktaracağım.

O çok özlediğim kelime ile;

Merhaba…
Hepinize merhaba…

Şebnem Erişen Cuenca kimdir?

Öğretmen  bir anne-babanın üçüncü kızları olarak Aralık 1981de Fransa’da doğdu. Okuma yazmayı 5 buçuk yaşında kendi kendine öğrendi. Ailenin ilkokul 2.sınıftan başlasın -başlamasın tartışmaları son bulunca 1.sınıftan başlayarak hayatının en sıkıcı 1 yılını geçirdi.

Başarılı bir ilköğretim hayatının ardından, Maçka Anadolu Teknik Lisesi Gazetecilik Bölümü’ne girdi.  Okuma yazmayı erken yaşta öğrenmiş olması sebebiyle sıkılmış olacak ki hiç hazırlanmadan girdiği üniversite sınavında uğursuz addedilen sayı olan 13.sıradaki tercihini, Niğde Üniversitesi Radyo-Tv programcılığı bölümünü kazanarak,  babasıyla girdiği gidersin-gidemezsin inatlaşması sonucu hayatının 3 yılını geçirdiği Niğde’ye gitti. İnatçılığın iyi bir şey olmadığını bu yıllarda öğrendi(!)

Üniversite hayatı boyunca radyo programları yaptı. 2009 yılında Anadolu Üniversitesi  Felsefe Bölümünü’ne başladı fakat eğitimini yarıda bırakmak zorunda kaldı.

Ntv Spor Servisi  ve TRT Spor servisinde Stajyer Spor Muhabirliği, Best Tv Gençlik Kanalı’nda Yardımcı Yönetmenlik, ardından o yıllarda yeni başlayan İnternet haberciliğe başlayarak çeşitli İnternet gazetesinde redaktörlük ve haber yazarlığı yaptı.

2007 yılında Sabah Gazetesi bünyesine geçerek, Ombudsman Yavuz Baydar’ın  yardımcılığını yapmaya başladı. Gazeteciliğin noktasını virgülünü Sayın Baydar’dan öğrendi. Sabah Gazetesi Hafta Sonu eklerine yazılar yazdı.

2011 yılında İstanbul’a veda ederek İspanya-Madrid’e yerleşti.

Şiir ve dünya mutfakları ile ilgilenen; dans, seyahat, uzun doğa yürüyüşleri, yazmayı ve fotoğrafçılığı seven, İngilizce ve İspanyolca bilen yazar, evli ve bir kedi annesidir.

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

10 Yorum

  1. Arzu Uzla Şenoğlu

    MERHABA..
    Ülkenden, vatanından,İstanbul dan tüm güzelliklerinden benim sevgili dolu özlem dolu kalbimden kocaman MERHABA..
    Her zaman hayat tarzına ,neşesine,bitmek bilmeyen enerjisine beni hayran bırakan biriydin..Burdayken, bendeyken, İstanbuldayken gitmene bir gün kala bile bu gidişin beni bu kadar etkileyeciğini düşünememiştim.Gerçekçi gelmemişti belkide gideceğin. Şuan yokluğun burnumun direğini sızlatıyor derler ya öyle bir durumdayım seni görmediğim bu 10 aydır.
    Sen bur da olduğun sürece bende varım bende destekçinim ,okuyucunum.. Ben bu güzel yazıyı paylaşan, yıllarını birlikte paylaştığı aynı mahalleyi paylaştığı minik arkadaşı dostuyum ..Seni çok seviyorum demek bazen anlamsız ama ,seni çok seviyorum ve çok özledim.Biran Önce bizi sevindirmeni bekliyorum..seni görmeyi umut ediyorumm..Arzu Uzla Şenoğlu..

    Yanıt
  2. Burçak Uysaler

    Merhaba
    Şu anda neler hissettiğinizi çok iyi anlıyorum çünkü ben de vatanımdan uzakta hem de sizinle aynı havayı, Madrid havasını soluyan bir müzik öğrencisiyim.
    Ülkemde iken o kadar önemsemediğim şeyleri burada içimde bir çığ gibi büyüterek özlüyorum. Meğer o ufak tefek mutluluklarmış bizi biz yapan. Dediğiniz gibi ince belliden çay keyfi, bir parça simit, bir dostun siz kötü hissediyor iken sıcak sarılışı ve tesellisi ya da zorda iken sizi hiç tanımayan birinden bile aldığınız yardım (ki burada bulunması imkansız birşey bilirsiniz) ve nicesi…
    Ne kadar akdeniz insanı sıcaktır, güzeldir desek de bizim Türk insanı gibisi yok. Aaaaahhh ahh çok özledim ülkemi çok…

    Yanıt
  3. Burçak Uysaler

    Çok teşekkür ederim çok incesiniz, eğer birgün gerçekten bunalırsam kapınızı çalabilirim 😛
    Size iyi ve keyifli günler dilerim =)

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.