MÜHENDİSÇE|| İlk makalesiyle Erol DAĞ yazdı; “ Ne yapmaya geldiniz buraya?”

Ve başlıyoruz…

 Her gün yüzlerce mail trafiği ile savaş verdiğimden, güzel olanından bir makale döşenmek; aslında pek kolay olur diye düşünmüştüm. Ama işler öyle olmuyormuş. Parmaklar paslanmış, sözcükler kıvama gelmek için pek nazlı. Ee kolay değil 20 yıl olmuş. Mühendislik işin içine girince dizeler rasyonelleşiyor, dokümantasyon soğukluğu ile dizi dizi dizili veriyor başucunuza. Bu halledir ki yazmanın inceliklerini alıveriyor parmak uçlarınızda zaman .

 İnternetin Türkiye’de ilk başladığı yıllarda sanırım 1996 yılları, (bu arada ne kadar uzun zaman geçmiş), mühendislikle alakası olmasa da webyasamdersleri internet Platformu’nda yazmaya başlamıştım. Sonra sanırım zihnimde uçuşan kelimelerle, parmak ucuma düşenler uyuşamadığından yazmaktan vazgeçtim. Ancak hem 20 yıllık mühendislik tecrübemi kaleme almaya başladığım kitabım için, hem de yazıya teknikte olsa hayatımda tekrar yer vermeği istediğim için tekrar bir şans vermek istedim kendime. Rastgele diyelim, değil mi?   

Hangi mesleği yapıyorsanız, hep şöyle dersiniz; aklımda değildi aslında mühendis olmak ya da aklımda değildi aslında avukat olmak. Ama benim gerçekten aklımda yoktu mühendis olmak. Çocukken oyuncaklarımı kendim yapardım ve bunlar genelde tahtadan vinçler olurdu ve bu vinçlerin makara sistemini de annemin iplik makaralarını kullanarak yapardım. Yani aslında hep bir mekanik hep bir teknik. Hep bir sistem kurma sevdası.

Gel zaman git zaman soğuk Ankara kışlarının, sıcak Kimya mühendisliği yılları başladı. Sıcak nasıl oluyor derseniz onu detaylandıracağım ilerleyen yazılarda. Kimya Mühendisliği hayatım başladı başlamasına amma velâkin, Fizik hocamız Prof.Dr. Kemal ÇOLAKOĞLU’nun; “  Ne yapmaya geldiniz buraya?” demesiyle başka bir heyecan kazandı.

Sahi ne yapmaya geldik ki bu bölüme? Kimya mühendisi ne yapar? Mühendis ne yapar? Sanırım Kimya mühendisi deterjan falan yapar. Adı üzerinde, ‘Kimya Mühendisi’ behey! Dehşetengiz bir hayal dünyasına çağrışım gibi.
Ve okul bitti, mezun oldum hem de Korozyon Mühendisi sıfatıyla. Nitekim bu bölümde uzmanlaşmam aslında bir tesadüftür. Kaldı ki staj yapmaya başladığım ilk yılda Asbestli boru fabrikası gibi korozyonla alakası olmayan bir ürünün incelenmesi ile başlamıştım hatta bu incelediğim ürünü haberleştirip Cumhuriyet gazetesine yollamıştım, minik bir fotoğrafla.

Ancak ilerleyen iş hayatım korozyonun bizzat kalesi haline geldi. Demek ki Kimya Mühendisleri, Korozyon Mühendisi olarak ta çalışabiliyorlarmış. Daha sade ve anlaşılır haliyle; Pas Mühendisi olarak çalışabiliyorlarmış.:)

Tabii ki korozyon mühendisi olmak ve bu alanda işler yürütmek hayatımda asla unutmayacağım anıları da beraberinde getirdi. Vinçler, makaralı oyuncaklar yapıp oynadığım yaylalara bir mühendis olarak gitmiştim yıllar sonra. Korozyonun gücü adına, paslanma artık! Bu uzun soluklu BTC boru hattı projesi benim için çocukluğumun hikâyesini canlı tutan güzel tesadüflerden biri olmuştu.

Yirmi yıldır Türkiye’de  ve dünyanın birçok bölgesinde bu alanda çalışan bir mühendis olarak hep bu heyecanla iş yaptım belki de başıma gelen en güzel şey bu heyecanın benimle gelmesi oldu. Üniversitede iken sanırım beklentim şöyleydi; mühendis olunca çizim yaparım, bolca yolculuk ederim. Her ikisi de hayatımın her kademesinde oldu. Bir dostumun deyimiyle; ‘Hem sevdiğim işi yapıyordum hem de para veriyorlardı üzerine’

 Uzun bir girişin ardından saadete geliyorum ve biraz mühendisçe konuşalım. Haklısınız ani oldu. Ne güzel gidiyorduk diyeceksiniz. Biz böyle oluruz bazen aklımız birden değişiverir. Size öncelikle bütün meslek disiplinlerinin sorunu olan korozyona (yapı malzemelerinin bozulmaları ) giriş yaparak ekonomiler için ne kadar önemli olduğunu anlatayım.

Verilerin oldukça eski olmasının nedeni, Türkiye’de bu tarz verilere ulaşmak neredeyse imkânsız ancak Amerika daha sık bu bilgileri güncellemekte,  www.nace.org sitesinden bu verilere ulaşabilirsiniz. Ancak Türkiye‘de korozyon kayıpları ile ilgili ulaşılan tek bilgi maalesef aşağıdaki tablolardaki tarihleri içeren bilgilerle sınırlı.

Korozyona karşı entelektüel mühendislik birikimi maalesef oluşmamakta, kurumlardaki politikalar değişmemekte nitekim korozyona uğrayacak yapılarımız artıyor dolayısıyla korozyon kayıplarımızda katlanarak artmaktadır.

***

 Korozyon Milli Gelirden Büyük Bir Kayıp

 

Gündelik yaşamımızda korozyon metal veya alaşımlarının bulunduğu ortam ile elektrokimyasal reaksiyonları sonucu bozunmalarını tanımlamak için kullandığımız bir ifadedir. Ancak bu ifade metal olmayan malzemelerin de çevresel koşullardan benzer biçimde etkilendiklerinden dolayı eksik kalmaktadır.

 

Bu nedenle, korozyon deyimi yapı malzemesi niteliği olan tüm malzemelerin bulundukları çevrenin etkisi ile bozulmaları şeklinde geniş bir tanımlamak daha isabetli olur. Türkçemizde korozyon ifadesi mühendislik terminolojisinde bütün yapı malzemeleri için kullanılmakla beraber, gündelik yaşamımızda paslanma deyimi daha sık kullanılmakta ve bu ifade demir ve demir cinsinden olan malzemelerin korozyonu, pas deyimini de aynı tür malzemelerden kaynaklanan korozyon ürünü anlamında kullanılmaktadır.


Peki, korozyon mühendislik bilimi açısından neden çok önemlidir?

Çünkü sonucu ekonomik kayıptır. Malzemenizin kullanılmaz hale gelmesidir. Milli ekonomide bir kayıptır. Nasıl mı? Amerikalılar her yıl korozyon kayıplarını yayınlarlar.  Ve gelişmiş ülkelerde GSMH’nın % 4 üne denk gelen bir kayıp olduğunu her yıl deklare ederler. Türkiye’nin GSMH’nın 800 Milyar USD olduğunu düşünerek bunun min. % 4 ünü aldığınızda 32 milyar USD’lık bir kaybınız vardır denir? Bu yaklaşık 20 yıldan beri süregelen çalışmalar sonucu varılan bir sonuçtur.

Dünya genelinde önemli ülkelerdeki korozyondan koruma maliyetlerinin GSMH’nın yüzdesi cinsinden tutarları ise aşağıdaki gibidir.

 
Ülke
Korozyon Maliyeti (USD)
Korozyon Koruma Maliyetleri, GSMH içindeki Payı 
Yıl
ABD
367 Milyar 
4,2
1995
Rusya
6,7 Milyar
2
1970
Almanya
6 Milyar
3
1975
İngiltere
6,2 Milyar
4,3
1971
Japonya
9,2 Milyar
-
1977
Hindistan
320 Milyar
-
1973
Avustralya
530 Milyar
1,5
1982
Mısır
475 Milyar
4,9
1983
Türkiye
----
4,5
1992
Kuveyt
322 Milyar
5,2
1995
 
Peki, nedir bu kayıplar? 
Binanız depremde dolayı yıkılır. 
Sebebi kullanılan demir donatının ve betonarmenin yapısal bozulmasıdır.  
Buna ister seçilen malzemenin kalitesizliği olarak değerlendirin ister mühendislik hatası olarak.  
Sonuçta bu korozyon diye tabir ettiğimiz genel sınıflandırmanın içine girer.
Ve bu kayıptır. Türkiye’de, 1981 ve 1986 yılında yapılan çalışmalardaki korozyon kayıp değerlendirmesi.

YIL KAYIP
1981 GSMH’NIN % 4.64 (305 125 Milyon TL)
ÖNLENEBİLİLEN % 1,83
ÖNLENEMEYEN % 2,81
*1986 GSMH’NIN % 4.5
* Demir Çelik Üretimin 1/3 ü ( Adet Demir Çelik Fabrikası )


Aşağıdaki fotoğraflar, binamızı taşıyan beton ve çelik donatının daha yakından çekilen fotoğraflarıdır.
Korozyona uğramış metalleri görürsünüz. Bu tür bir iskele ayaklarınız var ise, iskelenin bir süre sonra yıkılması kaçınılmazdır. Yakıt ya da su taşımak için kullandığınız boru hatları resimdeki hale gelirse taşıyamazsınız.

4.jpg8.jpg1.jpg


Korozyonla ilgili sonraki yazılarımda kayıplarla ilgili daha detaylı bilgiler vereceğim…

Not: Yazımı, Genel Yayın Yönetmeninin elinden geçip redaksiyona uğradıktan sonra
tanıyamadım.  Ne güzel edebi şeyler yazmışım.  

http://www.korozyondernegi.org.tr/tr/

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

10 Yorum

  1. Sevil Cetinkaya

    Yazınla beni o yıllara götürdün sıcak kimya mühendisliği yıllarına:) Mezun olduğumda mühendis olarak yaptığım ilk şey evin banyosunda deterjan üretmek olmuştu:) Bugün derste 4. sınıf öğrencilerime bahsettim yazından. Gözlerinin parladığını ve yazılarını okumak için heyecanlandıklarını gözlemledim yazılarınla ilgili detay sormalarıından. Kimya mühendisleri adayları olarak onların heyecanı beni de heycanlandırdı açıkçası. Eline sağlık çok güzel olmuş. Ben ve öğrencilerim heyecanla devamını bekliyoruz yazılarının!

    Yanıt

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

 

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.