Milletvekili Danışmanı Zeynep TAN yazdı|| Meclis Koridorlarından Alternatif Sayıklamalar| Çocuk Gelinler Projesi Final Toplantısının Ardından


ANKARA
Zeynep TAN

Benim kafamda bir milletvekili topuzum yok. Sanırım ciddiye alınmayışım bundan. Öyle olsaydı, yani ciddiye alınsaydım; sanıyorum ki böyle bir toplantı hiç yapılmazdı. 27 Ekim günü TBMM’de gerçekleşen “Uçan Süpürge Derneği Çocuk Gelinler Projesi Final Toplantısı”ndan bahsediyorum. Ben bu, sıkça bir araya gelen kadın güruhundan çok, toplanılan istatistik ve verilerle ilgileniyorum; ne yalan söyleyeyim. Çünkü bu etkinliklerin katılımcı profili beni kederlere gark ediyor; iflahımı kesiyor.

image

CHP’nin azgın, hırçın ve saldırgan kadın destekçileri var. Bunlar çeşitli elma armut derneklerinin üyeleri veya partinin kadın kolları aktivistleri olabiliyorlar. En belirgin özellikleri destekledikleri konuşmacıları söylediklerinin içeriğinden bağımsız bir biçimde alkışlamak ve rakip takımın(!) konuşmacısına sözel sataşmalarda bulunmak suretiyle ortalığı karıştırmak. Bu grup kadınlarımız literatürde genellikle elleri bayraklı Atatürkçü kadınlar olarak da geçer ancak Atatürk’ü bir mitoloji kahramanı zannettiklerinden şüphelenilmektedir. İçlerine girdikleri tüm ortamların yaş ortalamalarını hızla yükseltici bir ağırlıkları olan bu kadınlarımız; memleketi oturdukları yerden kurtarma görevlerine, genellikle 23. Dönem vekillerimizden Canan Arıtman’ın kadın çetesinde staj yaparak başlamışlardır. Uzak duruyorum.

“Çocuk Gelinler” gibi hassas bir konu konuşulurken dikkat çekilebilecek onca gerçek ve acı şey dururken; tutup da kanunlarda “Evlenme cüzdanını göstermeden dini nikah kıyılamayacağına” dair bulunan hükmün öneminden dem vuran milletvekilleri vardı; onlara da yazıklar olsun.

Karşı cephede ise, pili etekli, anneanne hırkalı Selma Aliye Kavaf(S.A.K) ekolü Ak Partili kadınlarımız tüm efendilikleriyle yerlerini almış olurlar. Bu türler, birbirlerine olan bağlılıkları ve sayıca üstün olmak konusundaki saplantıları ile tanınırlar. Yeni milletvekili olmuş Ak Partili bir kadını, bir Ak Partili kadın aktivistten çok çabuk ayıramayabilirsiniz; bu fazlaca dikkat gerektirir. Zira Ak Partili kadınların ve genellikle tüm Ak Parti camiasının ekonomik statüleri yükselse de, sosyal statüleri ısrarla sabit kalır ve dönüşüm göstermemek için direnirler. Asıl dönüşümü, Ak Parti’den kazara (kazara için bkz: partiyi daha kozmopolit kılan sair sebepler) milletvekili seçilen sosyal demokrat ya da solcu geçmişe sahip bir kadıncağız geçirir. Öyle ki bu gariban, Meclisin homojen AKP’li kadın profili içinde tarzını hızla yitirecek ve bir sefer daha seçilmeyi istemesinin şiddeti ne kadar büyükse o kadar keskin bir muhafazakar geçiş yaşayacaktır. Çirkin sünnet gömlekleriyle kendini boğmak isteyecek; giyimde uyumu, tepeden tırnağa aynı rengi giyinmek sanacak; kalın ayak bileği dekolteli etekleriyle “kadın”  görüntüsünü budamakta bir beis görmeyecektir. Aranızda bu ifadelerin faşist öğeler taşıdığını düşünen olursa, lütfen derdini Marko Paşa’ya anlatsın. Bu, beni şu an daha fazlasını yazmak için hop oturup hop kaldırsa da, başka bir yazının konusudur;  çok dağılmak istemiyorum.

” …Bu dönem bakanlık beklentisi içinde olup da, hayalleri “şılap” efektiyle suya fırlatılan bütün vekillerimize birer acizane püf noktası olarak takdim ederim: Başbakanın; bulunduğunuz her yerde sizi perdenin arkasından izleyen iki gözü var.”

İşte kendilerini, kendi rızalarıyla etiketlemiş bir salon dolusu kadın Perşembe günü yine bir aradaydı. Yine de hakkını vermeliyim ki, çok çılgın ve korkutucu kadın toplantılarına tanıklık etmiş olan ben, bu sefer daha dengeli bir atmosfer soludum. Sanıyorum ki bunda CHP’nin yeni kadın milletvekillerinin daha uyumlu ve sakin yapıları ile Fatma Şahin Bakanın uzlaşmacı tavrının fazlasıyla etkisi var. Fatma Şahin kim ne derse desin, üyesi olduğu Partide bu işi en iyi kotarabilecek kişiydi. Onun da topuzu yok ve üstelik r’ler konusunda sıkıntı yaşıyor ki, bu hitap modu sürekli “on” olması gereken bir devlet insanı için oldukça talihsiz bir durum, buna rağmen kadınlar; özellikle de gazete köşelerinde yazıp çizen kadınlar kendisini pek seviyor. Fatma Şahin, Partinin kurucu üyelerinden ve kadın kollarında verdiği emekler bugün ona yol ve köprü olarak geri dönmüş bulunuyor. Ancak tek sebep bu değil. Başbakan, vekillerini ödüllendirirken yalnızca ne kadar çalıştıklarını ölçmüyor. Onların, diğer siyasilerle ve çalışanlarıyla kurduğu ilişkileri; hırslarının kurbanı olma potansiyellerini; hepsinin içinde mevcut bulunan Ak Partili olmayan tarafın, Partisine ne kazandırıp ne kaybettirebileceğini de göz önünde bulunduruyor.

“….Şunu da unutmamalı ve eklemeli ki; bağımlı ve yaşamın içine giremeyen kadınlar bağımsız çocuklar yetiştiremezler. Bağımsız olamayan çocuklar çocuk gelin olmanın, çocuk yaşta hamile kalmanın vahametini sağlıklı biçimde idrak edemezler.” 

Bu dönem bakanlık beklentisi içinde olup da, hayalleri “şılap” efektiyle suya fırlatılan bütün vekillerimize birer acizane püf noktası olarak takdim ederim: Başbakanın; bulunduğunuz her yerde sizi perdenin arkasından izleyen iki gözü var. Bu yüzden, becerikli, pratik, vücudu kadın kaprisi dökmeyen, danışmanlarla ve sekreterlerle de selamlaşmayı ve göz teması kurmayı önemseyen, bir sorun varsa -doğal olarak ve ne yazık ki- partisinin politikalarına ve genel başkanın söylemlerine ters düş(e)meyen bir çerçevede müdahale refleksleri gelişmiş bir kadın olarak Fatma Şahin bu koltuğu hak etmiştir. Ah bir de Başbakanın  3 çocuk zırvasının bilimsel olduğunu iddia etmekten vazgeçse…. Nitekim bu konu illa ki Perşembe günkü toplantıda da gündeme geldi ve Sevgili Bakan, Türkiye’de yaşlanmakta olan nüfustan; bilmem kaç yılına gelindiğinde Türkiye’de çalışacak genç bulunamayacağından ve bla bla’dan dem vurdu. Hemcinsleriyle asgari ölçüde empati kurabilmesini beklediğimiz bir kadın bakanın, savunmak zorunda olduğu hilkat garibesi bir politikanın bilimsel olduğuna bizleri inandırmak için kendini yormasından daha utanç verici ne olabilir?

Colette Dowling, “Sindrella Kompleksi” isimli kitabında, “yapısal doyum için değil; dış dünyadaki eylemin yerine konan bir şey olarak hamile kalmak” tan bahseder ve buna “zorlanımlı çocuk yetiştirme” der.  Bu tanım, iş yaşamının stres ve kaygısından; özgürlüğün, bilinmezlerle dolu tarafından ürken kadınların; hamileliği, erkeklere ait hızlı dünyadan çekilmeyi kolaylaştırsın diye bir silah olarak kullandıklarını açıklamak için kullanılmıştır. 3 çocuk üzerine çevrilmeye devam eden geyik muhabbeti ise, bu silahlarını bilinçsizce kendilerine doğrultmaya hazır milyonlarca kadını, kendilerini vurmaları için cesaretlendirmekten başka bir şey değildir.

Zira;  bir Madonna ya da Angelina değilseniz; bebelerinize bakıcı tutmak için yeterli maddi gücünüz yoksa, dizi dizi çocukları; sağlığınızdan, kariyerinizden, kendinize ait olan yaşamdan ödün vermeden yetiştirebilmeniz mümkün değildir. Güçlerimizi birleştirsek dahi bir Madonna, bir Angelina olamayacağımızdan, ekonomik ve dolayısıyla sosyal faaliyet alanları daraltılmış; kendilerine ait uğraşları, hayat görüşleri ve inisiyatif alma güçleri sınırlı; yaşamı algılama ve yaşama biçimleri tektipleşmiş kadınlar olmayı kabul etmeden, 3 çocuğun tarafımızca büyütülmesi mümkün değildir. Bir gün bir grup toplantısının ortasında oturduğum yerden bağıracağım bunları; meşhur olacağım, ama işimden de olacağım ve fakat belki Başbakanın ve onu dinlemek için salonu doldurmuş tüm Bakanların da kör gözüne parmak sokacağım. Hazır hepsi bir aradayken topluca anlatmış olacağım: Kadınlığımıza bunca Fransız kalışlarına çok içerlediğimi…

Şunu da unutmamalı ve eklemeli ki; bağımlı ve yaşamın içine giremeyen kadınlar bağımsız çocuklar yetiştiremezler. Bağımsız olamayan çocuklar çocuk gelin olmanın, çocuk yaşta hamile kalmanın vahametini sağlıklı biçimde idrak edemezler. Hadi şansları vardı ve böyle bir kaderleri olmadı diyelim; evliliklerine onay verilebilecek bir çağda evlenmiş olsalar dahi, evliliği ve çocuk doğurmayı tıpkı annelerinin yaptığı üzere,  “gerçekleşmesinden korkulan bir özgürlük düşünden kaçış” olarak algılamaya devam edecekler.  Onlar da kısıtlı, edilgen ve üretmeyen kadınlar olarak benzer çocuklar yetiştirecek ve bu döngü kırılamayacak. Böylece politikacıların söylediklerine daha kolay inanabilecek daha bön nesiller, bir tık daha bön nesillerin müjdecisi olarak bön bir mutluluk içinde yaşayıp gidecekler. Aferin.

Uçan Süpürge iyi bir şey yapmış; onlara da aferin. Not kağıtlarından kendini özgürleştirmiş, konuştuklarına ve dinleyenlere hakim, oldukça etkileyici bir başkanları var. Halime Güner Hanım, kadın aktivistlerde görmeye alışık olmadığınız sakinlikte; yaşamı sevdiği ve mecbur kalmadıkça yalan söylemediği anlaşılan güler yüzlü bir kadın. Doğasında zarafet olan bütün kadınlar gibi insanın üstüne üstüne gelmeyen, kendiliğinden bir karizması var. Proje kapsamında çok samimi emekler verdiğine dair güçlü bir itimat besliyorum ve kendisine teşekkür ediyorum.

Projenin finalinde ortaya, 54 ilde yapılan saha çalışmalarında valiler, vali yardımcıları, belediye başkanları, sosyal hizmet uzmanları, din görevlileri, akademisyenler, STK’lar, psikologlar, muhtarlar gibi çok geniş bir yelpazede pek çok farklı aktörle yapılan görüşmeler sonrasında derlenen verilerden mürekkep iyi bir referans kitap çıkmış. Yani sosyolojik bir araştırmanın sonucunda, bizlere erken yaşta yapılan evlilikleri ortadan kaldırabilmek için çeşitli yol haritaları sunan taptaze bir veri bankası… Bu anlamda faydalı olabilecek bir başka önemli kaynak ise 2009 yılında TBMM Erken Yaşta Yapılan Evlilikleri Araştırma Alt Komisyonu’nun hazırladığı rapor.

İyi tamam güzel. Yani affedersiniz ama; sonra ne olmuş? Hakikaten şu gencecik yaşımda henüz görmüş değilim; filmin sonunda ne oluyor…

Teorimiz zehir gibi ama bu pratiğin çürük bir diş gibi sallanmaya devam etmesi nasıl son bulacak işin içinden çıkamıyorum. Bir sorununuz varsa ne yaparsınız? Önce bu sorunu neden yaşadığınıza, neden yaşamayabileceğinize, bu sorun yüzünden maruz kaldığınız etkilere ve başkalarının benzer bir soruna yaklaşımlarına ilişkin bilgi toplarsınız. Sonra ne yaparsınız? Topladığınız bilgiler ışığında bir çözüm yolu bulmak için yeni bir plan… Bu plana odaklanırsınız. Bizde ise işler biraz farklı…: Sınav öncesi kitapları defterleri alıp önüne dizen; çayını, kahvesini, sigarasını, müsveddesini, renkli kalemlerini hazırlayan ama çalışmaya bir türlü başlayamayan öğrenciler gibiyiz. Atıl, demagojik, yaratamayan, değiştirmeyen, ezberci ve başarısızız. Buna rağmen, birbirimizi ödüllendirmek, alkışlamak ve egolarımızı parlatmak için hiçbir fırsatı kaçırmıyoruz. Ben şu Komisyonu kurdum; ben bu Projeyi tamamladım; bizim Hükümetimiz zamanında bu işler düzeldi; hadi oradan, biz olsal alasını yapardık… Kabuslarıma giriyorsunuz ve ödüm kopuyor sizden.

Benim topuzum yok, ciddiye de alınmıyorum biliyorum ama afakanlar basıyor içime; bu raporların projelerin katkı sağladığı somut dönüşümlerin final toplantılarında ne zaman buluşacağız Sayın Bakan?

Toplantıda da bir izleyicinin güzelce sorduğu gibi: Geleneklerle, inanışlarla, törelerle ve önyargılarla savaşmak için ne yapacağız Sayın Bakan?

Zorunlu eğitimi 13 yıla çıkaralım, kadınların toplum hayatına katılımını artıralım diyorsunuz da, ben sizin partinin erkek milletvekillerinin eş profilini çıkardığımda; eğitim hayatı yarım bırakılmış, kesintilere uğramış; elinin hamuruyla çalışma hayatına hiç bulaşmamış bir sürü rol model görüyorum.

Kadın işçilere; evlendikten sonraki 1 yıl içinde işten ayrılmaları durumunda, kıdem tazminatlarını alma hakları tanınırken, başka hiçbir çalışan grubu için evlilik nedeni ile ödenmesi öngörülmüş herhangi bir evlilik tazminatı hakkının düzenlenmemiş olmasını anlayamıyorum.

Gerek bu madde, gerekse de engelli ve yaşlılara evde bakan ailelere maaş vererek, kadının yaşam alanını ev’le sınırlandırmasını teşvik eden uygulamalarınızın alt metinlerini okuyamadığımızı zannetmenizden usanıyorum.

Kafamdaki tüm illiyet sistemini sarsıyorsunuz siz. Örneğin; “Çocuk Gelinler” gibi hassas bir konu konuşulurken dikkat çekilebilecek onca gerçek ve acı şey dururken; tutup da kanunlarda “Evlenme cüzdanını göstermeden dini nikah kıyılamayacağına” dair bulunan hükmün öneminden dem vuran milletvekilleri vardı; onlara da yazıklar olsun. Çocuğunu o yaşta evlendiren aileler, zaten evliliğin bir toplumsal mutabakat olduğuna duydukları inançtan bu işi meşru ve normal görüp resmi nikahı bastırıyorlar. Evlilik öncesi yürütülen ilişkide, bırak adam İslam nikahı mı kıyıyor; Hıristiyan usulüne göre mi yıkanıyor; ne yaparsa yapsın. Her şeyi benden beklemeyin canım. Grup toplantısında bağıracağım dedim ya; bu toplantıda da başkası çıkarsaydı sesini… Örneğin ODTÜ Kadın Çalışmaları Bölüm Başkanı Yıldız Ecevit Hoca… Örneğin şu etkileyici Halime Hanım… Sizleri Mecliste misafir ettiler diye mi bu sessizlik… Ben size salon ayarlardım danışsaydınız. Ne de olsa danışmanım. Karşılığında,  vicdanlarınızı gözden çıkarmanızı gerektirmeyecek küçük ama samimi bir salonda; konuşur ve belki daha gerçek şeyler söyleyebilirdik. Evet Bakan orada olmazdı; Milletvekilleri gelmezdi; bir sürü kamera ve uykusunu alamamış muhabir de akın etmezdi; ama sizi temin ederim daha ümitli şeyleri konuşuyor olurduk. Projenizi Meclisin salonunda yaptınız da ne oldu; basın, büyükleri gibi düş kurmaktan vazgeçen kız ve erkek çocukları değil; Bakanla CHP’li vekillerin 3 çocuk atışmasını yazdı.

Oh olsun size.

Yazarın konuyla ilgili diğer makalesini okumak için tıklayın…

Yazarın diğer makalesini okumak için tıklayın…  Ne üzülür, ne sevinir fakat oyalanır olduk! || ZEYNEP TAN

Yazarın iki bölüm halinde Zeitgeist oluşumunun Ankara Koordinatörü Cihan Aydın ile  söyleşisini okumak için tıklayın..

Söyleşinin ikinci bölümünü okumak için tıklayınız….

Yorumlar

yorumlar

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir